‘Deri Hastalıkları’ Kategorisi Yazıları


Sivilceler hakkında yanlış bilinenler

Sivilceler hakkında yanlış bilinenler
“Bazı besinler bende sivilce yapıyor.”

Yanlış. Besinler ve akne üzerine yıllarca süren çalışmalar sonunda herhangi bir besinin akneye sebep olduğu gösterilememiştir. Ne çikolata akne yapar, ne yağlı yemekler ne de süt. Eğer öyle olmuş olsaydı o besinlerden yemeyerek insanlar sivilcelerinden kolayca kurtulurlardı. Oysa gerçek öyle değildir.

Beslenme şeklinizi değiştirerek sivilcelerden kurtulamazsınız, kurtulan da görülmemiştir. Sivilcelerden ancak sivilce tedavisiyle kurtulabilirsiniz.
“Yüzümü iyi yıkarsam sivilcelerimden kolay kurtulurum.”

Temizlik eksikliği sivilceye neden olmaz. Eğer öyle olsaydı yüzünü hergün düzenli yıkayan kimselerde sivilcelerin geçmesi, fazla yıkamayan kimselerde de çıkıyor olması gerekirdi. Yüz yıkanarak ancak yüz temizlenir fakat sivilceler geçmez. Hatta aşırı yüz yıkamak yüz derisini kurutup hasar bile verebilir ve bu hasar mevcut sivilceleri artırabilir.
“Stres sivilce yapar.”

Stres sivilcelere yol açmaz. O yüzden stresten kurtularak sivilcelerin geçmesini beklemek boşunadır. Dahası stresli insanların kullandığı bir takım ilaçlar yan etki olarak sivilce yaparlar. Stres, cilt yüzeyine daha fazla sebum salgılanmasına neden olarak belki dolaylı olarak mevcut sivilceleri arttırabilir ancak hiç yoktan sivilce varetmez. Stressiz olduğu bilinen kimselerde de sivilce çıkmaktadır.

Sivilcenin tedavisi başka türlü, stresin tedavisi başka türlüdür.
“Güneşışığı sivilcelere iyi gelir.”

Hayır, sadece yüzünüz biraz daha bronzlaşacağı için sivilceler daha az dikkat çeker. Güneş ışığı birkaç sivilceyi kurutsa bile yenilerinin gelmesini engelleyemez, epidermise(cilt üstü tabakası) zarar verebilir ve ilerleyen safhalarda sivilceler artabilir. Güneş ışığına maruz kalmak ciltte erken yaşlanma ve yanıklara neden olabilir. Güneşe çıkmadan önce koruyuculuk katsayısı en az 15 olan koruyucu losyonlar kullanmanızı tavsiye ederiz. Sivilceleriniz içinse sivilce tedavisi görmelisiniz.
“Sivilcelerimi zaman zaman patlatıyorum.”

Sakın! Sivilcelerinizi patlatmakla mikroplara davetiye çıkarırsınız ve eğer enfeksiyon kaparsanız yüzünüzde ömür boyu geçmeyecek kalıcı yaralar meydana gelebilir.

Siyah noktaları(komedonları) da sıkmamak gerekir.
“Sivilceler yaş ilerledikçe geçer.”

Sivilceler ileri yaş grubunda daha az görülür. Ancak sivilcelerden büyüyerek kurtulunmaz. Bazı kimselerde sivilcelerin neden olduğu kalıcı yaralar kalmaktadır. Tedavi edilebilecek bir hastalığı tedavisiz bırakmamak ve kalıcı yara riskinden mümkün olduğu kadar erken kurtulmak gerekir.

“Büyüklerde akne olmaz.”

20-44 yaş arası insanların yüzde yetmiş beşinde akne görülmezken geriye kalan yüzde 25′inde akne mevcuttur. Bazı hanımların adet dönemleri boyunca değişen hormon dengeleri sivilcelere neden olabilir. Doğum kontrol hapları sivilce yapabilirler. Hamilelikte de sivilceler çıkabilir.

Sivilce

Sivilce

Toplumda sık görülmesi ve son derece rahatsız edici bir kozmetik problem olan sivilce (akne vulgaris) tedavi edilebilen bir hastalıktır.Özellikle ergenliğin başlaması ile ciltte yağlanma artmakta ve yağ bezlerinin faaliyeti bozulmaktadır. Bunun derideki görüntüsüde istenmeyen yağ birikimleri, şişlikler,iltihaplanmalar, deri altı kistleri olabilmektedir.

Oniki yaşından başlayarak onsekiz yaşına dek akne gençleri etkileyebilir. Ancak unutulmamalıdırki her yaşta, her dönemde ve her insanda bu sorun
gelişebilir.Kadınların %70′i, erkeklerin ise %80′inde hayat boyunca herhangi bir zamanda sivilce oluşabilir. Ne yazık ki kendi kendine geçebileceği gibi yanlış bilgilendirmeler tedavide geç kalınmalara , kalıcı izlerin oluşumuna ve hatta şikayetin artmasına neden olabilmektedir.

Cılt altındaki yağ bezlerinin fonksiyonun bozulması, porların kapanması ve birtakım bakterilerin iltihaplanmaya neden olması ile klasik sivilce görüntüsü cilt üzerinde belirir.

Akne oluşumunu etkileyen faktörler şunlardır:

1-Genetik:Annede veya babada akne olması, çocuklarda görülme sıklığını artırır.

2-Ultraviyole:Güneş ışınları sivilce oluşumunu olumlu veya olumsuz yönde etkileyebilir.

3-Terleme:Terleme ile sivilceler yoğunlaşır.

4-Diyet:Gıdaların sivilce oluşumunda artırıcı hiçbir etkisi yoktur.

5-Hormonlar:Adet düzensizliği ve hormonal bozukluklar sivilceleri yoğunlaştırır.

6-Kozmetik ürünler:Yanlış birçok kozmetik kullanımı, kozmetilk salonlarındaki uygulamalar cildin bozulmasında önemli bir pay oluşturmaktadır.

