‘Deri Hastalıkları’ Kategorisi Yazıları
Atopik dermatit
Atopik dermatit
Atopik dermatit, egzema diye de adlandırılan alerjik deri hastalığıdır. Genel olarak çocukların %1-3′ ünde görülen bu rahatsızlık, annesinde alerjik hastalık olan yeni doğanlarda %27 oranında görülür. En sık görülme yaşı 1 yaştır. 2 yaşından sonra genellikle kaybolur. Çocukların yaklaşık yarısında ergenlik çağına kadar devam edebilir. Bir kısmında ise hastalık tamamıyla geçmez. 1 yaşından sonra ortaya çıkanların uzun yıllar sürmesi söz konusudur.
Bulgular, Tanı
Kaşıntı, bazen gerginlik klasik bulgularıdır. Genel olarak belirtiler ufak pullanmalar tarzındadır, eğer bakteriyel ya da viral enfeksiyon eklenirse sulanma bulguları oluşur.
Yeni doğanlarda atopik dermatit genellikle yüzde ve kulak arkasındaki pililerde, dirseklerde, dizlerin arkasında ve popolarında görülür. Yüzde özellikle göz kapaklarının birleştiği çizgilerde (Dennie hattı) görülür. Çocuklarda kol ve bacakların dış yüzünde görülür. Çocuk ve ergenlerde, deri belirtilerinin olmadığı alana sert bir cisimle basıldığında beyaz dermografizm denilen beyaz renkli bir kabarıklık oluşur. Bu şüpheli durumlarda doktorlar tarafından atopik dermatit tanısı koymak için uygulanan bir yöntemdir. Daha yararlı bir test ise kanda IgE antikorlarına bakmak ve alerji deri testi yapmaktır. Deri testi gıdalar, ev tozu akarları, hayvan tüyleri, polenlerle yapılır.
Tedavi
Eğer hastanın bir gıdaya duyarlılığı saptandı ise bu gıda mutlaka diyetinden çıkarılmalıdır. Eğer bu gıda süt gibi vazgeçilmez bir besin ise alerji uzmanınız bunun yerine kullanabileceğiniz seçenekler hakkında sizi bilgilendirir. Eğer sorumlu olan, çevresel bir faktörse onlardan da kaçınmak gerekir.
Ilık su banyosu ve kokusuz sabunlar kaşıntıyı azaltır. Bir havlu ile sürtmeksizin hafifçe kurulanır ve hemen nemlendirici krem sürülür. Şiddetli belirtiler için kortizonlu kremler kullanılabilir. Fakat bu kremler kesinlikle yüzdeki belirtilere uygulanmamalıdır. Antihistaminikler derideki kaşıntıyı önlemektedir. 12 yaşın altındaki çocuklarda uyku hali yapmayan ve uzun etkili antihistaminikler kullanılmalıdır. Tırnaklarınızı kısa kesiniz.Yumuşak ve pamuklu giysilerin kullanması uygundur. Deterjanlar hafif ve parfümsüz olmalıdır. Eğer belirtilerde sulanma olursa hasta mutlaka doktoruna başvurmalı ve gerekli olan antibiyotikleri kullanmalıdır.
Hastalığın Gidişi
Çocukların 1/3′ inde bu hastalık tamamen geçer ve diğer alerjik hastalıklar da gelişmez. Diğer 1/3′ inde hastalık geçer, ama alerjik rinit ve/veya astım gelişebilir. 1/5′ inde yıllarca sürebilir. Çok daha az bir kısmında ise hem deri belirtileri devam eder hem de buna alerjik rinit ve/veya astım eklenebilir. Tüm bunlara rağmen hastaların nasıl gideceğine dair kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Sıkı bir şekilde diyet, çevresel faktörlerin kontrolü, tedavi takibi yapılmalıdır.
Aşırı Terleme (Hiperhidrozis)
Aşırı Terleme (Hiperhidrozis)
Terleme: egzersiz esnasında, sıcak veya soğuk havalarda vücut sıcaklığını ayarlamak için gerekli fizyolojik bir mekanizmadır. Bunların dışında stres ve heyecan nedeniyle terlemede artma olabilir.
İnsan vücudunda bulunan iki sinir sisteminden biri olan somatik (istemli) sinir sistemi bize ağrı, ısı ve dokunma gibi duyuları hissetmemizi ve vücudun farklı bölümlerinin hareketlerini sağlayan kaslarımızı kontrol etmemizi sağlar.
Otonom (istemsiz) sinir sistemi ise solunum hızı, kalp atışı ve vücut ısısının ayarlanmasında önemli olan ter üretimi gibi bedensel fonksiyonların şuur dışı kontrol edilmesini sağlar. Otonom sinir sistemi sempatik ve parasempatik sistem adı verilen iki bölümden oluşur.
Sempatik sinir sistemi vücudun her yerinde ter salgılanmasını kontrol eden sistemdir. Bu sistemin bazen hiçbir nedene bağlı olmadan kendiliğinden çok yüksek seviyede çalışması belirli bölgelerde aşırı terlemeye neden olur.
Günlük hayatı etkileyen aşırı terleme durumuna hiperhidrozis adı verilmektedir.
Nedenleri
Hiperhidrozis insanların %1?inde görülen bir rahatsızlıktır.
