‘Bulaşıcı Hastalıklar’ Kategorisi Yazıları


Akciğer Veremi

Akciğer veremi: Bu hastalık yüzyılımız­da tehlikeli bir hastalık olmaktan çık­mıştır. Bu durumun başlıca nedenleri yaşam koşullarının daha iyi bir düzeye ulaşmış olması ve sağlık ve beslenme
kuralları ile ilgili bilgilerin yaygınlaşmasıdır. Ancak akciğer veremi bazı az ge­lişmiş ülkelerde hâlâ yaygın olarak görü­len bir hastalıktır.
Batı Avrupa’da akciğer veremi bütünüy­le ortadan kalkmış gibidir. İskandinav ülkelerinde çoktan tarihe karışmıştır. Aynı gelişmenin çok yakın bir gelecekte Almanya ve Amerika Birleşik Devletle­rinde de gerçekleşeceği sanılmaktadır. Bir zamanlar sanıldığı gibi, alkol alışkan­lığının, akciğer veremi için kesin bir ne­den olmamakla birlikte olumsuz bir et­ken olduğu gerçektir. Ayrıca alkolik kişi. tedavisi zor bir hastadır. Öteki hastalar gibi bakım ve tedaviye önem vermez; sağlık kurallarına uymaz. Akciğer vereminin yaşlılar arasında yay­gın oluşunun nedeni ise hastalığın yaşa­mın son yıllarında bulaşma olasılığının artması veya eskiden geçirilmiş bir veremin yeniden ortaya çıkmasıdır. Genellikle çok tüküren ve öksüren bu yaşlı kişilerin zararsız bir süreğen bron­şit geçirdikleri sanılır. Bu nedenle bu gi­bi kişiler çevrelerine sürekli mikrop ya­yarlar ve özellikle küçük çocuklar için tehlikeli olurlar.
Günümüzde etkisi son derece kesinleş­miş olan verem aşısı (BCG) bu hastalığa karşı başlıca savaş aracıdır. Veremin ilk aşamasında görülen başlıca belirtiler, iştah azalması, çökkünlük, zayıflama ve yorgunluktur. Çoğu kez ateş görülmez ancak bazen çok yüksek bir ateşe rastla­nabilir. Verem deride kızartılarla başgösterir. Eklem ağrıları, sindirim bozuk­lukları yanında, deride yumrular ve dö­küntüler görülür. Ağrılara yolaçan bu döküntünün rengi, farklılıklar gösterebi­lir. Küçük düğüm biçimi yumrular ba­cakların ön tarafında ve dizlerde mey­dana çıkarlar. Bu gibi durumlarda hiç zaman geçirmeden röntgen inceleme yapılmalıdır.
Verem yetişkinlerde radyoskopi muaye­nesi ile ortaya çıkar. Bu inceleme özel­likle yetişme çağındaki delikanlılara ve genç kızlara uygulanmalıdır. Bu dö­nemde akciğerle ilgili olmadığı halde, akciğer veremi belirtisi olabilen bazı işaretleri de ihmal etmemek gerekir. Bu belirtilerden başlıcaları sindirim zorluğu karın sancıları ve kadınlarda meydana gelen aybaşı bozukluklarıdır. Bu belirtilerin yanı sıra ilgi çekici bir başka belirti de kan kusmadır. Hastaya sorulduğunda bu genel çökkünlüğün birkaç haftadan beri sürdüğü anlaşılır. Akciğer veremi kimi zaman akciğer zarı yangısı veya bir başka akciğer rahatsızlı­ğı ile ortaya çıkar. Bu rahatsızlık akciğer yangısını veya gribi hatırlatır. Kanserde olduğu gibi bu belirtiler karşısında da verem olasılığı üzerinde durmak gerekir. Yapılacak ilk şey kesin teşhisi gerçekleş­tirmektir. Teşhis^ için en gerekli incele­me röntgen muayenesidir. Teşhis gerçekleştikten sonra hemen te­daviye geçmek gerekir, çünkü verem akciğerde bir oyuk açtığı zaman son de­rece bulaşıcı olur. Hastalık bu dönemde hastanın öksürüğü ile çevreye yayılır. Bundan sonra çevredeki gençlerde ,ve çocuklarda çoğu kere belirgin olmayan ilk hastalık belirtileri ortaya çıkar. Bu nedenle bir kişide vereme benzer bir belirti ortaya çıkınca bu duruma neden olan etkenin araştırılması çok önemli­dir.
Günümüzde antibiyotik tedavisinde sağlanan ilerlemeler bu hastalık için en büyük umut kaynaklarıdır. Teşhis tam zamanında yapılmış ise verem iyileşme­ye doğru gider. Tedaviye hemen başlan­ması çok yararlıdır. Kimi zaman tedavi hastalığın belirtilerini kısa sürede orta­dan kaldırır. Bu nedenle hasta çoğu kere daha ilk ayın sonunda iyileştiğini sanır. Oysa hekim gözetimi altında ya­pılan ve ilâçların yeterince kullanılma­sını gerektiren tedavi uzun bir süre ve düzenli olarak yapılmalıdır. Tedavinin süresi üzerinde ısrarla durmak gerekir. Örneğin altı ay yeterli bir süre değildir. En hafif durumlar için bir yıllık bir teda­vi başarılı sonuç verir. Bazen iki yıl ge­rekirse de, genel bir kural olarak on se­kiz aylık bir tedavi yeterlidir, denebi­lir.
Burada çok önemli bir başka sorun orta­ya çıkmaktadır. İlâç tedavisinin yanı sı­ra hasta dinlenmeli ve karantinaya alın­malıdır. Bakteriyolojik incelemeler, ve­remin gerilediğini tanıtlayana kadar ve­remli hasta çevresindekilere temas et­tirilmemelidir. Bu üzücü olabilen fakat vaz geçilmez bir zorunluluktur. Birçok durumlarda hastanın kendi evinde teda­vi edilmesi olanaksızdır. Hasta hastane­de ya da sanatoryumda tedavi edilir. Verem her ne kadar eskisi gibi ağır bir hastalık niteliğini taşımasa da, kısa sü­rede iyileşme umudu varsa da, hastanın aile yaşamına ve çevresine getirdiği hu­zursuzluk bakımından çok önemli bir hastalıktır.