Akne klinik görüntüsüne göre çok farklı tiplerde gözlenebilir. En hafif formu olan komodojenik akne siyah noktalar veya beyaz butonlar şeklinde görünürken, iltihaplı formda olanlara püstül denir. En şiddetli formunu ise nodül ve kistler oluşturur; bunlar deri altında ağrılı büyük sertlikler olarak gözlemlenir ve ciltte kalıcı izlere neden olabilir.

Akne sadece yüzde değil ayrıca göğüs sırt gibi alanlarda da görülebilir. Yüz bölgesinde oluşan sivilceler ağrılı kaşıntılı olabilir.Fiziksel görüntünün bozulması psikolojik stres ve gerginliklere yol açabilir. Toplumdan uzaklaşma, mutsuzluk, hatta depresyon gelişimi bile gözlenebilir.

Akneli kişilerin birtakım kozmetik kremlerden, losyonlardan ve güzellik salonlarından çare arayışları ise hastalığın büsbütün kötüleşmesine , tedavinin zorlaşmasına neden olur. Bu merkezlerdeki uygulamalar kalıcı izlere dahi yol
açabilir ve hasta iyileşmediğini düşünerek yanlış bir inanışa kapılabilir.

Akne düzenli, ısrarcı ve uzun süreli tedavilere mutlak cevap verir. Hastanın doktoruna güvenmesi ve takiplerini devam ettirmesi gerekir. Öncelikle hafif
formlarda sadece lokal tedaviler yeterli olabilir. Bu tedavi iyi bir temizleyici jel ile kombine edilir.Daha yoğun sivilcelerde ise antibiotik kullanımı gerekebilir ve bu genelde 3-5 aylık uzun bir dönemi gerektirir. İnatçı, şiddetli hastalarda ise A vitamini türevleri oldukça başarılı sonuçlar verir.Hastaları psikolojik olarak da yıkan bu hastalık başarılı bir şekilde doğru bir takiple düzeltilebilir.

Uzm.Dr.Ayşe ÖZBOYA NACAK

yalnizdegilim.com hasta destek gurupları forumuna girerek sivilce şikayeti olan diğer hastalara ulaşabilirsiniz:

http://www.yalnizdegilim.com/akne-sivilce/

Siğil

Siğil
Siğil bir çeşit virüsün sebep olduğu bulaşıcı deri hastalığı. Virüsün hastalık hâlini husûle getirebilmesi için şahsın veya hastalığın yerleşme yerinin predispoze olması (meyletmesi) lâzımdır. Siğiller iki çeşittir:

a) Verruca vulgaris: Çok defâ deri renginde, bâzan sarı veya sarı esmerimtrak, üstü girintili çıkıntılı, karnıbahar manzarasında, sert, pürtüklü, derinin kornium tabakasının aşırı kalınlaşmasından hasıl olan küçük urlardır. Bâzan birkaç adedi birleşerek plâklar meydana getirirler. Kişide belli bir şikâyet husûle getirmezler. Bununla beraber tırnak kenarlarında, el parmaklarının oynakları üstünde olanlarla tabanda yerleşenler ağrılı olur. Adetleri çok defâ birkaç tânedir. Bunların içinde birisi büyük olup, buna “ana siğil” denir.

Siğiller çok defâ el sırtında, ön kolda, bacak ve yüz gibi açık bölgelerde yerleşirler. Ayak tabanında yerleştiği zaman epidermisin kalın olmasından dolayı dışarıya doğru büyümeyerek derinlere doğru ilerler. İlk bakışta nasırı andırır. İkinci tarak kemik, ikinci ayak parmağı arası mafsalında ve topuk kısmında yerleşir. Derinin epidermisinde yerleştiği için iyileşince skatris (iz) bırakmaz.

b) Verruca plano juvenilis: Gençlerde ve çocuklarda görülür. Deri renginde veya hafif sarı kahve renginde, düz, yaygın urlardır. Toplu iğne başından mercimek büyüklüğüne kadar çeşitli irilikte olurlar. Gruplaşmaya meylederler. Traş ve kaşınma ile hastalık derinin diğer kısımlarına yayılır. En çok yüzde ve elde yerleşir.

Tipik siğilleri teşhis etmek kolaydır. Tabandakiler nasırlarla karışır. Siğillerin üzerindeki kalınlaşmış cornium tabakası (hiperkeratoz) kaldırılırsa nokta şeklinde kanamalar görülür.

Tedâvi: Çok defâ müdâhalesiz iyileşir. Duâ okunarak iyileşenler pekçoktur. Elektrokoter ile tahrip edilebilir (yakmak). Yâhut “Pate oxyde de zinc” ilâç, siğilin etrafına sürülür, böylece sağlam deri kısımları korunur. Siğilin üzerine de % 30’luk triklor asetik asit solüsyonundan sürülür.

Sigara ve derimiz

Sigara ve derimiz
Sigaranın bu etkisi, özellikle bayanlarda daha sık görülür ve deri yaşlanması belirtilerinden en önemlisi olduğu için, sigara bıraktırma konusunda sigaranın ölümcül sonuçlarına göre daha etkili olmaktadır. Sigara tiryakilerinde hiç içmeyenlere göre 5 kat fazla kırışıklık olduğu saptanmıştır. Hatta bazı çalışmalarda sigaranın güneş ışınlarından bile etkili olduğu bildirilmiştir.

Soluk, kirli beyaz-gri renkli ve kırışık deri �sigara tiryakisi derisi� olarak tanımlanmaktadır. Sigara içenlerin %79�unda bu görünüm mevcuttur. �Sigara tiryakisi yüzü�nün özellikleri şunlardır:

1- Kalıcı çizgi veya kırışıklıklar,
2- Alttaki kemik çıkıntılarının belirginleşmesi sonucu çökmüş yüz ifadesi,
3- Deride incelme, hafif gri görünüm,
4- Derinin hafif turuncu-mor-kırmızı renk alması.

�Sigara tiryakisi yüzü� 70 yaşın üzerindeki kadınların yüz yapısı ile aynıdır. Sigara içenlerde kırışıklığın erken yaşta başlaması dikkate değerdir

Kırışıklık oluşumu bir yılda içilen sigara miktarı ile doğru orantılıdır. Sigaranın kırışıklık yapıcı etkisine kadınlar daha fazla duyarlıdırlar.