Birkaç özel durum dışında aşırı terlemenin nedeni bilinmemektedir.
Aşırı terleme genellikle adolesan (ergenlik) döneminde başlar ve hayat boyu sürer.
Geçici bir durum değildir, ancak aralıklı veya devamlı olabilir.
Sinirlenme ve kaygı terlemeyi artırır.
Hipertiroidi, psikiyatrik hastalıklar, menapoz ve şişmanlık, diyabet, böbreküstü bezi hastalıkları ve vücutta oluşan enfeksiyonlar kendini aşırı terleme ile gösterebilir.
TEDAVİ ZAMANLAMASI
Aşırı terleme normalde sağlığa zarar vermeyen bir rahatsızlıktır.
Ancak kişilerin sosyal yaşantısını, öğrenimini, iş hayatını, psikolojik durumunu etkiliyorsa tedavi edilmelidir.
Nasıl hareket etmeliyim?
Aşırı terleme olan kişiler öncelikle Pratisyen Hekime başvurmalıdır.
Pratisyen hekim aşırı terlemeye neden olabilecek sistemik hastalık düşünürse ilgili uzmana yönlendirmeli ve öncelikle bu hastalık tedavi edilmelidir.
Anksiyete bozukluğu gibi psikiyatrik rahatsızlık varsa bu durum düzeltilmelidir.
Aşırı terlemeye neden olabilecek bir hastalık yoksa hasta Dermatoloji Uzmanına yönlendirilmelidir. Dermatoloji uzmanı hafif ve orta derecede şikayeti olan hastalara öncelikle terlemeyi önleyen pomad ve spreyler önerebilir.
Bu tedaviden yarar görmeyen ve ileri derecede şikayeti olan hastalarda diğer tedavi yöntemleri uygulanmalıdır.
TEDAVİ YÖNTEMİ SEÇİMİ Primer (bir nedene bağlı olmayan) aşırı terlemede uygulanan temel tedaviler:
İlaç tedavileri
Terleme önleyici pomad ve losyonlar
İyontoforez
Botox enjeksiyonu
Cerrahi tedavi (sempatektomi)’dir.
İlaç Tedavileri
Terlemeyi etkileyen birçok ilaç mevcuttur.
Psikotrop (sedatif) ve antikolinerjik (atropin) gibi ilaçlar bir süreliğine faydalı olabilirler. Ancak bunların sedasyon, ağız kuruluğu, görme bulanıklığı, üriner problemler ve hatta kalp krizi riskini artırma gibi yan etkileri bulunduğundan genellikle önerilmezler.
Özellikle strese bağlı aşırı terlemelerde sedatifler (sakinleştirici ilaçlar) ve sinir sistemini etkileyen ilaç tedavileri kullanılabilir.
Psikoterapi genellikle bu durumda fazla yardımcı değildir.
Terleme Önleyiciler
Terleme önleyici merhemler ve spreyler ilk önerilen basit tedavi şeklidir.
En sık kullanılan Aluminum chloride?li ajanlardır.
Özellikle koltuk altı terlemelerinde ilk seçilen ilaçlardan biridir.
El ve ayak terlemelerinde hafif ve orta şiddetteki olgularda kullanılabilir.
Sıkıştırma etkisi ile ter kanalının ağzını fiziksel olarak tıkar ve ter bezlerinden ter atılımını önler. Tedavide ilaç gece kuru deriye uygulanır ve 6-8 saat kadar burada kalır.
Ertesi sabah tamamen yıkanarak temizlenir. Önce hergün, durum düzeldikçe daha seyrek uygulanır.Tedavinin tekrarlanması gerekir. Uygulamadan sonra kapama ile etki artırılabilir. Erken dönemde hastaların yarısında cilt irritasyonu gelişebilir.
Cilt irritasyonu yapması ve cevabın gecikmesi nedeniyle uzun süreli tedaviler bıktırıcıdır.
Terleme önleyici pomad ve losyon uygulama uyarıları !
Uygulama öncesinde:
Kullanımdan hemen önce banyo yapmayın.
Zedelenmiş ya da irritasyonlu deride kullanmayın.
Uygulama esnasında:
Gözler ya da mukoza ile temas ettirmeyin.
Uygulama sonrasında:
Koltuk altları 12-24 saat kadar tıraş etmeyin.
Tüy dökücü kullanılmayın.
Giysilerle temas ettirmeyin.
İYONOFOREZ TEDAVİSİ
Aşırı el ve ayak terlemesinde kullanılır.
Eller ve/veya ayaklar içinde elektrolit solüsyonu veya metal plaka bulunan küvete konulur. Solüsyon veya plakadan insanı rahatsız etmeyen düşük şiddette elektrik akımı verilir.
Etki şekli elektrik akımının oluşturduğu iyonlarının ter kanallarını (basit olarak su musluğunu) belirli bir süre kapatılması olarak tanımlanabilir.
Her seansın uygulama süresi 20-30 dakika kadardır.
Başlangıçta 3 günde bir, sonra haftada bir tedavi yapılır.
Durumun şiddetine bağlı olarak tedavi gerekebilir.
4-7 haftalık bir tedaviden sonra terleme
tamamen kesilebilir.
Terleme tam olarak kesilemezse banyo içine ilaç (Glycopyromium Bromide) eklendiğinde iyi sonuçlar alınabilir.
