‘Beslenme’ Kategorisi Yazıları
Obezite Nedir? Obezite Hastaları Nasıl Beslenmelidir?
Obezite ( şişmanlık ) halk arasında en çok rastlanan hastalık türlerinden biridir. Türkiye’ de dengesiz ve düzensiz beslenme sonucu özellikle küçük çocuklarda görülmektedir. Çocuğun en önemli çağı olan gelişim döneminde aile tarafından oldukça dengesiz bir şekilde beslenmesi ve alması gereken besin öğeleri ( vitamin, mineral ) almaması sonucu Obezite hastalığı görülür.
Obezite Hastaları Nasıl Beslenmelidir?
Obeziteye yakalanmış bir kişi öncelikle günde 5 öğün yemek yiyerek, bu öğünleri atlamamaya özen göstermelidir. Bu öğünlerde ise kesinlikle sofranızdan eksik etmemeniz gereken besin öğeleri ise sebzelerdir. Öğünlerinizde olmaması gereken besin grupları ise şeker ve yağlı gıdalardır. Diyet yaparken ve düzenli beslenirken şekeri tamamen çıkartabilirsiniz. Şeker eksikliği yaratmayacak ve sorun çıkartmayacaktır. Ancak yağlı yiyecekleri tamamen soframızdan eksik etmek yanlış olur. Bunun yerine tamamen yağlı yiyecekler yerine daha az yağ oranı bulunan yemekler tüketmeliyiz. Yazının Devamını Okuyun.. »
Trans Yağ Nedir?
Trans yağlar sentetik olarak yapılır, bunlar doğal olarak oluşmaz. Trans yağlar sıvı bitkisel yağları katı yağ yapabilmek için onlara hidrojen eklenme işlemi olan endüstriyel bir süreçle meydana getirilir. Bunlar ayrıca kısmen hidrojenlenmiş yağlar olarak da bilinir.
Trans yağlar tekli doymamış ya da çoklu doymamış olabilir fakat hiçbir zaman doymuş olmaz. Bir trans yağ trans-izomer yağ asitleriyle bir doymamış yağ çeşididir. Bu yüzden trans yağlar doymuş yağlardan daha az hidrojen atomuna sahiptir.
Trans yağlar insan hayatı için gerekli değildir ve genellikle sağlığı iyi yönde desteklemez. Trans yağ tüketmek kötü LDL kolesterol seviyesini arttırır ve iyi HDL kolesterol seviyesini azaltır ve böylece koroner kalp damar hastalıkları ve inme riskini arttırır.
Uzmanlar kısmen hidrojenlenmiş yağlardan olan trans yağların sağlığınıza doğal olarak oluşan yağlardan daha kötü olduğunu söylemektedir.
Trans yağlar çok tercih edilmektedir çünkü gıda firmaları bunun kullanımını kolay üretimini de ucuz bulmaktadır. Bunlar ayrıca uzun süre dayanmakta ve yiyeceğe iyi bir tat vermektedir. Trans yağlar ticari tavalarda birden çok kez kullanılabildiği için fast food restoranlarında çok fazla tercih edilir. Dünyada birçok şehir trans yağ kullanan imalathaneleri ve restoranları durdurmaya çalışmaktadır.
Trans yağlar genel olarak nerede bulunur?
• Kızartma türü yiyeceklerde
• Tatlı çöreklerde
• Tart, pasta, bisküvi, pizza hamuru, hamur işi, kraker, bazı margarinler, katı yağlar ve birçok fırınlanmış yiyecekte bulunur.
Eğer besin etiketinde kısmen hidrojenlenmiş yağlar yer alıyorsa bu o yiyeceğin trans yağ içerdiği anlamına gelir. Amerikan Kalp Vakfı(The American Heart Association) trans yağları tüketiminizin toplam kalori alımının %1’i aşmaması gerekmektedir.
Atkins diyeti doymuş yağın gereğinden fazla kötü yağ olarak düşünüldüğünü söylemektedir. Atkins diyeti ayrıca trans yağların damar hastalıkları geliştirmede çok daha fazla önemli bir rolü olduğunu eklemektedir.
Ne Kadar Yağ Yemeliyim?
• 2 ile 3 yaşındaki çocuklar – %30-%35 toplam kalori alımıyla sınırlı toplam yağ
• 4 ile 18 yaşındaki çocuklar – %25-%35 toplam kalori alımıyla sınırlı toplam yağ
• 19 yaşında ve daha büyük yetişkinler – %20-%35 toplam kalori alımıyla sınırlı toplam yağ
Uzmanlar bir yetişkinin %30 yağ, %30 protein ve %40 karbonhidrat tüketmesi gerektiğini söylemektedir ve omega 3 ve bitkisel yağların önemli yağlar olduğunu belirtmektedir.
Son 50 yılda birçok ülkede aşırı kilolu insanların sayısı önemli bir oranda artmıştır. Bu birçok faktörden kaynaklanabilir fakat insanların yağ alımının artmasından kaynaklanmamaktadır. Son 50 yılda yağ tüketimi değil toplam kalori yüzdesi olarak karbonhidrat tüketimi çarpıcı bir şekilde artmıştır. Yağ tüketimi vücudunuzun daha çok insülin üretmesine neden olmaz buna neden olan karbonhidrattır. Daha fazla insülin üretmeniz daha fazla enerjiye neden olur ve vücudunuz daha fazla yağ depolar. Ne kadar yağ tüketeceğinize karar verirken cevabın çok basit olmadığını unutmayın. Birçok yağ, karbonhidrat ve protein çeşidi vardır.