Nikotin ve sinir sisteminin uyarılması sonucu gelişen damarlardaki daralma, dokuların oksijenlenmesinde azalma, pıhtılaşmada artış, kollajen depolanmasında azalma, kırışıklık oluşumunu kolaylaştıran etkenlerdir. Sigaranın deri üzerindeki etkilerini açıklayan faktörler şu şekilde özetlenebilir:

1- Direk toksik etki: Sigara içenlerde derinin neminin azalmış olması, onun toksik etkisine bağlıdır.

2- Mekanik faktörler: Kırışıklığın şeklini belirlemede önemli role sahiptir. Sigara içerken kullanılan yüz kaslarıyla ilgili olarak dudak çevresinde; tek taraflı içenlerde aynı tarafta kırışıklık görülmesi veya kazayağı kırışıklıkları gibi özel görünümler ortaya çıkar.

3- Genetik faktörler: Bütün sigara içenlerde �sigara tiryakisi yüzü� görünümü olmadığı için genetik faktörlerin rolü de düşünülmektedir.

4- Sigara içenlerde vücudun güneş görmeyen yerlerinde derideki elastik tabakanın , sigara içmeyen aynı yaş grubundakilere göre daha kalın ve parçalı olduğu gösterilmiştir. Derideki kronik oksijenlenmenin azalması, kollajen sentezini düşürerek belirgin kırışıklığa neden olmaktadır.

5- Sigara damarlardaki daraltıcı etkisiyle deride gri-esmer renklenmeye neden olur.

6- Sigaranın kısırlık, erken menapoz, adet düzensizlikleri gibi anti-östrojenik etkileri bilinmektedir. Östrojenin deri üzerindeki fizyolojik etkileri menapoz sonrası dönemde açıkça görülmektedir. Sigara içen kadınlarda göreceli bir hipoöstrojenik durum meydana gelmekte ve bu da deri kuruluğu ve kırışıklığa neden olmaktadır.

7- Sigara A vitamini seviyesini azaltır, dolayısıyla hücrenin bir numaralı düşmanı olan serbest radikallere karşı korunmayı azaltarak, kırışıklıkların oluşumunu kolaylaştırır.

Sigara içen beyaz veya gri saçlı kişilerde katrana bağlı olarak sarımsı bir saç rengi ortaya çıkar.Sigara içerken sigaranın tutulduğu parmaklar ve tırnaklarında sarı-kahverengi renklenme ortaya çıkar. Bu bulguya �nikotin belirtisi� denir. Sigara içenlerde ağız içi daha koyudur. Hatta yanak iç yüzlerinde inatçı, sert, düzensiz beyaz tabakalar oluşabilir. Sigara damarlardaki daraltıcı etkisi ile kan akımını bozarak, yara iyileşmesini olumsuz yönde etkilemektedir. Tek bir sigara içiminin 90 dakika süren bir damarlarda daralmaya yol açabileceği gösterilmiştir. Sigara dumanında 4000 den fazla kimyasal madde bulunur ancak kan akımı azalmasından en çok nikotin sorumlu tutulmaktadır.

Dr. Zekayi KUTLUBAY

selülit

elülit
Selülit, cildinizde meydana gelen ve ciddileşme olasılığı bulunan bir bakteri enfeksiyonudur. Derinizde, yanan ve acıyan, şişik, kırmızı bir alan görülür ve hızla yayılabilir.

Bacakların alt kısmında veya yüzdeki deri, bu enfeksiyondan en yaygın olarak etkilense de, selülit cildinizin herhangi bir bölümünde oluşabilir. Enfeksiyon sadece yüzeysel olabildiği gibi, derinizin altında yatan dokuları da etkileyebilir ve lenf düğümlerinizle kan akışınıza karışabilir.

Yayılan bakteri enfeksiyonu, tedavi edilmeden bırakıldığı zaman, ölüm tehdidi bulunan bir rahatsızlığa dönüşebilir. Bu nedenle, selülitin belirtilerini ve semptomlarını tanımak ve bunlar oluştuğunda anında tıbbi yardıma başvurmak önem taşır.

Sedef (hastalık)

Sedef (hastalık)
Sedef deri hastalıklarının en önemlilerinden olup kronik,tekrarlayıcı ve sık rastlanılan bir rahatsızlıktır.Deri örtüsünün olduğu tüm bölgeleri tutabilir.Saçlı deride, tırnakta, elde, ayakta,gövdede, dizde,dirsekte kısaca tepeden tırnağa bütün vücudu etkileyebilir.Ancak şiddeti kişiden kişiye değişir.Kimi hastalarda sadece bir nokta veya plaklar halinde gözlenebilirken,kimi hastalarda vücudun muhtelif alanlarına yayılarak çok geniş deri bölgelerini etkileyebilir.Şu bilinmelidir ki sedef bir cilt rahatsızlığı olup, diğer organların bozuklukları ile bir ilişkisi yoktur.

Birçok kronik hastalıkta olduğu gibi belirli aralıklarla tekrarlama özelliği vardır.Bu nükslerin sıklığı, yaygınlığı bireysel olarak değişebilmekte bazen uzun yıllar boyunca hiçbir atak yaşanmamasıda mümkündür.

Bu son derece sık hastalığın görülme ihtimali %1-3 arasında değişmektedir.En fazla görülen bölgelerdiz, dirsek,bel, saçlı deri, genital bölgedir.Tipik görüntüsünde kırmızı ,net sınırlı zemin üzerinde beyaz ince kabuklanmalar şeklindedir ancak sedefin kabuk olmadan sadece kırmızı alanlar veya bu alanların üzerine eklenmiş iltihaplı toplu iğne başı büyüklüğünde püstüllerle seyreden formlarıda olabilir.

Genetik bir hastalık olan sedef özellikle 20-40 yaş gurubunda sıkça görülür.Ailesel özelliği olan bu hastalığın ebeveynlerde olması çocuklarında görülme ihtimalini artırır.