Tedavi sonrası terleme olmayan dönem 2-12 hafta kadar devam eder.
Bu nedenle tedavinin tekrarı gerekir.
Zaman alıcı ve toplamda pahalı bir yöntemdir.
Uygulama ağrısız olup hafif iğne batması şeklinde duyum alınabilir.
Emniyetli bir tedavi yöntemidir. Cihaz satın alındığı takdirde evde uygulanabilir.
Gebelikte, kalp pili ve metal ortopedik implant olanlarda uygulanmaz.
BOTULİNUM TOKSİN TEDAVİSİ (BOTOX)
Özellikle koltuk altı terlemelerinde kullanılır. El ve ayak terlemelerinde de uygulanabilir.
Botox düşük dozlarda enjekte edilerek yüz veya boyunda kırışıklıkları önlemek için lokal kasların felç edilmesi için kozmetik amaçla veya kas spazmlarını çözmek için kullanılan bir maddedir.
Benzer etki nedeniyle terlemeye neden olan sempatik sinirleri felç ederek ter bezlerinden ter üretimini önlemek için kullanılmaktadır.
Uygulamada Botox olarak bilinen Botulinum Toksin?i terleme olan bölgede deri içine enjekte edilir ve sinir uçlarında 6-12 hafta süre ile geçici blok yapar.
Etkisi geçici (1-6 ay) olduğundan tedavinin tekrarı gerekir.
Ayaktan uygulanabilir.
Uygulama yaklaşık 30 dakika kadar sürer.
Lokal anestezik krem uygulandıktan sonra bölgeye enjeksiyonlar yapılır.
Tedavinin etkisi birkaç saat veya gün sonra ortaya çıkar.
İlk uygulamadan sonra ikinci seans 2-3 hafta sonra yapılır ve tedaviye 6 ay aralıklarla devam edilir.
Oldukça pahalı bir yöntemdir.
Tedaviden sonra enjeksiyon yerinde birkaç gün devam eden ağrılar olabilir.
Bazen yapılan enjeksiyon kaslara giden sinirleri de etkileyebilir ve kolda geçici güç kaybına neden olabilir.
Botox?un bu ilaca karşı allerjisi olanlarda, gebelerde ve kas problemi olanlarda kullanılması uygun değildir. Antibiyotikler veya kas gevşetici ilaçlarla birlikte kullanılmamalıdır.
CERRAHİ TEDAVİ
Endoskopik Torakal Sempatektomi
Özellikle el ve koltuk altı terlemelerinde uygulanmaktadır.
Kalıcı çözüm sağlar.
Cerrahi tedavinin esası aşırı çalışarak fazla terlemeye neden olan sempatik sinirlerin kesilmesi veya çıkarılmasıdır. Bazen sempatik zincir ve dalları klips ile sıkıştırılabilir veya koter ile yakılabilir.
Bu sinirlerin terleme dışında fonksiyonu olmadığı için; ameliyatın felç oluşturma, his kaybı, refleks azalması gibi etkileri olmaz.
Koltuk altından açılan 1 cm kadar küçük 1-2 delikten sokulan kamera ve küçük aletlerle işlem gerçekleştirilmektedir. Diz artroskopisi veya laparoskopi gibi bir yöntemdir.
Hastaya genel anestezi verilir.
İşlem süresi bir saatin altındadır.
Ameliyatın etkisi hemen ortaya çıkar.
Hasta uyandığında elleri kuru ve sıcaktır.
Operasyon sonrası hasta 12-24 saat kadar hastanede kalınır.
Ameliyat sonrası çok az rahatsızlık verir.
Deri kıvrımları içinde kaybolacak kadar çok küçük bir iz bırakır.
İyileşme bir veya birkaç gün gibi kısa bir sürede olur.
Hastaların çoğu 1 haftada normal çalışma düzenlerine dönerler.
Ağır kalp-akciğer hastalığı olan, plevral hastalık veya akciğer ameliyatı geçiren, tedavi edilemeyen tiroid hastalığı olanlar cerrahi tedavi için uygun değildir.
Etkili, kalıcı, emniyetli ve çok az rahatsızlık veren bir tedavi yöntemidir.
Vücudun başka bölgelerinde (sırt, kalça) terlemenin artması (%20-50) en sık görülen yan etkidir. Ancak hastaların çok azında (%2) önemli olur. Nadir görülen diğer bir yan etki de yemek esnasında terleme olmasıdır.
Komplikasyonlar %1 civarında, çok az görülür.
Nadiren veya her cerrahi işlemde görülebilen anestezik maddelere ve ilaçlara karşı allerjik reaksiyonlar, kanama, enfeksiyon ve komşu organ yaralanması oluşabilir.
Bazen göğüs boşluğunda hava kalması (pnömotoraks) gelişebilir. Ancak çoğunda kendiliğinden kaybolur ve pek problem yaratmaz.
Horner sendromu denilen (göz kapağında düşme, göz bebeğinde küçülme ve yüzde terleme azalması) komplikasyon; çok nadiren kalıcı olsada birkaç ay içinde normale dönebilir.
Bu yöntemle: el terlemesinde: %98, koltuk altı terlemesinde: %80 üzerinde, ayak terlemesi için yapılmasa da ayak terlemesinde: %25 civarında başarılı sonuç alınmaktadır.