Havuç Suyunun Faydaları
Havuç Suyu,Havuç Suyunun Zararları,Havuç Suyunun Yararları
Vücutta A vitamininin ön öğesi karotenler içermektedir.
Karotenler vücutta ince bağırsaklarda ve karaciğerde karotene dönüşür.
İnsan ihtiyacının 5 katı karoten olursa bunu depolayacak yer kalmaz ve zehirlenme etkisine haiz olabilir.
Havuçta da karoten olduğu için bu söylenenler havuç için de geçerlidir.
Çocukluk Çağı Şişmanlığı
Çocuklarda ki şişmanlık göz ardı edilmiştir. Oysa ki yetişkin şişmanların büyük çoğunluğunda bu durumun başlangıcının çocukluk yıllarına uzandığı bilinmektedir. Şişman çocuk, vücut ağırlığı fazla olan çocuk demek değildir. Şişman çocuk vücutta yağ dokusu fazla olan çocuktur. Örneğin boyları uzun kas kütleleri fazla olan çocuklar şişman olmadıkları halde yaşıtlarından daha ağır olabilirler. Önemli olan çocuğun boyuna göre uygun ağırlıkta olmasıdır.
Bebeğin beslenme şekli ileride oluşabilecek sağlık sorunlarının önlenmesi açısından çok önemlidir.
İlk dört ayda bebeğin tek başına anne sütüyle beslenmesi, 5. aydan itibaren azar azar uygun ek besinlere başlanması gerekir. Ek besin verme uygulamaları çocuğun beslenme alışkanlığı kazanmasında önem taşır. Anne sütünden sonra ilk besin tatlı olmamalı, meyve suyu, meyve ezmesi, yoğurt, sebze ve tahıl çorbalardan olmalıdır. Böylece tatlıya düşkünlük önlenebilir. Birçok aile çocuklarının zayıf olduğundan yakınırlar. Boyu uzayan, ağırlığı normal sınırlar içerisinde olan çocuğun beslenmesinin yeterli olduğu kavramının geliştirilmesi gerekir.
Beş yaş grubu çocukların doğru alışkanlık kazanmalarında anaokulları önem taşır.
Çocukların boy ve ağırlıkları her ay ölçülerek şişmanlamaya yatkın olanların aileleri uyarılarak gerekli önlemin zamanında alınması sağlanabilir. Anaokullarında spor faaliyetlerinin arttırılması, yemeklerde yüksek enerjili, özellikle yağ ve şekeri çok içeren besinlerin sınırlanması bir yandan şişmanlığın önlenmesinde diğer yandan yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığının kazanılmasında etkili olur.
ŞİŞMANLIĞIN TANI YÖNTEMLERİ
Şişmanlığın belirlenmesinde yaşa göre ağırlık ve boy cetvelleri kullanılabilir.
Ergenlik çağında derialtı ve toplam beden yağı ile beden kitle indeksi (BKI) arasında bir bağlantı olduğu bildirilmiştir. Yetişkinlikte BKI nin 30 un üzerinde olması sağlık riski yaratan şişmanlık olarak tanımlanmaktadır. BKI nin 25-29,9 arasında olması toplu ve hafif şişman olarak kabul edilmektedir.
ŞİŞMANLIĞIN NEDEN OLDUĞU HASTALIKLAR
Ergenlik çağında şişmanlıkla ilgili olan hastalık göstergelerinin incelenmesi önemlidir. Bunların başlıcaları; aile öyküsü, kan basıncı, total kolesterol, BKI’inde değişmedir.
Ergenin ailesinde şeker hastalığı, kalp-damar hastalıkları, yüksek tansiyon, yüksek kan yağ değerleri gibi sorunların bulunması ileride bu hastalıkların ortaya çıkış riskini arttıracaktır. Ailesinde bu hastalığı olan, kan kolesterolü 200 mg/dl üzerinde olan, yaşına göre BKI değeri yüksek olan ve gittikçe yükselme eğilimi gösteren ergenler risk grupları olarak tanımlanır. Bunların mutlaka uzman sağlık ekibi tarafından incelenmesine gerek vardır.
OKUL ÇAĞI ÇOCUKLARINDA ŞİŞMANLIĞI ÖNLEMEDE EN ETKİLİ YÖNTEM FİZİKSEL AKTİVİTEYİ ARTTIRMAK
Ergenlik, yaşam biçimi ve beslenme alışkanlıklarının yerleştiği dönemdir. Çocukların ve ergenlerin düzenli fiziksel aktivite yapmaları, yeterli ve dengeli beslenmeleri için okul ve aile işbirliği yapmalıdır. Okul yemek sistemleri ve okul kantinleri çocukların yeterli ve dengeli beslenmelerine uygun hale getirilmelidir. Okullarda her çocuğun belirli bir spor dalına gitmesi teşvik edilmeli ve uygulama alanı sağlanmalıdır. Fiziksel aktivite arttırılarak şişmanlığın önlenmesi en akılcı yoldur.
Oyun oynamak ve spor yapmak yerine televizyon karşısında oturan, bilgisayar oyunlarıyla zaman geçiren çocuk daha fazla şişmanlar.