Virüs Hastalıkları

Virüs hastalıkları : Virüs kaynaklı akci­ğer hastalıklarında son birkaç yıldan beri olağanüstü bir artış görülmektedir. Bu hastalıklara atipik zatürree dendiği de olur.
Virüs kaynaklı hastalıkların en yaygını griptir. Grip nezle ile başlar ve 38-39 de­rece ateş, genel kırıklık, eklem ve kas ağrıları ve solunum güçlüğü ile belirle­nir.
Virüs hastalıkları salgınlar halinde görü­lür. Bu hastalıkların kolay teşhis edilme­leri hastalar için bir bakıma tehlikelidir. Çünkü hasta güçlendirici birtakım ilâçlar kullanarak ya da bir doktora başvur­madan uyguladığı antibiyotiklerle ayak­ta tedavi yoluna gider. Ancak bu davra­nış çok yanlıştır. Çünkü virüs hastalıkla­rı daha ağır birtakım komplikasyonlara yolaçabilir, başka hastalıklara neden olabilirler. Bu durum daha çok yaşlı ki­şilerde görülür. Ayrıca daha önceden yetersiz miktarlarda alınan ilâçlar, vü­cutta bir direnç meydana getirerek has­tanın iyileşmesini güçleştirebilir. Virüs hastalıklarının nekahat döneminde uzun süreli bir yorgunluk görülür.