Aşırı Kıllanma
Aşırı Kıllanma
Vücudun normalden aşırı kıllanmasına Hirsutismus denmektedir. Aşırının ölçüsü, toplumdan topluma, insandan insana değişebilmektedir. Normal dışı kıllanma, her kadında az miktarda varolan erkeklik hormonunun çeşitli nedenlerle artmasına bağlı olarak gelişir.
Kıllanmada; üst dudakta, alt çene ve üst çenede, şakaklarda, memeler arasında, meme başı etrafında, göbek altında, kuyruk sokumunda ve kalçalarda anormal kıllanma vardır. Bu bölgelerde, kadınlarda da varolan ince, renksiz, kısa ayva tüyleri; kalın, uzun koyu renkli kıllara dönüşür ve deri yağlanır; yüz, sırt ve göğüs civarında akneler oluşabilir.
Toplumumuzda görülen kıllanmalarının bir çoğu, basit nedenlerden oluşmakta; hastanın yaşı, konumu, çocuk isteyip istemediği gibi durumlar değerlendirilerek verilen tedavilerle bu konu çözümlenmektedir. Tedavide, kıllanmayı oluşturan faktörün bulunup ortadan kaldırılması veya tedavi edilmesi birinci basamak; ikinci basamak ise oluşmuş kılların kozmetik yöntemler ile temizlenmesidir.
Şişmanlarda adet düzensizliği ve kıllanma varsa, önce zayıflama kürlerine başvurularak zayıflatılmalı ve kozmetik yöntemlere başvurulmalıdır. Adet düzensizliği ve kıllanma arasındaki yakın ilişki, gözardı edilmemeli, bu tip yakınmaları olanlar en kısa sürede doktora başvurmalıdırlar.
Anal kaşıntı
kaşıntı
Pruritus ani de denen anal (makat bölgesi) kaşınma sık rastlanan bir sorundur.
İnatçı anal kaşınma, çocuklarda ve yaşlılarda daha sık görülen bir durumdur. Çocuklarda bu durum, sık rastlanan bir parazit olan kılkurdunun varlığına bağlı olabilir. Yaşlılarda ise neden, yaşlanan deri-nin kurumasıdır.
Doktorunuz anal kaşınmanızın nedenini araştırırken, sedef hastalığı gibi bir deri hastalığının, deri kanserinin ve bir mantar enfeksiyonunun işaretlerini de arayacaktır. Kaşınmaya ve tahrişe neden olan hemoroid, anal fissür ve anal fistül yönünden de muayene edilebilirsiniz; bu hastalıklar anal kaşınmanın nadir nedenleridir. Çoğu kez kaşınmanın kesin nedeni bulunamaz.
Aşırı Bakım
Bazı kişiler, anüs bölgesini sert bir sabun bezi ve sabunla iyice temizlemeye çalışırlar. Bu durum, bölgenin kaşınmasına, yanmasına ve tahriş olmasına yol açabilir.
İlaç Reaksiyonları
Bazı kişilerin kaşınmayı geçirmek için kendi başlarına kullandıkları ilaçlar, tahrişe yol açarak kaşımayı ve yanmayı artırabilir.
Stres
Bazı doktorlar, kanıtlanmamış olsa da, stresin kaşınmaya yol açabileceğine inanmaktadır.
Anal Kasların Gevşemesi
Normalde anal kanalı kapalı tutan kaslar gevşediğinde, dışkı dışarı sızarak bu bölgedeki deride tahrişe yol açabilir.
Kötü Bakım
Eğer dışkılamadan sonra uygun temizlik yapılmazsa, anüs bölgesindeki dışkı artıkları tahrişe ve kaşınmaya neden olabilir.
Eskiden kronik anal kaşınması olanlarda, anüs bölgesine ışın tedavisi, alkol enjeksiyonu ve hatta bu bölgedeki deri ve sinirleri çıkarmak için ameliyat yapılırdı. Artık bu tür uygulamalar ortadan kalkmıştır.
Eğer böyle bir sorununuz varsa, aşağıdakileri deneyin.
1-Kaşımayı kesin. Sürekli kaşıma tahrişe yol açar. Ne kadar çok kaşırsanız, o kadar çok kaşınırsınız. Bölgeye soğuk uygulamayı de-neyin.
2-Bölgeyi temiz tutun. Gece, gündüz ve her dışkılamadan sonra bölgeyi tahriş etmeden, nazikçe temizleyin.
3-Dışkı sızıntısının deride yaptığı tahrişi engellemek için, bu bölgeye bez koyun ve gerektikçe değiştirin.
4-Kaşınmayı azaltmak için yatarken antihistaminik bir ilaç da alınabilir.
Eğer kaşıntınız sürerse, tam bir muayene için doktorunuza başvurun.
Alerjik Kontak Dermatit
Alerjik Kontak Dermatit
Kontak dermatit, derinin bazı maddelerle teması sonucu oluşan bir reaksiyondur. Bu reaksiyonların % 80’ i tahrişe bağlı reaksiyonlar (örneğin: bulaşık yıkama sonucu oluşan el gibi), % 20’ si de alerjik reaksiyonlardır. Reaksiyon temastan hemen sonra olşumaz. Temas sonrası 1-3 gün sonra oluşan belirtiler genellikle 1 hafta veya daha sonra kaybolur. Deri kırmızı, kaşıntılı, iltihaplı ve kabarcıklı bir hal alır. Reaksiyon genellikle temas yerinde en ağırken derinin diğer bölgelerinde de olabilir.