ÇOCUK NASIL ZAYIFLAMALI ?
Çocukta hızlı kilo kaybı gelişiminde durgunluğa neden olur. Bu yüzden uzmana danışmadan herhangi bir diyet yaptırılması çok tehlikelidir. Şişman kişinin çocuğu da şişman olur görüşü genel olarak doğrudur. Kalıtımın yanında çocuğunuz sizin beslenme alışkanlıklarınızı kazanır. Bunun için önce kendimiz sağlıklı beslenmeyi öğrenelim, sonra da çocuklarımıza doğru beslenme alışkanlıkları kazandıralım.
Çocuğunuz risk grubu içerisindeyse yaşam biçimi değişikliği ve beslenme konusunda bilinçlenmesi ileriki yaşlardaki şişmanlığın ve buna bağlı hastalıkların önlenmesinde önem taşır.
BESLENME ÇANTASI
Beslenme çantası için kolay taşınır hem de besleyici değeri yüksek besinler seçilmelidir. Örneğin;
· Peynirli, tavuklu, yumurtalı sandviç
1 meyve ya da kutu meyve suyu
· Haşlanmış ya da patlamış mısır
1 kutu süt
· 1 dilim kek
1 kutu süt
· Simit, Ayran
· Kuru meyve, kuruyemiş karışımı
· 1 kâse sade ya da meyveli yoğurt
KAHVALTI
Kahvaltı için daima yeterli zaman ayırmak gerekir. Kahvaltı etmeden okula gitmek dersleri anlamayı zorlaştırır, dikkati dağıtır, yorgunluk hissi verir.
1 bardak süt, yumurta,5 zeytin, ekmek, portakal veya domates
1 porsiyon peynirli omlet, 1 bardak taze meyve suyu, ekmek
Peynirli tost ya da sandviç, 1 bardak taze meyve suyu
1 bardak süt, buğday gevreği, meyve
1 bardak süt, reçelli veya ballı ekmek, meyve
1 bardak süt, 2–3 kaşık tahin-pekmez, ekmek, meyve
ÖĞLE YEMEĞİ VE FAST FOOD
Okul kantinlerinde genellikle fastfood olarak adlandırılan ayaküstü yemek çeşitleri tüketilmektedir. Kalorisi, yağı ve tuzu fazla, A, C vitaminlerini özellikle kalsiyumu düşük düzeylerde içeren bu besinlerle yeterli ve dengeli beslenme olanaksız gibidir. Ancak, bu yiyecekleri öğle yemeğinde tüketen çocuğunuzun akşam yemeğinde sebze ya da baklagil yemekleri, salata, meyve tüketmesini sağlayarak zararları en aza indirebilirsiniz. İşte size örnek menüler;
· Hamburger, Ayran, Meyve
· Çizburger, patates tava, taze meyve suyu
· Lahmacun, Ayran, yeşillik
· Pizza, taze meyve suyu
· Peynirli Tost, taze meyve suyu
· Dürüm Döner, yeşillik, ayran
Çocuklarda Obezite ve Egzersiz
Dünya Sağlık Örgütü çocukluk döneminde görülen obeziteyi global epidemi olarak adlandırmaktadır. Hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde çocuk ve ergenlerde gözlenen obezite, toplum genelinde gözlenen en yaygın beslenme sorunudur ve hızlı bir artış göstermektedir.
Çocuklarda ve ergenlerde vücut yağlanması büyüme ve cinsiyete bağlı değişiklikler gösterir. Bu nedenle çocukluk ve ergenlikte obezite tanısı büyüklerden farklı olarak yaş ve cinsiyet faktörlerinin göz önüne alındığı persantil eğrileri denen çizelgeler yardımıyla yapılmaktadır. Değerlendirme yapmadan önce bireyin boy ve kilosunun ölçülmesi buradan yola çıkarak da vücut kitle indeksi (VKİ) denen hesaplamanın yapılması gerekir. Bu hesaplama basittir ve herkes yapabilir (VKİ= AĞIRLIK (kg) ÷ BOY (cm)2). Okul öncesi dönemde vücut kitle indeksi bir miktar azalma gösterdikten sonra yetişkinlik dönemine kadar sürekli artar. Genellikle 95 persentilin üzerindeki çocuklar kilolu/obez sınıfına dahil edilirler. Örnek olarak eğer bir çocuk 95 persentilde bulunursa bu aynı yaş ve cinsiyetteki 100 çocuktan 95 inin ölçülen kişiden daha düşük VKİ değerine sahip olduğu anlamı taşımaktadır. Buna göre 85-95 persentil arasında olan çocuklar kilolu olma riski taşıyanlar 5-85 persentil arası olanlar normal, 5 persentil altı olanlar ise düşük kilolu sınıfına dahil edilirler. Sizde çocuğunuzun hangi durumda olduğunu VKİ’ni hesapladıktan sonra persentil eğrilerine bakarak kolayca bulabilir çocuğunuz için persantil takibi yapabilirsiniz.