Bulaşıcı Hastalıklar

Bulaşıcı hastalıklar denilince, ünlü bil­gin Louis Pasteur’ü hatırlamamak elde değildir. Louis Pasteur mayalanmalar, koyunlarda görülen şarbon hastalığı ve kuduz konularında yaptığı çalışmalarla, tıp alanında o zamana kadar bilinme­yen birçok gerçeği açıklamıştır. Daha sonra, Roux, Calmette, Guerin, Yersin, Nicolle, Laveran gibi araştırıcılar Pasteur’ün mikroplara karşı giriştiği başarılı mücadeleyi sürdürmüşlerdir. Pasteur’den önce hastalıkların çoğunun kökeni bilinmiyordu. Hatta uzun süre tanrıların öfkesi hastalık nedenleri ola­rak gösterilmişti.
Bununla birlikte, XVI. yüzyıldan itiba­ren, Paracelse ve Ambroise Pare gibi bi­lim adamları, bulaşıcı hastalıklara fizik ötesi etkenlerin değil, somut nedenlerin yolaçtığını tanımamışlardır. Paracelse “Yaraların irinlenmesinde toz­ların rolü olmadığını sanmayın. Yarayı temiz tutun ve dış etkenlerden koruyun; kısa sürede iyileşecektir” şeklinde açık­lamalar yapmıştır.
Doktor olduğu kadar simyacı da olan Paracelse eterin duyum yitirici özelliği­ni açıklamış ve frengiyi cıva içeren ilâç­larla tedavi yoluna gitmiştir. 19 yaşından itibaren askerî birliklerde cerrahlık yapan Ambroise Pare ise savaş ortasında güç koşullar altında o devir (XVI. yüzyıl) için mucize sayılabilecek ameliyatlar gerçekleştirmiştir. İlkel bir uygulama olan kızgın demirle dağlama yöntemi yerine, kopan ya da kesilen or­ganın damarlarını bağlama yöntemini geliştirmiştir; Bu amaçla özel bir alet yapılmıştır.
Ama, cerrahî deney önsezisini bir yana bırakıp “bütün nesnelerin yüzeyine ya­yılmış olan” mikropların varlığını bilim­sel olarak ortaya koymağa yönelik çalış­malar ilk olarak Pasteur tarafından ya­pılmıştır.
Bu alandaki çalışmalar hâlâ sürüp git­mektedir. Günümüzde bile en güçlü elektronik mikroskoplar vücuda girdi­ğinde çeşitli tepkilere ve ortak bir belirti olarak, ateş yükselmesine yolaçan bazı virüsleri saptama olanağını sağlayama­maktadır. Bununla birlikte, her mikro­bun kendine özgü olan ve bir bulaşıcı hastalığı belirleyen dokusal bozuklukla­rı saptayarak çeşitli sonuçlara varmak mümkündür.

Bulaşıcı Hastalıklara Yolaçan Sebepler

* Birhücreli hayvanlar: Protoplazmayla sarılı bir çekirdekten oluşan ve hay­van olarak nitelendirilen tek hücreli ya­ratıklara örnek olarak sıtma plazmodyumu verilebilir.
* Bakteriler: Basit yapıdaki bu yaratık­lar bitki olarak kabul edilirler. Küçük bir çekirdek içeren ve küre, çomak ve sar­mal gibi değişik biçimlerde olan bakte­rilerin bazıları kendilerine her yönde hızla yer değiştirme olanağı sağlayan titreşici tüylerle donanmıştır. Yaşamları oksijenin varlığına bağlı olan bakteriler (aeroblar) ve havayla karşılaşınca he­men ölen türler (anaeroblar) olmak üze­re iki tür bakteri vardır. Bunlar vücutta kimyasal bir olaya yolaçarak zararlı olur­lar. Toksin ya da hücresel dengeyi boza­cak enzimler salgılama bu tür bir kimyasal etkinlik için örnek verilebilir.
* Virüsler : Temel maddeleri nükleoprotein olan çok basit yapılı cisimcikler­dir. Günümüzde virüslerin hayvansal yaşamla cansız madde arasında bir çeşit köprü kuran tek bir nükleoprotit mole­külünden meydana gelmiş oldukları dü­şünülmektedir, içine girdikleri vücut hücresinin tüm etkinliklerini engelleye­rek zarar verirler.
Charles Nicolle zayıflatılmış mikroplar denilen özel bir mikrop türünün varlığını ortaya koymuştur. Bu mikropların hiç bir belirgin belirti göstermeyen bulaşıcı hastalıklara yolaçtıkları ileri sürülmek­tedir. Bazı kişiler vücutlarında hiç bir hastalık belirtisi göstermeden mikrobu taşırlar. Bu aldatıcı zararsızlık özellikle sağlıklı taşıyıcılar için söz konusudur. Vücutlarında mikrop taşıdığından ha­berleri olmayan bu kişiler hastalığı başkalarına bulaştırırlar. Aynı durum hastalıktan yeni kalkan kişiler için de geçerlidir. Bu kimseler hastalığı atlatmış olsalar bile, oldukça etkin hastalık mik­roplarını vücutlarında büyük bir olası­lıkla aylarca hatta yıllarca barındırabilirler. Bağırsaklarda ya da burun yutak kesiminde yerleşen bu etkin mikroplar dışkı ya da balgamla dışarı atılarak baş­kalarına bulaştırabilirler. Vücut, içerdiği birçok mikroba karşı di­renme konusunda oldukça hazırlıkUdır Bu öz savunma yeteneği insana yararlı bir bağışıklık kazandırır. Bağışıklık doğal, kalıtsal ya da bir hastalık sonucun­da kazanılmış olabileceği gibi. aşı ya da serum tedavisi ile de edinilebir. Antibiyotiklerin bulunması ve sistemli olarak kullanılması çoğu bulaşıcı hasta­lıkların kısa sürede tedavi edilmelerini sağlamıştır. Bazı bulaşıcı çocuk hasta­lıkları yakın zamanlara kadar öldürücü nitelik taşımaktaydılar. Bu tehlike bir ölçüde giderilmiş olmakla birlikte bulaş­ma tehlikesinden kesinlikle uzaklaşıldığına inanmak yine de bir ihtiyatsızlık olur. Kuşkusuz, sağlıklı yaşama konu­sundaki ilerlemeler ve aşı kampanyala­rının yardımıyla salgınların önü alınmış­tır. Ancak hastalık tehlikesi varlığını gizli gizli sürdürmektedir. Bulaşıcı has­talığın gelişimine etkili bir koruyucu te­daviyle karşı koymak için doktor tara­fından öngörülen koruma tedbirlerine sürekli olarak uymak gerekir. Bilgisizlik yada bıkkınlık sonucu, en küçük bir ih­malde bulunmak salgınların yeniden başgöstermesine yolaçar. öte yandan, mikropların antibiyotiklere alıştıklarını ve bir süre sonra direnç kazanıp, antibi­yotiklere karşın yaşayabildiklerini de hatırlamak gerekir.
Bulaşıcı hastalığın teşhisi genel belirti­lerden hareketle kolayca yapılabilirse de, hastalığın özel belirtilerini bilmek de zorunludur. Kızamık ve boğmaca gi­bi çocuk hastalıklarında genel belirtiler ateş, bitkinlik ve derideki belirtiler ola­rak sıralanabilir.