Kimlerde Olur?
Genetik yatkınlığı olan kişilerde gelişmesi kolaydır. Zehirli duvar sarmaşığı ve meşe ile yoğun bir temas sonucu daha fazla oranda oluşurkun, kısa süreli temas sonucu da oluşabilir. Alerjik kontak dermatit erişkinlerde daha sıktır.
alkonder2.gif (41310 bytes)
En Sık Hangi Maddeler Alerjik Kontak Dermatite Neden Olur?
Zehirli duvar sarmaşığı ve zehirli meşe en çok sorumlu olan bitkilerdir. Zehirli sarmaşık yerde yetişebileceği gibi, asma ve ağaçlara da sarılarak büyüyebilir. Bu bitkilerdeki uruşiol denilen bir reçine reaksiyonlara neden olmaktadır. Bu madde el aleti ve bazı elbiselerin yapımında kullanılır.
Diğer bazı bitkiler, metaller, kozmetikler ve bazı ilaçlar da reaksiyonlardan sorumludur. Yaklaşık 3000 tane kimyasal madde alerjik dermatite yol açabilir. Bunları sürekli kullanan kişilerde günün birinde kontak dermatit oluşabilir.
Hangi Metaller Kontak Dermatite Neden Olur?
Nikel, krom, civa kontak dermatite en sık neden olan metallerdir. Nikel bir çok mücevher, kemer tokası ve kol saatinde bulunur. Ayrıca elbiselerdeki fermuar, çıt çıt, kancalarda ve gözlük çerçevelerinde de bulunur. Nikel ile birlikte krom kullanılması ile nikele reaksiyonu olan kişilerde krom kaplamalı maddelere de reaksiyonlar görülmeye başlanmıştır.
Kontakt lens solusyonlarında bulunan cıva da bazı duyarlı kişilerde problemlere yol açmaktadır. Cıvaya duyarlı olan kişiler kontak lens solusyonlarının üzerindeki etiketleri dikkatlice okumalıdırlar. Bununla birlikte bir çok kontak lens solusyonu cıva içermemektedir. Bu metallerden sakınmak en önemli tedavi yöntemidir. Nikel yerine paslanmaz çelik ve 14 ayar altın kullanılmalıdır. Bunlar çok az miktarda nikel içerirler (18 ayar altında çok çok az miktarda nikel vardır).
Kozmetikler Alerjik Deri Reaksiyonlarına Neden Olabilirler mi?
Saç boyalarından tırnak cilalarına kadar bir çok kozmetik alerjik kontak dermatite neden olabilir. Saç boyalarında bulunan parafenilendiamin en sık sorumlu etkendir. Elbiseler için kullanılan boyalar da neden olabilir. Parfümler, göz farları, tırnak cilaları, dudak boyaları ve güneş kremleri de aynı şeyi yapabilir.
Hipoalerjenik ürünleri kullanmak en akıllıca yolardan biridir. Bu ürünler alerjik reaksiyona neden olabilecek parfüm ve boya içermezler. Kolaylıkla bulunabilirler.
Hangi Tür İlaçlar Alerjik Kontak Dermatite Neden Olurlar?
Antibiyotikli kremlerde bulunan neomisindir en sık nedendir. Penisilin, sülfa ilaçları, lokal anestetikler ve ilaçlardaki koruyucular diğer sorumlu faktörlerdir. Sağlık çalışanları, özellikle hekimler ve diş hekimleri bu maddelerle sık temas nedeni ile en çok risk altında olan kişilerdir.
Alerji uzmanınız size ilaçlarla oluşan kontak dermatitin tedavisi hakkında önerilerde bulunabilir.
Alerjik Kontak Dermatitin Tedavisi Nedir?
Temas sonrası deri su ve sabunla ovulmalıdır.
Reçine içeren ürünler ve elbiseler tekrar kullanılmadan önce yıkanmalıdır.
Antihistaminikler kaşıntıyı engellemek için kullanılabilirler. Belirtiler enfekte olmadığı veya çok fazla kaşınmadığında alerjik kontak dermatit iz bırakmaz.
Kabarcıklar patlamamış iltihaplı bölgeye ıslak soğuk kompres (1 litre su, 50 mililitre sirke karıştırılarak hazırlanır) uygulayınız. Kalamin losyonu kaşıntıyı önlediği gibi kurumayı da sağlar.
En etkili tedavi kortizondur. Hafif derecedeki reaksiyonlarda düşük kortizon içerikli kremler kullanılabilir. Orta ağırlıkta reaksiyonlar varsa yüksek kuvvetteki kortizonlu kremler kullanılır. Çok ağır reaksiyonlar için kortizon hapları gerekebilir.
Alerji aşı tedavisi hala deney aşamasındadır.
En iyi tedavi sorumlu olan etkenden kaçınmaktır.
Uzm.Dr.Cengiz Kırmaz tarafından hazırlanmıştır.