Çocuklarda Obezitenin Olası Nedenleri ve İzlenecek Yol
Kilolu ve obez olma durumu birçok faktöre bağlı olmakla beraber en sık karşılaşılan durum enerji alımı ve harcanımı arasındaki dengesizliktir. Buna katkıda bulunan çeşitli genetik ve çevresel faktörler tanımlanmıştır. Ayrıca ender olmakla beraber bazı hormonal dengesizlikler, metabolik hastalıklar ve kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları potansiyel nedenler arasında sayılabilir. Şişmanlığın yaklaşık %10’u genetik veya hormonal bozukluklardan kaynaklanırken olay büyük ölçüde kalori alımı ve harcanımı arasındaki dengesizlikle ilişkilidir. Dolayısı ile dünyada bu sorununun çok hızlı artış gösterdiği düşünüldüğünde sıklıkla duyduğumuz “tüm ailem kilolu” veya “benim salgı bezlerimde problem var” gibi deyişler sadece genetik veya metabolik faktörler ile obezite sorununun açıklanamayacağını göstermektedir.
İlk değerlendirme sonrasında çocuğunuz 95 persentil ve üstünde ise çocuk hastalıkları uzmanı tarafından klinik olarak araştırılması ve obezite nedenlerinin gözden geçirilmesi uygundur. Ayrıca, VKİ değeri 85-94 persentil arasında bulunduğunda aile hikayesi, kan basıncı, total kolesterol düzeyi, ortopedik problemler, VKİ de ani değişimler ve kilo ile ilgili psikososyal durum açılarından araştırma yapmak yerinde olur. Bu sayılanlardan herhangi birinde sorun varsa yine uzman görüşüne başvurmak gerekir. Çocuklarda büyüme devam ettiği için 2-7 yaş arası ve herhangi bir hastalığın olmadığı durumlarda genellikle negatif kalori dengesine girerek kilo vermek önerilmemektedir. Mevcut kilonun korunarak çocuk büyüdükçe VKİ de zaman içinde azalma meydana gelmesi bu arada da sağlıklı beslenme ve egzersiz alışkanlıklarının oluşturulması tercih edilen yaklaşımdır. Bu son saydığımız sabır ve uzun soluklu bir mücadele gerektirir ve bu mücadelede ailenin katkısının önemini ne kadar vurgulasak azdır. Bazı durumlarda bu çabalara beslenme ve egzersiz uzmanlarının da katkısı gerekebilir. Yedi yaş ve üstü çocuklarda ise vücut kitle indeksi 95 persantil ve üzerinde bulunduğunda uzman denetiminde kilo vermek düşünülebilir.
Çocuk Obezitesinin Olası Sonuçları
Kilolu veya obez olma durumunda çocuk ve ergenlik dönemlerinde en sık ortaya çıkan sorunlardan bir tanesi psikososyal fonksiyonlarda bozulmadır. Birçok kilolu çocuk dış görünümleri nedeniyle sataşmalara ve alaya maruz kalmakta, takım oyunu gibi fiziksel aktivite gerektiren durumlarda iyi performans gösterememekte, kendilerini bu tür aktivitelerden uzak tutmaktadırlar. Bu psikososyal etkiler sıklıkla hareketsizliğe yol açmakta, hareketsizlik de obeziteyi arttırmaktadır.
Yapılan bilimsel çalışmalar yağ dokusunun sadece yakılamayan enerjinin depo edildiği bir doku olmadığını, yağ dokusundan kana bazı zararlı moleküllerin salındığını ve zaman içinde bu moleküllerin kalp-damar sistemini, hormonal dengeyi ve metabolizmayı etkileyerek çeşitli hastalıklara yol açtığını göstermektedir. Bu sağlıksız durumlar arasında glikoz toleransında bozulma, TipII diyabet (şeker) hastalığı, yüksek tansiyon, uyku bozuklukları, solunum ve sindirim sistemi rahatsızlıkları, kalp hastalıkları sayılabilir. Görüldüğü gibi yağ dokusu ne kadar fazlaysa bu risklerde o kadar artmaktadır. Daha da dikkate değer olan ise orta yaş ve üzerinde görmeye alıştığımız bazı hastalıkların (yüksek kan basıncı, diyabet vb) artık çocukluk çağında da sık karşılaşılmaya başlanmasıdır. Söz gelimi, araştırmalara göre kilolu çocuk ve ergenlerde ¼ oranında insuline direnç meydana geldiği, bu grup çocukların % 3’ünde tanı konmamış diyabet hastalığı bulunabileceği ileri sürülmektedir (1). Araştırmalar bu anormalliklerin ergenlik döneminde artış gösterdiğini, kilolu ergenlerin yaklaşık %29’unda metabolik sendrom denilen metabolik anormalliklerle karakterize durum geliştiğini ileri sürmektedir. Ayrıca halk sağlığı açısından düşünüldüğünde okul öncesi dönem kilolu çocukların yaklaşık 1/3’ü, ergenlikteki kilolu çocukların ise yaklaşık yarısı kilolu ergenlere dönüşmektedir (2).
Tedavi ve Önlemler
Değişikliklere hazır olma durumunun araştırılması: Kilo takip programları çocuğun, erişkinin veya anne ve babanın yaşam tarzı değişiklikleri için kendilerini hazır hissetmemeleri durumunda başarısızlığa uğramaktadır. Başarısız bir program ise çocuğun kendine güveninde azalma, gelecekte kilo kontrolü için gerekecek enerjinin boşa harcanmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle aile bireylerinin konuya ilgisinin araştırılması, kilo kaybedilmenin mümkün olup olamayacağına ilişkin inancın sorgulanması, pratik anlamda hangi değişikliklere hazır olunduğunun araştırılması gerekmektedir.