Septisemi Nedir

Septisemi mikropların gözle görülme­yen bir hastalık merkezinden hareket edip, kana karışarak tehlikeli durumlara yolaçmalarıdır. Septisemi çoğu kez tit­remeler ve ateşin 40 dereceye çıkmasıy­la birdenbire başgösterir. Yüksek ateş, nabız hızlanması, solunum güçlüğü, baygınlık ve sayıklamalar hastanın sağ­lık durumunun ne denli ağır olduğunu yansıtır. Mikropların yayılmasına bağlı olarak, başka belirtiler de ortaya çıkabi­lir, örneğin çeşitli döküntüler, eklem ağrıları, çevresel damarlarda yangılan­malar, kalp, böbrek, sindirim aygıtı ve göz bozuklukları ve çırpınma başgösterebilir.
Kan muayenesi hastalığa yolaçan ve çoğu zaman bir streptokok veya stafilokoktürü olan mikrobun tanımlanmasını sağlar. Aynı zamanda mikrobun vücuda nasıl girdiğini ve hangi yoldan yayıldığı­nı da saptamak gerekir. Mikropların gi­riş yolu bir yara ve bir çıban veya kulak yangısı, çocuk düşürme, şarbon hastalı­ğı gibi sağlığı etkileyen bir olay olabilir. Ayrıca septiseminin akciğerlerde başgöstermesinde olduğu gibi pnömokok etkinliği, belsoğukluğunda olduğu gibi gonokok etkinliği, beyin zarı yangısında olduğu gibi menengokok etkinliği ve koli basili, havasızyaşar mikropların et­kinlikleri de söz konusu olabilir. Perfringens basili çarpma sonucu meydana ge­len bir yarayı gazlı kangrene dönüştüre­bilir. Kökenleri ve özel nitelikleri ne olursa olsun, septisemiler, kısa sürede tedavi edilmezlerse, çoğu kez ölüme yolaçarlar

Malta Humması

Malta humması: Virüs taşıyıcı hayvanın keçi, koyun, inek veya domuz olmasına göre, Malta hummasının birçok türü vardır. Hastalık hayvan sahiplerine, ço­banlara ve kasaplara deri yaralarına doğ­rudan dokundukları zaman geçer. An­cak kaynatılmamış süt ve taze peynir gi­bi besinlerin yenmesi ya da kirli suların içilmesiyle de bulaşabilir. Hastalık uzun süren yükselip alçalan bir ateşle meyda­na çıkar. Ateş yavaş.yavaş 40 dereceye çıkar, sonra düşerek yeniden yükselme­ye başlar. Ateşle birlikte terleme ve ağ­rılar görülür. Malta hummasının yolaçtığı bozukluklar arasında eklem yangı­lanması ve romatizması gibi kemik eklem bozuklukları, kulak altı bezi yangı­sı, kalkanbezi yangısı, böbreküstü bezi yangısı gibi salgıbezi bozuklukları ağrı­ları, omurilik yangısı, tümbeyin yangısı, beyin zarı yangısı gibi sinir bozuklukla­rı, karaciğer yangısı, kanamalar, karın­da sıvı toplanması, sarılık gibi karaciğer bozuklukları akciğer bozuklukları, kalp damar ve böbrek bozuklukları sayılabi­lir.