Belirli faktörler hastalığın hızlanmasına yahut ilk atağın başlamasına neden olmaktadır.Bunların başında fiziksel ve psikolojik stresler,aşırı güneş ışığı, alınan birtakım ilaçlar(ağrı kesiciler, hormon ilaçları, kortizon,tansiyon ilaçları) yeralmaktadır.Hastaların rahat bir hayat sürmesi, aşırı yorgunluktan kaçınılması, mümkün olduğu kadar az ilaç tüketmesi sedefin stabil kalmasına yardımcı olur.Sedefin tipik belirtilerinden birtaneside kaşınan yada yaralanan bölgelerde yeni sedef plaklarının gelişmeye meyil göstermesidir.Bu olaya “Köebner fenomeni” denmektedir.

Klinik görüntüye bakılarak teşhis konulan sedef bazen egzema, allerjik deri hastalıkları ile karışabilmektedir.Lokal bir sedef formu olan “palmoplanter psoriasis” (el-ayak sedefi) ise el ve ayakta su toplamaları çatlak ve soyulmalar şeklinde gözlenebilir.

Kronik olan sedef hastalığı, sanıldığının aksine başarıyla tedavi edilebilen bir hastalıktır ancak kronik olduğu için zaman zaman tekrarlayabilir.Bu tekrar ataklarının süresi ve aralığı kişiden kişiye değişebilir ve yıllarca tedavi ihtiyacı duyulmayabilirde.

Tedavi seçiminde başlıca üç başlık göze çarpabilir.

1-Lokal tedavi

2-PUVA tedavisi

3-Sistemik(ağızdan veya damardan ilaç) tedavi

Lokal tedavi:Özellikle birkaç alanda kısıtlı sedefi olan hastalar için yeterli bir yöntemdir.Kabuk sökücü kremler, yumuşatıcılar, kortizonlu kremler, Dvitamainli kremler kullanılabilir.

PUVA tedavisi:Çok az merkezde gerçekleştirilebilen bu tedavi ideal bir yöntemdir.Vücudunun geniş kısmına yayılmış, ufak noktalar halinde dağınık bölgelerde olan sedef plaklarında ve lokal tedaviye dirençli hasta gurubunda başarıyla uygulamaktayız.Güneş ışınındaki ultraviyole A ve B’nin etki gücünden faydalanılan bu tedavide özel kabinlerdegündebirkaç dakikalıkışın tedavisi yapılmaktadır.Haftada 3-4 seans ile başlayan uygulama etki alındıktan sonra daha seyrek aralıklara indirilerek sonlandırılıyor ve uzun süren iyilik dönemleri yaşanabilmektedir.Uygulamanın hastaya ciddi bir zarar vermemesi , kolay uygulanabilmesi, zaman alıcı bir tedavi olmamasıda diğer avantajları oluşturmaktadır.

Sistemik tedavi:Çok şiddetli vücudun %50-70′inden fazlasında yayılmış sedeflerde ve PUVA tedavisi şeçeneğinin uygulanamadığıhastalarda yapılmaktadır.Mümkün olduğunca kaçındığımız bir yöntem olup siklosporin, methotraksat,acitretin gibi zararlı yan etkileride olabilecek ilaçlar ancak ritmik dıktor takipleriyle hastaya verilebilir.