Sağlıklı ve dengeli beslenme stratejilerinin anlatılması, uygun fiziksel aktivite programının düzenlenmesi obezitenin engellenmesi ve tedavisi için mutlaktır.
Fiziksel aktivite ve beslenme alışkanlıkları: Çocuklar için ilk kural aktivitenin eğlenceli, zevkli ve ödül içeren tarzda olması gerektiğidir. Çocuklardan sağlıklı olmak için hareket etmelerini beklemek gerçekçi olmaz. Hareketsizlikle yakından ilgili aktivitelerin (bilgisayar oyunları, televizyon seyretme) azaltılması gerekmekte, aile bireylerinin katılımı özel önem arz etmektedir. Özellikle 10 yaş altı çocuklarda yaşam tarzı büyük ölçüde aile bireyleri tarafından belirlenmekte bu nedenle tüm aileyi içine alan aktiviteler ve beslenme alışkanlıkları önem kazanmaktadır. Unutmayalım ki bu yaş grubundaki çocuklar ağırlıklı olarak evde bulunan yiyeceklerle beslenmektedirler. Sağlıklı yiyecekler tüketmeyi eğlenceli hale getirmek (örn. yoğurt içine kesilmiş sebze meyve parçaları yerleştirmek), yiyecek hazırlanışında çocuğun da olaya dahil olmasına izin vermek gibi yöntemler faydalı olabilir.
Bağımsızlıklarını kazanma konusunda oldukça istekli olan ergenlere ise yemek yapımında daha çok sorumluluk verilebilir. Ergenler için ebeveynlerin egzersiz ve beslenme konusundaki yapıcı önerileri ve motivasyonu ayrıca önemlidir. Bu grupta yürüme ve koşu önerilmekle birlikte ergenler tarafından genellikle tercih edilmez. alternatif olarak dans, basketbol, bisiklete binme, paten veya oyunsal aktiviteler önerilebilir. Kendine güveni arttırıcı potansiyel aktiviteler olarak vücuda odaklanmayı azaltan, örneğin spor salonlarında ayna karşısında yapılan aktiviteler yerine açık havada yürüyüşler, doğa sporları tercih edilebilir. Ayrıca, ergenler yetişkinlerin yaptığı kuvvet arttırıcı egzersizlerden hoşlanırlar. Bu tür egzersizler kısa sürede etki gösterdiği için motive edici de olabilir. Kıvraklık, çeviklik veya hız gerektiren aktiviteler yerine kuvveti öne çıkaranlar tercih edilebilir. Bunlara ilave olarak çocuklara egzersizi özendirici hediyeler seçilmesi, okul sonrası ev ödevine başlamadan aktivite yapılmasının özendirilmesi gibi yöntemler denenebilir.
Hedefler gerçekçi seçilmeli belirli bir vücut ağırlığını hedef almak yerine sağlıklı yemek yeme ve aktif olma ön plana çıkarılmalıdır. Ayrıca zaman içinde kilo korunursa çocuk büyüdükçe vücut kitle endeksi yavaş yavaş azalma gösterecektir. Kilosunu korumada başarılı olan 95 persantil üstü çocuklarda ayda yarım kilo olacak şekilde uzman gözetiminde kilo verdirici beslenme önerilebilir. Ancak bu hedef sağlıklı beslenme davranışlarının önüne geçmemelidir.
Önerilen yöntemlerden birisi de 5+2+1 kuralıdır. Bu yöntem gün içinde en az beş çeşit sebze veya meyve tüketilmesini, akademik çalışmalar (ödev, proje vb) dışında geçen hareketsiz sürenin 2 saati geçmemesini ve günde en az 1 saat fiziksel aktivitede bulunulmasını içermektedir. Diğer sağlıklı seçimler arasında aile bireylerinin sofraya birlikte oturması (televizyondan uzak), yiyeceğin ödül veya ceza olarak kullanılmaması, mutfakta atıştırmaya yönelik yüksek kalorili yiyecekler yerine sağlıklı sebze ve meyvelerin bulundurulması sayılabilir. Aç olunduğunda yemek yemenin doğal yani fizyolojik bir olay olduğu anlatılmalı benzer şekilde tokluğun fark edilmesinin yöntemleri sabırla öğretilmelidir.
1- Sinha, M.K. ve ark. Prevslsnce ofimpaired glucose tolerance among children and adolescents with marked obesity. N.Eng. J. Med. 346(11):802-810, 2002.
2- Cook, S. Ve ark. Prevalance of a metabolic syndrome phenotype in adolescents: findings from the third National Healty and Nutrition Examination Survey. Arch. Pediatr Adolesc Med. 157(8) 821-827, 1988.
Çocuğunuzun İştahsızlık Sorununa 15 Çözüm
Pek çok anne, çocuğunun gerektiği gibi beslenemediğini düşünür. Bunların bir kısmı, sadece kuruntudan ibaret olmakla birlikte; bir kısmının da gerçeklik payı vardır. Öncelikle emin olmanız gerekiyor, yani çocuğunuz, gerçekten iştahsız ve yeteri kadar beslenemiyor mu? Emin olduktan sonra ise; çözüm arayışına gitmek konusunda size çok iş düşüyor. İşte size iştahsız çocukların sorununa 15 çözüm önerim:
Çocuğum yemek yemiyor diye üzülen anneler!