Albinizm
Albinizm
Albinizmderide,saçlarda vegözlerde buraların normal rengini veren boya maddesinin irsi olarak yokluğu. 20.000′de bir insanda görülür.
Genel albinizmde deridepigment (boya maddesi melanin) yoktur. Saçlar kar beyazdır. Gözün irisi pembe, tam ortadaki papilla kırmızıdır. Astigmatizma ve ışıktan korkma bunlarda çok olur. Zeka ve fiziki bakımdan gerilik bu hastalığa eşlik edebilir.
Sebep: Derinin boya hücreleri olan melanositlerin melanin boyasını üretememeleridir. Bunun da tirozinaz enziminin irsi yokluğundan kaynaklandığına inanılmaktadır.
Tedavisi: Boya hücrelerinden, tirozinaz enziminin üretilmesi için bir yol bulunmadıkça tedavi edilmesi mümkün olamayacaktır. Bu arada güneş ışığından kaçınmak ve göz hastalıkları için doktor kontrolünde olmak bir çok zorluğu ortadan kaldıracaktır.
Albinizmle alakalı, iki cilt hastalığı daha vardır. Bunlar kısmi albinizm ve vitiligodur. Kısmi albenizmde beyaz odaklar olur. Vitiligoda, vücudun çeşitli bölgelerinde renk yoktur. Nüfusun yüzde biri ile üçünü etkiler. Bu beyaz alanlar değişik büyüklükte olup, koyu boyalı kenarları vardır. Tekrar çok nadiren renklenebilir.
Ek bilgi
Albinism: Sadece gözde yada hem göz hemde deride pigment miktarının azlığını içeren bir gurup kalıtsal durum. Albino terimi Afrikadaki Portekizli bir gezginden gelmektedir. Gezgin koyu ve açık derili ırklar görmüş ve”Zenci”(siyah kelimesinden gelmektedir) ve”Albino” (beyaz kelimesinden gelmektedir) diye adlandırmıştır ama onların farklı ırklardan olduklarını düşünerek yanılmıştır.
Amino asit: Tüm canlı hayvan ve bitkilerde bulunan doğal bir madde. Amino asitler proteinlerin “yapı taşları”dır. Vücuda besinlerle protein alındığı zaman proteinler amino asitlere parçalanır ve daha sonra başka proteinleri üretmekte kullanır. Vücut ayrıca amino asitleri melanin gibi başka belli maddelerede çevirebilir. “Albino” teriminden kaçınılmalıdır çünkü bu kelime ile kişi dış görünüşü yada genetik yapısıyla etiketlenmiş oluyor.
Astigmatism: Lensin ışıgı retina üzerine düzgün olarak odaklayamaması sonucu nesnelerin şekillerinin eğri görülmesinin neden olduğu görüş keskinliğinin düşmesi anlamına gelen bir göz kusuru.
Otozoma bağlı: Cinsiyet kromozomlarından ( X yada Y) farklı olan bir kromozomla ilgili.
Bioptik: Gözlük camları üzerine monte edilen ve az görenlere yardım için kullanılan özel bir lens çeşidi.
Braille: Körler için kullanılan ve yazıları parmaklarıyla okumalarını sağlayan kabartmalı yazı tekniği.
Taşıyıcı: Mutasyona uğramış bir geni taşıyan ama o genin özelliğini göstermeyen kişi. Özellik bu kişide görülmez çünkü bir tanede normal geni vardır ve bu gen daha baskındır ama kişiden oluşacak çocuklarda bu hastalığın görülme olasığı vardır.
Chediak-Higashi Sendromu: Beyaz kan hücrelerinde hata olan ve bu yüzden vücudun mikroplara karşı direnci az olan sık, görülmeyen bir albinism çeşididir.
Kromozom: Genleri taşıyan DNA dan oluşmuş bir mikroskopik madde. Vücudun her hücresi bir set kromozom içerir. Sperm ve Yumurta ebeveynlerin kromozomlarını içerir. Doğumdan önce ve sonra, büyüme boyunca vücut bu kromozomları her hücre için kopyalar. Her kromozomda çok miktarda gen vardır.
DNA: Deoxyribonucleic asit, genetik bilgileri saklayan ve ikiz çift kromozom zincirinden oluşan doğal bir madde. Vücut amino asitlerden proteinleri nasıl yapacağını öğrenmek için bu kodu okur.
DOPA: Dihydroxyphenylalanine, vücudun melanin pigmentini oluşturma aşaması sırasında ürettiği kimyasal madde.
Enzim: Vücudun bir kimyasal maddeyi diğerine çevirmesine yardımcı olan özel bir protein.
Eumelanin: Melanin pigmentinin koyu kahverengi yada siyah formu.
Fovea: Gözün retina kısmında, keskin görüşü sağlayan sinir tellerini içeren bölge.
Gen: Vücuda özel bir proteini nasıl üreteceğini bildiren, DNA daki bir kodda saklanan, bir miktar bilgi. Genler sperm ve yumurtanın döllenme sırasında birleşmesiyle çocuğa geçer.
Hermansky-Pudlak Sendromu: (1) Kan pulcuklarında bir hata olan (kanın pıhtılaşmasını sağlayan hücrelerdir) (2) bazen karaciğerlerin ve bağırsakların zedelenmesine yol açan vücutta oluşan yaralarda mumsu maddelerin birikmesini içeren bir albinism çeşididir.