Seboreik keratoz

Seboreik keratoz

Seboreik keratoz, “verruca seborrheica” olarak da bilinen, her iki cinsteki yasli kisilerde cok sik gorulen benign bir lezyondur. Lezyonlar keskin sinirli, duz veya kabarik papul ya da plaklar seklindedir, siklikla et rengi veya hafifce sarimtrak ya da hiperpigmente gorunumde olurlar. Genellikle kucuk ve birkac mm capli tumuyle ekzofitik lezyonlardir fakat daha buyuk olculere ulasabilirler. Siklikla inflamasyon cok azdir fakat kasinabilir ve travma sonucu inflamasyona ugrayabilirler. Belirgin lenfositik infiltrasyonun gelistigi bir tipi vardir ve hem epidermis hem de dermisi tutan tumorler arasinda benign likenoid keratozis basligi altinda incelenecektir. Lezyonlar govdede ve ekstremitelerin proksimal kisimlarinda siktir fakat avuc icleri, ayak tabanlari ve agiz mukozasi disinda herhangi bir yerde olabilir. Bu muhtemelen kil follikulleriyle bir iliski varligina isaret eder.
PATOLOJI. Lezyonlar genellikle keratinositlerin hucresel atipi gostermedigi akantotik epidermisten ibarettir. Erken lezyonlarda dahi lezyonun hemen altindaki papiller dermis sklerotiktir. Seboreik keratozun en erken lezyonlari rete ridgelerde uzama ve birbirleriyle baglanma gosterir. Bazal keratinositler hafif ilâ ileri derecede pigmentedir. Tek bulgu bunlar oldugu zaman tani siklikla “pigmente retikuler dermatozis” olur. Lezyonlar kalinlastikca papillomatozis veya daha siddetli akantoz gelisir.Papillomatoz lezyonlarbazan “stucco keratoz” olarak isimlendirilir ve akantotik tipin keratin yalanci kistleri bulunmayabilir. Bu yalanci kistler ortokeratin icerirler ve kalinlasan epidermiste ortokeratin globullerinin kaynasmasindan olusurlar. Bunlar yalanci kistlerdir zira birbiriyle kaynasan keratin kitleleri siklikla lezyon yuzeyine ulasan bir kanal olusturur. Seboreik keratozlar mantar veya bakteriler tarafindan enfekte edilebilir ve belirgin bir inflamasyon olusur. Erken seboreik keratozlardaki bir baska histolojik yapi da epidermisteki fokal keratinosit gruplarinin polaritelerini korumalari nedeniyle bazan “klonal seboreik keratoz” denilen sekildir. Bu odaklar irrite seboreik keratozlarda veya primer bir fenomen olarak gelisebilir fakat bunlarin gercek keratinosit klonlari olduguna dair kesin bir delil yoktur. Keratinosit gruplari polaritelerini kaybettikleri ve hucresel olarak atipik olduklari zaman lezyon intraepidermal skuamoz hucreli karsinoma in situ olarak siniflanir. Pigmente seboreik keratozun bir varyanti da icerdikleri yogun pigmenti komsu keratinositlere nakledemeyen belirgin uzantili keratinositlerin varligi nedeniylemelanoakantoma olarak isimlendirilir. Yasli kisilerde gorulur, beyaz irkta daha siktir, yavas gelisir ve kendiliginden gerilemesi yoktur.
Ayirici tanida sigiller bulunur. Seboreik keratozlarin cogu histolojik olarak sigillerden farklidir ve lezyonlarda HPV gosterilemez. Ancak, inguinal bolgede bulunan histolojik olarak tipik seboreik keratozlarda gosterildigi uzere HPV iceren komsu condyloma accuminatum’dan gelen sigil virusuyle enfekte olabilirler. 20 yas altindaki cok genc bir kiside ayirici tanida epidermal bir nevus de vardir.
Ic organlarinda malign bir hastaligi olan kisilerde akut olarak govde ust kisminda bazilari garip gorunumlu bircok inflamasyonlu seboreik keratozlarin cikmasi tartismali bir gozlemdir. Bu durum bazan “Leser ve Trélat isareti” olarak isimlendirilir ve cesitli mide, akciger, kolon karsinomlariyla lenfomalara eslik edebilir.
Degos’un soluk hucreli akantomu. Nadir gorulen, duzgun sinirli, benign, Degos’un soluk hucreli akantomu (“berrak hucreli akantom” olarak da bilinir) isimli tumor orta ilâ ileri yastaki kisilerde alt ekstremitelerde soliter bir tumor olarak gorulme egilimi gosterir. Birden fazla tumor olabilir. Lezyon yuzeyinde siklikla bir pullanma ve eritem bulunur ve nokta tarzinda kanama noktalari olur.
PATOLOJI. Lezyonun, icindeki keratinositlerin cogunun soluk ya da seffaf gorundugu, PAS pozitif ve diyastaza direcli yapida, cok keskin sinirli bir kenar olusturan akantoz zonu vardir. Dermal papillalar uzerindeki epidermis (suprapapiller tabaka) belirgin olarak incelmistir. Notrofil iceren bir parakeratotik pullanma vardir. Dermal papillalardaki kan damarlari belirgin ve ince duvarlidir. Keratinositlerde nukleer atipi bulunmaz.
Lezyon bircok ozelligi acisindan psoriasize benzer ancak lezyondaki hucrelerin soluk ya da seffaf sitoplazmali olusu ve cevre epidermisten keskin bir sinirla ayrilmasiyla farkedilir. Psoriazis daha bazofilik sitoplazmali hucrelere sahiptir. Temel defekt glikojenin yikiminda bir fosforilazin eksikligi gibi gorunmektedir1.
Warty diskeratom. Warty diskeratom genellikle bas boyun bolgesinde, daha seyrek olarak herhangi bir yerde yerlesen, soliter, keratotik, hafifce verrukoz bir papuldur
PATOLOJI. Lezyonlar suprabazal akantoliz, villoz bazal tomurcuklanmalar, corps ronds ve grains gibi ozel yapilar gosterir. Lezyon nisbeten duz olabilir veya dermisten asagiya hafifce kabarabilir. Siklikla hafif bir dermal lenfositik infiltrasyon bulunur.
Kucuk lezyonlar Grover hastaligindan ayirdedilemez, buyukleri de Darier hastaligina benzer. Benzer degisikliklerin oldugu kucuk papuller klinik olarak normal gorunumdeki deri materyallerinde de bulunabilir. Warty diskeratom tanisi ancak soliter, kasintisiz, birkac milimetre capindaki lezyonlar icin kullanilmalidir.
Aktinik keratoz. “Senil keratoz” veya “solar keratoz” olarak da bilinen aktinik keratoz genellikle gunes goren deride pullanmali, eritematoz bir yama seklinde ortaya cikan, beyaz tenlilerdeki en sik neoplazmlardan biridir36,38. Lezyonlar hiperpigmente, yaygin ve birbirine kaynasan sekilde olabilir. Dogrudan dogruya UVB isinlarinin (ozellikle 280 ile 320 nm dalga boyu araligindaki) birikici dozuna baglidir. Iyonize edici isinlarin diger sekilleri de benzer keratozlar olusturabilir. Tersine asiri miktarda inorganik arsenik bilesiklerine maruz kalan hastalarda da benzer keratozlar ortaya cikar fakat bunlar gunese maruz kalmayan deride hatta avuc ici ve ayak tabanlarinda bile gorulurler. Aktinik keratozlar karsinoma in situya ilerleyebilen devamli bir olayin bir kismidirlar.
PATOLOJI. Lezyonlar dermis epidermis birlesim hattinda duzensiz bir sekilde hiperkromazi ve nukleus buyumesi seklinde bazal keratinositlerin buyumesiyle baslar. Daha sonra acikca atipik olan hucrelerin epidermisin ust tabakalarina cikmasiyla akantoz gelisir. Deri ekleri uzerindeki ortokeratoz haric olmak uzere parakeratoz ve hiperkeratoz da gelisir. Ilerlemis lezyonlarda epidermis tumuyle atipik hucrelerden olusur. Atipik hucreler epidermis kalinliginin tamamini doldururlar, lezyon da genis olup kil follikulleri ve ter bezi duktuslarinin cikisini kaparsa yassi hucreli karsinom tanisi daha dogru olur. Dermiste genellikle asiri solar elastoz vardir; eger bu bulgu yoksa muhtemelen arsenige bagli keratoz akla gelmelidir.
Aktinik keratozda, suprabazal bolgede primer akantolitik hastaliklari (Tablo 3) taklit eden bir akantoliz olabilir ancak primer akantolitik hastaliklarda hucresel atipi ve yuzeyde parakeratotik pullanma bulunmaz. Pigmente aktinik keratoz atipik keratinositler arasindaki melanositlerin sayi ve buyuklugunde cok az artis olmasina ragmen bazal keratinositlerdeki melanin artisi sonucu hiperpigmentasyon gosterir. Likenoid aktinik keratoz hem epidermis hem de dermisin tutulacagi bicimde dermiste yogun bir lenfosit ve plazma hucre infiltrasyonuna sahiptir.Hiperplastik aktinik keratoz siradan ince aktinik keratozlar ile yassi hucreli karsinoma in situ arasindaki lezyonlari tanimlamak icin kullanilan bir tabirdir. Buyuk hucreli akantom genellikle yuzeyde parakeratotik pullanmanin olmadigi ve bazal hucre nukleuslarinin normalin iki uc kati genisledigi bir aktinik keratoz cesididir.
Aktinik keratoz bir yassi hucreli karsinoma in situdur. Follikul derinliklerine invazyon veya genis bir sahada follikul sinirlarini silecek sekilde epidermisin tam kat atipizm gostermesi tumorun ileri donemlerinin yassi hucreli karsinoma in situnun bulgularidir. Erken aktinik keratoz ile yassi hucreli karsinoma in situ arasindaki lezyonlar hucresel atipinin miktari ve epidermisin ne kadarinin tutulduguna gore uc gruba ayrilabilir. Nisbeten az hucresel atipi gosteren erken lezyonlar bazal bolgese sinirlidir ve skuamoz intraepidermal neoplazi (SIN) derece I veya SIN-I seklinde siniflanirlar. Atipik hucrelerin epidermisin alt yarisini doldurdugu lezyonlar SIN-II’dir. Tum katlarda atipinin bulundugu ve deri eklerine dogru “bowenoid aktinik keratoz”un bulundugu lezyonlar yassi hucreli karsinoma in situ veya SIN-III’tur. Paradoks bir sekilde SIN-III lezyonlar bazi SIN-I ve SIN-II lezyonlara kiyasla daha uzun sure in situ donemde kalirlar bu lezyonlardan dermise yassi hucreli karsinom invazyonu tam kat epidermis atipisi gosterenlerden daha azdir.
UV isinlari nedeniyle tumor baskilayici bir gen olan p53 geninde mutasyonlar gelisebilir ve gunese maruz kalan deride yassi hucreli karsinom gelisimi nedenlerinden biri de bu olabilir. Bazi aktinik keratozlarda da p53′un asiri okundugu gorulebilir ve bu aktinik keratoz ve yassi hucreli karsinomlarin gelisiminin erken donemlerinde gelisen bir mutasyonu temsil edebilir.