1- Beslenmenin gerçekten önemli olduğuna onu inandırın
Çocuğunuza, beslenmenin önemini kavratan hikayeler, masallar anlatın; ona örnekler verin. Beslenmenin insan sağlığı için ne kadar önemli olduğuna inanmasını sağlayın.
2- Çocuğunuza beslenmeyi sevdirin
Beslenmenin eğlenceli olduğunu çocuğunuza hissettirin. Gülerek, oynayarak yemek yemesini sağlayın. Yemek yerken ona müdahale etmeyin, yiyecekleri istediği gibi döke saça yemesine izin verin.
3- Yemekleri çocuğunuz için çekici hale getirin
Ayıcık şeklinde kesip çocuğunuzun tabağına koyduğunuz bir dilim ekmek, gülen suratlı bir makarna tabağı, tabakta resim şekline getirilmiş çeşitli sebzeler, misket görünümünde köfteler, çiçek şeklindeki yumurta halkaları… Besinleri çocuğunuzun hoşuna gidecek hale getirin. Bu, sizin hayal gücünüze kalmış ama bir ipucu vermek gerekirse; çocuğunuzun sevdiği oyuncaklar ve çizgi film karakterleri gibi cisimler üzerinden giderseniz, daha başarılı olursunuz.
4- Çocuğunuza zorla yemek yedirmeyin, ısrar etmeyin
Çocuğunuza zorla yemek yedirmeyin! Eğer zorlarsanız, çocuğunuz yemek yemekten daha fazla uzaklaşabilir. Bu davranış, çocuğunuzda alışkanlık haline de gelebilir.
5- Beslenmesinde sevdiği besinleri kullanarak sevmediği besinlere alıştırın
Önce; çocuğunuzun severek tükettiği sağlıklı besinleri belirleyin. Bu besinlerle, çocuğunuzun fark etmeyeceği kadar az miktarda, severek tüketmediği, ancak tüketmesi gereken önemli besinleri karıştırıp, çocuğunuzun yemesini sağlayın (Bu karışımı her seferinde yapmayın. Bazen sevdiği besini tek başına verin.). Zaman içinde, karıştırdığınız besinin miktarını artırarak tükettirmeye devam edin. Belirli bir süre sonra, sevdiği besine karıştırdığınız bu besini az miktarda tek başına vermeye başlayabilirsiniz. Bu besin, çocuğunuzun damak tadına artık ters gelmeyeceği için, rahatlıkla tüketebileceği bir hal alır. (Karışım haline getirdiğiniz yemeğin, tadının güzel olmasına ve karıştırdığınız diğer besinle uyumlu olmasına önemle dikkat edin.)
6- İçecekleri yemekten önce tüketmemesini sağlayın
Pek çok çocuk, yemek saatinden önce acıkır ve bir şeyler içmek ister. Bunun sonucunda, midesi dolu olduğundan yemek yemek istemez, kendini tok hisseder. Bu nedenle; çocuğunuzun yemekten 1 saat öncesine kadar ve tabii yemek sırasında, sıvı alımını sınırlandırın. Masaya içecek koymamaya çalışın.
7- Çocuğunuza verdiğiniz yemeklerin karışık tatlarda olmamasına özen gösterin
Çocuğunuz, birçok besinin bulunduğu, bulamaç haline getirilmiş bir besini tüketmek istemeyecektir. Siz ister miydiniz? Bu besinlerin hepsi, besin değeri yüksek besinler olsa da tüketim açısından çekici gelmez ve çocuğunuz, yediği besinin karmaşık tadından rahatsız olabilir. Bu nedenle; çocuğunuza besinleri genellikle tek başına, yani ayrı tatlarda tükettirmeye çalışın. Çocuğunuzun damak tadı bu yönde gelişeceğinden, ileride de zorluk yaşamaz.
8- Çocuğunuzun tükettiği besinlerde çeşitlilik yaratın
Aynı yemekleri, çocuğunuzun önüne sık sık koymayın. Hem besin değeri çok yüksek hem de çocuğunuzun sevdiği bir besini ona tükettirmek istiyorsanız, farklı hazırlama ve pişirme yöntemleri kullanarak değişik yemekler yaratın. Örneğin; bir gün salçalı köfte, başka bir gün sulu köfte, patatesli köfte, sebzeli köfte, yoğurtlu köfte gibi alternatifler oluşturun.
9- Yemek saatlerini iyi seçin
Yemek saatlerini, çocuğunuzun uykusuz ve huzursuz olduğu saatlere değil; daha neşeli, keyifli olduğu saatlere denk getirin. Çocuğunuzun, yemeğini doğru saatlerde yemesi, ona daha keyifli ve sağlıklı yemek yiyebileceği bir düzen oluşturur.
10- Porsiyonlarını iyi ayarlayın
Onun bir çocuk olduğunu, gereksinimlerinin size oranla çok daha az olduğunu unutmayın ve tabağına, tüketebileceği miktarda yemek koyun. Bir diyetisyen yardımı alın ve çocuğunuzun gereksinimlerini birlikte belirleyin. Fazla miktarda koyduğunuz yemek, çocuğunuzu korkutabilir ve hepsini yiyemeyeceğinden, sizde; “Yine tabağındakini bitirmedi” psikolojisi oluşturabilir. Fazla porsiyonlardan onu mümkün olduğunca uzaklaştırın.