Hipopigmentasyon: Düşük pigmentasyon yada renklenme için kullanılan genel bir terim.
İris: Göze gelen ışığı ayarlayan ve göz bebeğini çevreleyen, gözün renkli kısmı.
Melanin: İnsanlarda ve çoğu hayvanda görülen bir çeşit pigment yada renklendirici madde.
Melanosit: Melanin pigmentini yapmak için özelleşmiş bir çeşit hücre. Melanositler derinin alt tabakalarında bulunur ve melanin pigmentini üst tabakalara salgılar. Melanositler ayrıca gözde ve saç köklerinde de vardır. Araştırmacılar albinismli insanların deri, göz ve saç köklerinde melanositlere rastlamışlardır.
Melanozom: Melanositlerin içinde bulunan pigment paketleri.
Nevos: Ben yada doğum izi.
Nystagmus: Gözün kontrol dışı sağa sola ve ileri geri oynaması.
Pheomelanin: Melanin pigmentinin sarımsı yada kırmızımsı formu. Bazı albinismli insanların bıyıkları gibi bazı bölgelerinde bu çeşit pigment bulunabiliyor.
Kolormatik: Güneş ışığına maruz kaldığında koyulaşan özel gözlük camları.
Photophobia: güneş ışığında gözlerin aşırı derecede rahatsız olma durumu.
Pigment: Renklendirici madde. Pigmentler güneş ışığının geçişini engelleyip ışığı soğururlar. Gözler soğurulamayan ama geri yansıtılan ışığı görürler.
Kan pulcukları: Kanın pıhtılaşmasını sağlayan küçük kan hücreleri.
Çekinik: Değişime uğramış bir gen anlamındadır; eğer kişide bir de normal gen varsa değişmiş genin özelliği görülmez.
Retina: Gözün iç tarafını saran tabaka. Işık göz bebeğinden içeri girer ve lens tarafından retina üzerine odaklanır. Retina ışığı beyine göndermek üzere bir mesaja çevirir.
Tyrosine: Bir amino asit yada protein yapı taşı. Tyrosine genelde yiyeceklerden alınır ve sistem bunu melanin yapmakta kullanır.
Tyrosinaz: Pigment yapmak için tyrosine amino asidini DOPA ya çevirmmeye yardım eden bir çeşit enzim yada özelleşmiş protein.
Ultraviole (UV): İnsan gözü tarafından görülemeyen bir ışık rengi. Ultraviole ışınları bronzlaşmaya, yanmaya ve deri zedelenmelerine sebep olur.
X-linked: X kromozomuyla geçen bir çeşit gen. Dişilerde iki X kromozomu bulunurken erkeklerde bir X birde Y kromozomu bulunur.
Kaynak
Detaylı bilgi için http://www.alisengoz.net
Akne Vulgaris
Akne Vulgaris
Toplumda sık görülmesi ve son derece rahatsız edici bir kozmetik problem olan sivilce (akne vulgaris) tedavi edilebilen bir hastalıktır. Özellikle ergenliğin başlaması ile ciltte yağlanma artmakta ve yağ bezlerinin faaliyeti bozulmaktadır. Bunun derideki görüntüsüde istenmeyen yağ birikimleri, şişlikler, iltihaplanmalar, deri altı kistleri olabilmektedir.
Oniki yaşından başlayarak onsekiz yaşına dek akne gençleri etkileyebilir.Ancak unutulmamalıdırki her yaşta, her dönemde ve her insanda bu sorun elişebilir. Kadınların %70′i, erkeklerin ise %80′inde hayat boyunca herhangi bir zamanda sivilce oluşabilir. Ne yazık ki kendi kendine geçebileceği gibi yanlış bilgilendirmeler tedavide geç kalınmalara , kalıcı izlerin oluşumuna ve hatta şikayetin artmasına neden olabilmektedir.
Cılt altındaki yağ bezlerinin fonksiyonun bozulması, porların kapanması ve birtakım bakterilerin iltihaplanmaya neden olması ile klasik sivilce görüntüsü cilt üzerinde belirir.
Akne oluşumunu etkileyen faktörler şunlardır:
1-Genetik:Annede veya babada akne olması,
çocuklarda görülme sıklığını artırır.
2-Ultraviyole:Güneş ışınları sivilce
oluşumunu olumlu veya olumsuz yönde etkileyebilir.
3-Terleme:Terleme ile sivilceler yoğunlaşır.
4-Diyet:Gıdaların sivilce oluşumunda
artırıcı hiçbir etkisi yoktur.
5-Hormonlar:Adet düzensizliği ve hormonal
bozukluklar sivilceleri yoğunlaştırır.
6-Kozmetik ürünler:Yanlış birçok kozmetik
kullanımı, kozmetilk salonlarındaki uygulamalar cildin bozulmasında önemli bir pay oluşturmaktadır.
Akne klinik görüntüsüne göre çok farklı tiplerde gözlenebilir. En hafif formu olan komodojenik akne siyah noktalar veya beyaz butonlar şeklinde görünürken, iltihaplı formda olanlara püstül denir. En şiddetli formunu ise nodül ve kistler oluşturur; bunlar deri altında ağrılı büyük sertlikler olarak gözlemlenir ve ciltte kalıcı izlere neden olabilir.