tiprehberi.com

Saç Dökülmesi

Saç Dökülmesi

Saç dökülmesi nedir ?

Tüm toplumlarda saç ve saç şekillerinin sosyal ve kültürel bir önemi vardır. Saç dökülmesi ile karşılaşan bir insan kendisini fiziksel ve ruhsal olarak zayıf görmeye başlayarak bu durumdan kurtulabilmek için değişik yöntemlere başvurabilir. Ancak saç dökülmesine neden olan sebep bulunmadan doğru bir tedavi şekli uygulanamaz. Bu nedenle , aşırı saç dökülmesi, saç köklerinde zayıflık ve saç tellerinde incelme şikayetleri başlayan insanların Deri Hastalıkları Uzman hekimlerine başvurmaları gerekmektedir.

Nomal Saç Büyümesi:

Sağlıklı bir insanda saçların yaklaşık %90′ı sürekli uzama halindedir. Bu büyüme evresi 2-6 yıl kadar sürebilir.Geriye kalan %10′luk kısım ise 2-3 ay kadar süren dinlenme evresinde bekler.Bu dinlenme evresi sonucunda saçlar dökülür. Dökülen saç köklerinden yeni saçlar büyümeye başlar ve döngü bu şekilde devam eder. Saç telleri ayda ortalama 1-1.5 cm kadar uzar. İnsanlar yaşlandıkça saç uzama hızları yavaşlar. Doğal sarışınlar(140.000), esmer(105.000) ve kızıllardan(90.000) daha çok saç teline sahiptirler. Saç dökülmelerinin çoğunun sebebi normal saç büyüme döngüsünden kaynaklanır. Günde 50-100 adet saç telinin dökülmesi normal sınırlar içerisinde kabul edilir.Eğer aşırı miktarda saç kaybı,saçlarda gözle görülen incelme oluşursa en kısa zamanda doktora baş vurulmalıdır.

Saç dökülmesinin başlıca nedenleri:

Uygunsuz saç bakımı ve kozmetik ürün kullanımı: Saça uygulanan her türlü boya, renk açma, saçı düzleştirme veya perma gibi yöntemler uygun koşullarda yapılmazsa saça zarar verebilir.Bu yöntemlerin sık sık veya aynı anda uygulanması da saçı zayıflatıp kırılmasına neden olabilir. Saçı çeken saç şekillerinin de (atkuyruğu, örgü, saçı sıkı lastiklerle toplama gibi) sıklıkla uygulanmaması gerekir çünkü saç diplerine etki eden sabit çekme kuvveti saç kaybına neden olabilir. Saçı sık sık yıkamak, taramak ve fırçalamak da saçı kırabilir.Saçı sampuanladıktan sonra saç kremi kullanmak saç taranmasını kolaylaştırır. Saç ıslakken daha kırılgandır bu nedenle havlu ile saçı ovalayarak kurutmaya çalışmak, taramak ve fırçalamaktan kaçınılmalıdır.Geniş ağızlı ve düz uçlu taraklar tercih edilmelidir.

Ailesel (ırsi) saç kaybı : Saç dökülmelerinin en sık sebebi kalıtsal özelliktir. Bu kalıtıma sahip olan kadınlarda da saçlarda azalma görülür ancak kellik oluşmaz. Bu duruma ‘ Erkek Tipi Kellik’ denir, 10-20-30′lu yaşlarda başlayabilir. Son zamanlarda yeni tıbbi tedavi seçenekleri sunulmasına rağmen kalıcı bir düzelme sağlamak saç transplantasyonu dışında henüz mümkün değildir. Hasta için uygun olacak yöntem doktor tarafından seçilmelidir.