11- Çocuğunuzu sağlıksız atıştırmalardan koruyun
Çocukların pek çoğu; gofret, çikolata, kek, şeker, cips gibi besinleri tüketmeyi çok sever. Bu besinler, hem çok sağlıksızdır hem de bunları tükettikten sonra çocuğunuz yemek yemek istemeyecektir.
12- Sevmediği bir besini sık sık ona hatırlatmayın
Örneğin; çocuğunuz taze fasulyeyi sevmiyor olsun. O gün taze fasulye yaptıysanız; sofrada çocuğunuz dahil herkesin tabağına fasulye koyun. Sofrada taze fasulyeyi sevip sevmeme konusunu açmayın; çok normal bir şekilde tüketmeye başlayın. Çocuğunuz, herhangi bir baskı veya tepki görmediği için, kendi isteğiyle bu besini denemek isteyecektir.
13- Mutfakta size yardım etmesine izin verin
Yemek yaparken veya hazırlarken, çocuğunuzun size yardım etmesine izin verin. Sofrada ise, onu, yardımından dolayı takdir edin. Kendi yardımıyla hazırlanan yemeği iştahla yemek isteyecektir.
14- Yemeklere farklı isimler takın
Yemeklere, komik ve ilginç isimler takabilirsiniz. Bu durum, çocuğunuzda merak uyandıracak, yemeğe olan ilgisi artacaktır.
15- Yemek yerken dikkatini dağıtacak faaliyetlerden uzak tutun
Çocuğunuza, çok sevdiği bir çizgi filmin karşısında yemek yedirmeyin. Çocuğunuz yediğinin farkında olmayıp, tüm dikkatini çizgi filme vermek isteyebileceğinden yemek yemeği reddedebilir.
İştahsızlığın Nedenleri Nelerdir ?
İŞTAHSIZLIK HANGİ DÖNEMDE BAŞLAR ,SEBEPLERİ NELERDİR?
Herhangi bir fizyolojik rahatsızlığı olmayan doktor kontrolünden geçen iştahsız çocuklarda psiko – sosyal ve çevresel faktörler çocuğun iştahını etkilemektedir.
Özellikle 1 -5 yaş arası çocukluk döneminde iştah azalıp artmaktadır.15 ve 18. aylar arasında iştah seviyesi en düşük düzeydedir. İlerleyen aylarda aşırı açlık ve yeme isteğinin azalmasına ve besini reddetmeye kadar uzanır.1-5 yaş arası çocuğun en önemli silahı yiyeceği reddetmesi ve aileye yada çevreye duyduğu tepkiyi yemek yemekle dile getirmektedir.
ANNELERİN DAVRANIŞLARI ÇOCUĞUN BESLENMESİNDE ROL OYNAR MI?
Yemek artıkları,herhangi bir şeyin dökülmesi ile verilen aşırı tepki verilmesi diğer çocuklarla kıyaslanması ,çocuğun ayıplanmaktan korkmasına neden olur. Bu da aşırı iştahsızlık veya çocuğun hata yapmaktan korktuğu için yemek saatinde uykuya dalıp öğünü atlamasına neden olur.
Çocuğun yeterli yediğinden emin olmak için sürekli yemek ile ilgili mesajlar vermek
Yemeği bitirmesi için aceleci davranmak
Zaman sınırı koymak
Sofra kurallarına çok erken dönemde başlamak
Zorla bir şeyler yedirmeye çalışmak,
Çocuğun yediği ile yetinmemek ve aşırı porsiyon durumun
Sevmediği bir yemek olduğunda annesi dayanamayıp çocuğa farklı bir yemek hazırlaması ve çocuğunda bu duruma alışıp kendi istediği yemeyi yaptırana kadar yemek yemek konusunda direnmektedir.
Acıkmadan beslenen
Arkasından koşularak bir lokma verilen çocuklar
Bu tür davranışlar iştah azalmasına neden olduğu bildirilmektedir.
Diğer faktörler ;
Aile içi sorunlar
Evde sofra düzeninin olmaması
Annenin işe başlaması
Bakıcı değişiklikleri yine iştahsızlığa yada besinleri reddetmesine neden olur.
Form Çayları Kabızlığa Sebep Olabilir mi?
Form Çayları Kabızlığa Sebep Olabilir
Çok eskilerde tedavi amaçlı çeşitli bitkiler ilaç yapımında, güzellik amaçlı ya da destek tedavilerde kullanılmış.
Günümüzde de halen şifa kaynağı bitkiler yoğun olarak kullanılmaktadır.
En fazla kullanılanlar ise; sinameki, ekinezya, papatya çeşitleri, gingko biloba, ginseng, melatonin, yosun hapları, efedra olarak sayılabilir.
Bunların arasında sindirim sorunları için kullanılan sinameki, kabızlık için kullanılmaktadır ancak vücuttan suyun atılmasını hızlandıran etkisi de vardır.
Bu anlamda kullanılan diüretik çaylar yani zayıflama çayları ya da form çayları barsaklardaki “mikrovillus” denilen tüylerin küçülerek düzleştirdiğinden kabızlığa sebep olur.
Sinameki kontrolsüz olarak uzun süreli kullanıldığında, tüketilen besinlerin emilimini bozar ve kişi aldığı gıdalardan yararlanamaz.