Düğümlü Eritem Hastalığı

Düğümlü eritem : Alerji kökenli değil­se, verem başlangıcı belirtisidir. Ateş 38 -39 dereceye yükselir. Deri önce pembe ve daha sonra çürüğü andıran morumsu bir renk alır. Bu sırada, deride yuvarlak düğümlerden oluşan bir döküntü başlar. Nekahat dönemi uzun olan bu hastalık iyi bir bakım gerektirir.

Sarılıktı Spiroketoz Hastalığı

Sarılıktı spiroketoz : Bu bulaşıcı hastalık sarılıklı kanamalı leptospiroz olarak da adlandırılır.
Hastalığın mikrobu olan spiroketi fare­ler, ısırarak veya dışkısıyla kirlettiği su­lar aracılığıyla aktarır. Maden, kanali­zasyon ve mezbaha işçileri bu hastalığa daha çok yakalanırlar. Hastalık ayrıca, nehirlerde ya da havuzlarda yıkanmakla da geçebilir.
Spiroketoz ani bir ateş ve yaygın ağrılar­la hafif bir beyin zarı yangısı gibi başlar. Beşinci güne doğru çok özel bir görünü­mü olan bir sarılık ortaya çıkar. Yüzey­sel damarlarının genişlemesi nedeniyle, deri kızarır ve kabarıklasın Sidik koyu renklidir. Beyin zarı yangısı belirtileri devam eder. Ayrıca kanamalar, özellik­le burun kanamaları ve albümin işeme, üre artışı gibi böbrek bozuklukları da görülür. Bu hastalık gelişerek ağır bir durum alabilir. Bununla birlikte, yolaçtığı en tehlikeli sonuçlar bugün ancak Asya’da ve oldukça seyrek bir biçimde görülmektedir.

Grip Hastalığı

Grip : Son derece bulaşıcı bir mevsim hastalığıdır. Kuluçka dönemi kısadır. Baş ağrıları, kırıklık, üst solunum yolları nezlesi, ateş, genel halsizlik gribin en yaygın belirtileridir. Genellikle kötü so­nuçlar doğurmayan bu hastalık, salgına yolaçan virüse ve hastanın bünyesine (zayıf, alkolik, yaşlı oluşuna) bağlı ola­rak, son derece ağır bir durum alabilir. Ayrıca kalp damar, böbrek ya da solu­num sistemi bozukluklarına yolaçabilir. Bu nedenle, grip hiç bir zaman küçüm­senmemeli ve iyi tedavi edilmelidir. Özellikle, yatak dinlenmesi kesinlikle gereklidir. Gribin hastayı uzun süre yor­gun ve güçsüz bıraktığı unutulmamalı­dır.
Son yıllarda, başlangıç bölgesi çoğu kez Asya olan büyük salgınların virüslerine karşı Avrupa’da özel aşılar denenmekte­dir.

Bouillaud Hastalığı

Bouillaud hastalığı : Bu hastalık çoğu kez sanıldığı gibi bir ivegen eklem ro­matizması değildir. Gerçekte strepto­kokların yolaçtığı ve kendine özgü ge­lişmesiyle olduğu kadar bıraktığı kötü izlerle de son derece tehlikeli bir bulaşı­cı hastalık söz konusudur. Bu hastalık en çok çocukları ve yeni yetmeleri etki­ler ve sakatlıklar bırakabilir. İlk önce anjin başlar. Daha sonra eklem ağrıları ortaya çıkar ve aşırı terleme görülür. Gerçekte bu hastalık, hastanın önemli organlarını etkileyebilen tehlikeli komp likasyonlara yolaçabilir. Kalp kapakçık­larını bozan kalp zarı yangısı, kalp atışı düzensizlikleri, böbrek yangısı, akciğer bozuklukları, göğüs zarı yangısı, beyin hastalıkları söz konusu karışıklıklar ara­sında sayılabilir.
Gecikmeden uygulanan bir tedavi hastayı kısa sürede iyileştirir. Ancak hasta­lığın iyice geçmesi için çok dikkatli bir bakım ve beş yıl kadar sürebilen uzun bir antibiyotik tedavisi gerekir. Hastalı­ğın yinelemesinden ve karışık durumlar yaratmasından kaçınmak için tek çare budur.

Toplam 4 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.1234
.