Alopesia areata(Alopecia Areata): Bu tip saç kayıplarında düzgün yüzeyli, para büyüklüğünde veya daha geniş yuvarlak yama tarzı alanlar oluşur. Nadiren tüm saç ve vücut kıllarında kayıp oluşabilir. Çocuk ve erişkin her yaşta gözlenebilir. Saç dökülmesini yapan neden bilinmemektedir.Bir çok hastada saçlar kendiliğinden büyür. Şiddetli ve uzun süren durumlarda sürme veya ağızdan tedaviler uygulanabilir.

Doğum sonrası: Gebe bayanlarda saçlarının büyük bir kısmı büyüme halindedir. Doğum sonrası saçlar saç büyüme döngüsünün dinlenme fazına geçerler. 2-3 ay içerisinde saçların aşırı miktarda döküldüğü fark edilebilir, bu süreç 1-6 ay kadar sürebilir ve çoğunlukla saçlar büyüyerek eski miktarlarına ulaşırlar.

Yüksek ateş, ağır enfeksiyon ve soğuk algınlığı: Hastalıklar saçların dinlenme evresine girmesine neden olabilir. Yüksek ateş ve ağır bir hastalıktan 4 hafta ile 3 ay sonra yoğun bir saç kaybı gelişebilir.Zaman içerisinde saçlar tekrar eski halini alır.

Tiroid hastalıkları(Guatr ve diğerleri): Fazla ve az çalışan tiroid bezi saç kaybına neden olabilir.Tiroid hastalıkları laboratuar testleri ile araştırılabilir. Tiroid hastalığının tedavisi ile saç kayıpları da düzelir.

Eksik protein içerikli beslenme ve ağır diyetler: Proteinden fakir diyetler yapan veya anormal beslenme alışkanlığına sahip kimselerde protein eksikliği oluşur ve vücut proteini muhafaza etmek için saçları dinlenme evresine sokar.2-3 ay sonra yoğun bir saç kaybı oluşur. Saç kökleri zayıflar. Bu durum diet ile yeterli miktarda protein alınımı ile düzelebilir.

İlaçlar: Bazı ilaçlar geçiçi bir süre saç dökülmesine neden olabilir. Romatizmal, gut, depresyon, kalp hastalığı, yüksek tansiyon için reçete edilen ilaçlar ve yüksek doz A vitamini,sivilce ve sedef tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar saç dökülmesi yapabilir.

Kanser tedavileri: Bazı kanser tedavileri saç hücrelerinin bölünmesini durdurabilir. Saçlar deriden çıkınca zayıflar ve kırılır. Bu durum terapiden 1-3 hafta sonra gerçekleşir ve hastalar saçlarının %90 ‘ını kaybeder , terapi sona erdikten sonra saçlar tekrar büyüme gösterir ve eski haline döner.

Doğum kontrol hapları: Doğum kontrol hapı kullanan bir bayanda saç dökülmesi sıklıkla kalıtsal bir yatkınlıkla oluşabilir. Saç dökülmesi gelişirse haplar Kadın-doğum doktorları tarafından değiştirilmelidir. Hap kullanımını kesen bir bayanda 2-3 ay sonra saç dökülmesi başlayabilir ve 6 ay kadar sürebilir. Bu durum doğum sonrası gözlenen saç dökülmesi mekanizması ile benzerdir.

Düşük serum demir düzeyi: Demir eksikliği saç dökülmesine neden olur.Bazı insanlar demiri besinsel olarak eksik alırken bazılarında ise demirin bağırsaklardan emilimi yetersizdir. Bayanlarda adet kanamaları nedeni ile demir eksikliği daha sık görülür. Demir eksikliği laboratuar testleri ile araştırılıp , demir hapları ile tedavi edilmelidir.

Büyük cerrahi girişimler ve kronik hastalıklar: Büyük cerrahi operasyon geçiren hastalar 1-3 ay içinde aşırı bir saç dökülmesi fark edebilirler. Bu durum birkaç ay içinde geçer. Ağır kronik hastalığı olan hastalığı olan kişilerde saç kaybı ömür boyu devam eder.

Mantar hastalıkları: Küçük yamalar halinde kabuklanmalar ile başlayıp yayılabilir, saçlarda kırılma saçlı deride kızarıklık şişlik ve hatta sızıntıya neden olabilir. Bu bulaşıcı hastalık çocuklarda daha sık görülür ve ilaç ile tedavi edilmelidir.

Trikotilomani(Saç koparma hastalığı): Çocuklar ve bazen erişkinler saç, kaş veya kirpiklerini koparıncaya kadar çekebilirler ve bunu bir alışkanlık haline getirirler. Böyle durumlarda psikoloji danışmanlarına başvurulması uygundur.
Saç Dökülmesinin Tedavisi :

Dermatoloğunuza başvurduğunuzda öncelikle saç dökülmesinin nedeni araştırılır. Bu nedenle size bazı sorular sorulacaktır. Eğer doktorunuz uygun görürse sizden bazı kan tahlilleri isteyebilir.

Saç dökülmesinde amaç öncelikle neden bulunursa onu tedavi etmektir. Örneğin kansızlık veya demir düşüklüğü tedavi edildikten 3-4 ay sonra saçlar eski sağlığına kavuşur.

Bunun dışında androjenik alopesi (Erkek tipi saç dökülmesi) tanısı alırsanız aşağıdaki ilaçları kullanmanız gerekebilir. İleri dökülmelerde saç nakli uygulanır :

Saç dökülmesinde ilaç tedavileri :

Minoxidil : Losyon şeklinde olan bu ilacın kadın ve erkekler için ayrı tipleri vardır. Saç cildine sürülerek kullanılır. Saç dışında başka bölgelere yanlışlıkla temas ettiğinde tüylenme yapabilir. Bu nedenle dikkatle kullanılmalı ve tedavi sonrası eller yıkanmalıdır.