Akne sadece yüzde değil ayrıca göğüs sırt gibi alanlarda da görülebilir. Yüz bölgesinde oluşan sivilceler ağrılı kaşıntılı olabilir.
Fiziksel görüntünün bozulması psikolojik stres ve gerginliklere yol açabilir. Toplumdan uzaklaşma, mutsuzluk, hatta depresyon gelişimi bile gözlenebilir.
Akneli kişilerin birtakım kozmetik kremlerden, losyonlardan ve güzellik salonlarından çare arayışları ise hastalığın büsbütün kötüleşmesine,
tedavinin zorlaşmasına neden olur. Bu merkezlerdeki uygulamalar kalıcı izlere dahi yol açabilir ve hasta iyileşmediğini düşünerek yanlış bir inanışa kapılabilir.
Akne düzenli, ısrarcı ve uzun süreli tedavilere mutlak cevap verir. Hastanın doktoruna güvenmesi ve takiplerini devam ettirmesi gerekir. Öncelikle hafif
formlarda sadece lokal tedaviler yeterli olabilir. Bu tedavi iyi bir temizleyici jel ile kombine edilir.Daha yoğun sivilcelerde ise antibiotik kullanımı gerekebilir ve bu genelde 3-5 aylık uzun bir dönemi gerektirir. İnatçı, şiddetli hastalarda ise A vitamini türevleri oldukça başarılı sonuçlar verir.Hastaları psikolojik olarak da yıkan bu hastalık başarılı bir şekilde doğru bir takiple düzeltilebilir.
Adi siğil
Adi siğil
Adi siğiller, cildin dış tabakasında hücrelerin hızla büyümesini harekete geçiren human papillomavirus�ın (HPV) neden olduğu, kanseri olmayan deri büyümeleridir. 60�dan fazla türde HPV meydana gelir.
Bazı HPV türleri, genellikle deri üzerinde siğillere neden olur. Adi siğiller, genellikle ellerinizde, parmaklarınızda veya el tırnaklarınızın yakınında meydana gelir. Diğer HPV türleri genellikle başka yerlerde siğillere neden olur:
· Topuk siğilleri. Bunlar sadece ayaklarınızın tabanlarında meydana gelir. Genellikle ten rengi veya açık kahverengi, içlerinde minik siyah noktalar olan yumrular olarak görünürler. Bu noktalar küçük, pıhtılaşmış kan hücreleridir.
· Jenital siğil. Cinsel yolla bulaşan hastalıkların en yaygın türü budur. Cinsel organlarınızda, kasık bölgenizde veya anal kanalınızda görünebilir. Kadınlarda, jenital siğiller vajinanın içinde de gelişebilir.
· Düz siğiller. Bu siğiller, diğer siğillere göre daha küçük ve daha yumuşaktır. Genellikle yüzünüzde ya da kadınsanız bacaklarınızda meydana gelir. Çocuklarda ve ergenlerde, yetişkinlere göre daha yaygındır.
Adi siğiller, genellikle zararsızdır ve çoğu zaman kendi kendilerine kaybolur. Ama sıkıntı ve utanç verici olabilirler, bunlardan kurtulmak için tedaviye ihtiyacınız olabilir. Adi siğiller, tedaviden sonra yeniden ortaya çıkarak kalıcı bir sorun haline gelebilir.
Kışın cilt daha çok yaşlanıyor
İSTANBUL – Kışın esen sert rüzgarlar ve kar, cildin daha fazla kurumasına ve tahriş olup bozulmasına neden oluyor. Daha mat bir görünüm kazanan cilt, olumsuz dış etkenlere karşı mücadele edemiyor ve yaşlanma etkileri artarak kırışıklıklara davetiye çıkarıyor. Cildin, yaşın yanı sıra dengesiz beslenme ve olumsuz dış etkenler nedeniyle yaşlandığını söyleyen uzmanlar, kış aylarında cildin ekstra Yazının Devamını Okuyun.. »
Egzamaya karşı: Beyaz dut kurusu kürü
Beyaz dut kurusu
Kür’ü uygulamadan önce dikkat edilmesi gereken hususlar
1- Dut toplar toplamaz tüketilmelidir. Toplandıktan sonra birkaç saat içerisinde tadır değişir. Çünkü içeriğinde bulunan bazı etkin maddeler toplandıktan birkaç saat sonra değişime uğrar.
2- Yaz aylarında dutun tazesini dalından tükettiğiniz zaman doğal bir antibiyotik tüketiyorsunuz demektir.
3- Şeker hastalarının kan şekerini yükselteceğinden dolayı beyaz dut kurusu kürünü uygulamamaları gerekir.
4- On iki yaş altı çocukların herhangi bir kürü hekimlerine danışmadan uygulamaları kesinlikle uygun değildir.
5- Aksi belirtilmedikçe aynı anda birden fazla kür uygulanmamalıdır. Herhangi bir kürün uygulama süresi tamamlanmadan da başka bir bitki çayı ( yeşil çay, papatya, ıhlamur, adaçayı .. ) içilmemelidir.
6- üm kürlerin çelik veya emaye kaplarda hazırlanması gerekmektedir.
7- Kullanacağınız bitkinin raf ömrünün bir yılı geçmemiş olmasına dikkat ediniz.