Bir örnek vermek gerekirse; vücutta potasyum emilimi azalırsa kalp kaslarına olumsuz etkisiyle sorun oluşturacağından kalp hastalıklarını ortaya çıkarabilir.
Gıda Zehirlenmesi
GIDA ZEHİRLENMESİ
Bazı gıdaların, bayat, bozuk ve mikroplu olmaları ve bir takım zehirlerle temasa gelmiş bulunmaları bir takım mide barsak teşevvüşlerine yol açar. Bir çok mikropların pek şiddetli zehirler ifraz ettiklerini biliyoruz. Gıdalarda bu mikropların bulunması, üremesi ve bu toksin denilen zehirleri İfraz etmeleri çok tehlikeli hastalıkların meydana gelmesine ncbebiyet verir. Gıdaların kokuşmasından ileri gelen ve TOMAİN adını alan zehirler bu hususta büyük bir rol oynarlar. Acaba ptomain nedir? Mikropların ifraz ettikleri ve mikropların tahribe uğramasından açığa çıkan vücud maddeleri alkaloid denen bir takım zehirler husule getirirler. Bununla beraber ptomain husule getirecek kadar kokuşmuş bir madde nadiren yenir. Fakat bu kelime ile çok daha geniş manadaki zehirlenmeler kastedilir.
Mikroplaşmış gıdaların tevlid ettikleri zehirlenmeler iki Ijokildedir. Birinci şekilde mikrop bulaşmış gıda maddesi yenir ve mikrop ancak bu gıdayı yiyen insan uzviyetinde çoğalır ve tesir eder. İkinci şekilde ise bilâkis mikrop gıdada çognlır ve zehirini gıda içine yayar. Bu son gruptaki mikroplar toksin adını alan zehirle zararlı bir takım tesirler meyrtuna getirirler. En çok tanınan ve bu tipte hâdiselere sebep olan mikrop BOTİLİZMUS denilen hastalığa sebep olanıdır. Botilizmus çok vahim bir hastalıktır. Gıda zehirlenmelerin ekserisi botulizme bağlıdır.
Bundan başka insan gaitası ile dışarı atılan paratifo mikroplarının bir sınıfı da barsak ve mide bozuklukları yapar, bu da gıda zehirlenmeleri mevzuuna girer. Çünkü böyle bir madde gaita ile bulaşan yiyecekler bir takım mide barsak tesavvüsleri husule getirirler. Yiyecek maddeleri satan esnafın ellerinin ekseriya pis oluşu bakteriyel zehirlenmelerin sebeplerinden birini teşkil eder. Bilhassa salata, meyve gibi pişmeden yenen maddeler veya piştikten sonra tekrar ellerle temasa gelebilen söğüş, sandviç, muhallebi, dondurma, çörek, börek vesaire gibi yiyeceklerde bu mesele büyük bir önem taşır. Kışlalarda, mekteplerde, toplu kır gezintilerinden sonra bir çok kişinin birdenbire hastalandıkları oldukça sık tesadüf edilen olaylardandır. Aynı yemeği yedikten sonra hep beraber mide barsak bozuklukları gösteren ve hastalanan kimselerin gıda bir zehirlenmeye uğradıkları muhakkaktır. Esasen böyle bir hâdisenin tek manası da bundan ibarettir. Gıda zehirlenmeleri dikkatsizlik ve alâkasızlık neticesi bir takım kimyevî veya uzvî zehirlerin gıdalara karışmasından da ortaya çıkmış olabilir. Meselâ arsenik, kurşun, teneke, çinko ve bakır kaplar bu hususta ehemmiyetli bir yer işgal ederler.
Yine gıda zehirlenmeleri bahsinde zehirli mantarlar ve zehirli balıklar da mevzuubahis edilebilirler.
Arazlar : Zehirli bir yemek yedikten birkaç saat sonra bir takım mide barsak bozuklukları ortaya çıkar. Hastalığın ağırlığı şahsa ve vak’aya göre değişir. Sadece bir karın ağrısı, ishal ve bulantı olabileceği gibi, şiddetli bir sancı kusma ve bitkinlik de kendini gösterir. Hastalık bir kaç saatten bir kaç güne kadar devam edebilir.
Ne yapmalı : Mümkün olan süratle hemen bir tıbbî yararlanma temin ediniz. Mide ve barsakları alâkadar eden herhangi bir rahatsızlıktan sonra ağrı baş gösterdiği takdirde derhal doktora müracaat ediniz. Bu ne kadar çabuk yapılacak olursa, teşhis o kadar çabuk konur ve dolayısiyle tatminkâr bir tedaviye girişilir. Hastanın hayatı hemen hemen bu anda gösterilecek basitere bağlıdır. Eğer zehirlenmenin bir gıdaî zehirlenmeden ibaret olduğu kat’î olarak tahakkuk ederse yapılacak ilk iş bu gıdanın vücut dışına çıkarılmasıdır. O halde hastaya hemen sıcak tuzlu veya hardallı su vererek kusturunuz. Bu şekilde kusamazsa boğazını tahriş ederek kusturma çaresine bakınız. Kusmuk berrak ve temiz bir halde çıkıncaya kadar bu ameliyeye devam ediniz. Bu ana kadar şayet hekim henüz gelmemiş ise bir müleyyin veriniz veya. küçük bir lavman yapınız.