Finasterid : Hap şeklinde olan bu ilacı kadınlar kullanamaz. Erkeklerde testesteron hormonunun aktif hale gelip saç köklerini zayıflatıp döktüğü tespit edilmiştir. Finasterid hormonun aktifleşmesini engeller ve saçın dökülmesini engeller. Fakat kullanım sırasında düşük bir ihtimalle de olsa iktidarsızlık görülebilir. Mutlaka dermatoloji uzmanı kontrolünde kullanılmalıdır. İlaç bırakılırsa saç dökülmesi devam eder.
Saç dökülmesinde cerrahi tedaviler :

Saç kökü nakli ( Saç Ekimi ) : Saç kökü nakli saç dökülmesi için son seçenektir. Ancak dökülme durduğunda bu tedavi uygulanabilir. Amaç ense bölgesinde yer alan ve testesteron hormonundan etkilenmeyen canlı saç kökü hücrelerini saçın döküldüğü yerlere nakletmektir. Çeşitli teknikler kullanılmakta olup hepsinin kendine ait avantaj ve dezavantajları bulunmaktadır. Saç nakli dökülme için kalıcı bir çözümdür.

Ayrıntılı bilgi için dermatoloğumuza danışabilirsiniz.

Denetleme & Eklemeler :
Uzm. Dr. Sertaç Sever
Deri ve Zührevi Hastalıkları
Maltepe Tıp Fakültesi
Eğitim ve Araştırma Hastanesi
0 216 399 97 50 – 2221

Saç Biti

Saç Biti
Saç bitleri saçlarda çoğalıp yaşayan, kafa derisindeki kandan beslenen küçük böceklerdir. Bitlerin büyüklüğü susam tanesi kadar olup, 6 bacakları vardır ve renkleri bronzdan grimsi beyaza kadar değişmektedir. ömürleri 30 gündür ve kafa derisinden uzakta sadece 2 gün yaşayabilirler.

Sirke , saç bitinin yumurtasına verilen isimdir. küçük beyazımsı toplu iğne başı büyüklüğünde saç tellerine yapışık duran beneklerdir. Sirkeler önce saç derisine çok yakın bir yere bırakılırlar, daha sonra saç uzadıkça saç dibinden uzaklaşırlar. Sirkeler yaklaşık 7 ila 10 gün arasında yumurtadan çıkarlar ve 7 gün içinde olgun bir bit halini alırlar.

Saç bitleri tırmanırlar, uçup zıplayamazlar ve hayvanların üzerinde yaşamazlar. Bacaklarının ucundaki kanca benzeri kıskaçları ile saça tutunurlar. Sirkeler genellikle ensedeki, kahküllerin altındaki ve kulak arkasındaki saç tellerinde bulunurlar.

Nasıl Yayılırlar?

Saç biti baş teması ya da bazen bitlenmiş birisi ile ayni şapkanın, başlığın giyilmesi, ayni tarağın veya fırçanın kullanılması yoluyla yayılır.

Belirtileri nelerdir?

Belirti olmayabilir, ya da aşağıdakiler sayılabilir:

- Saçta gıdıklanma duygusu

- Bit ısırmalarından dolayı kafada kaşıntı

- Kaşınmalardan dolayı kafa derisinde yaralar oluşabilir ve kimi zaman bu yaralar iltihaplanabilir.

- Yastık üzerinde ince siyah tozlar (bit dışkısı) ya da soluk gri bit derisi görülebilir.

Saç bitinin ve sirkelerinin kontrol edilmesi:

Parlak ışığın altında büyüteç ve ince dişli tarak ile saçların içini ve kafa derisini yakından inceleyin. Sirkelerin fark edilmesi ve görülmesi genellikle daha kolaydır. Ense ve kulak arkasındaki saç tellerine yapışık dururlar. Kepeklerden farklı olarak saçın fırçalanmasıyla düşmezler.

Eğer saç biti bulursanız:

Evdeki diğer kişilerde de olup olmadığını kontrol edin ve bit ilacını sadece kafasında bit olanlara uygulayın. Bit ilacını bit bulaşmış herkese ayni günde uygulayın. Bit ilacı uygulamasını 7 gün sonra tekrarlayın. yakın temasta bulunduğunuz arkadaşlarınıza ve iş arkadaşlarınıza sizde bit bulunduğunu haber verin. Bitlenmiş kişi bit ilacının ilk uygulanmasından sonra işine veya okuluna dönebilir.

Saç biti nasıl tedavi edilir?

12 aylıktan küçük bebekler için ya da hamileyseniz veya emziriyorsanız ya da hassas bir cildiniz varsa, bir doktora danışınız. Kimyasal ilaçlarla temizleme yerine elle toplama önerilebilir. Saç biti ilaçları reçetesiz olarak eczanelerden satın alınabilir. Belirtilen kullanım talimatlarına uyunuz. Kullanılan ürünlerin göze kaçmamasına dikkat ediniz;gözleri bir havlu ya da elbezi ile kapatınız ve urunu uygularken eldiven kullanınız. Kullandıktan sonra ellerinizi yıkayınız.

Faydalı öneriler:

ilaç uygulamasından önce (ya da sonra) saç kremi kullanmayınız. Isı ilacı etkisiz hale getirebileceğinden, ilaç uygulamasından sonra saç kurutma makinesi kullanmayınız. ilacı uyguladıktan sonra 1-2 gün saçı yıkamayınız.

ilaçtan sonra urunun etkili olup olmadığını kontrol edin. saçı ince dişli bir tarak ile tarayıp, tarağı kağıt mendil veya bir bez ile sildikten sonra her hangi bir hareket görüp görmediğinize bakin. Bitler hala canlı ise, saç biti kullandığınız ilaca dirençli olabilir. saçı yıkayıp farklı bir bile. ime sahip başka bir ürün (eczacınıza sorunuz) ile yeniden ilaçlayın. Eğer diğer ilaç da etkisiz olursa saçın her gün kontrol edilip, bitlerin ve sirkelerin ince dişli tarak ve tırnak uçları ile toplanması geriye kalan tek seçenektir. Bu işlem çok zahmetlidir ama dikkatlice uygulanırsa, zamanla saçın bütün bitlerden ayıklanması mümkün olacaktır. işlem sırasında büyüteç kullanılması yumurta ve bitlerin daha kolay görülmesinde yardımcı olabilir.

Tarakları, fırçaları, başlıkları ve yatak takımlarını kontrol ediniz. Taraklar ve fırçalar 10 dakika sureyle (50 derecenin üzerinde) deterjanlı sıcak suya yatırılabilir. Yatak takımları, giysiler ve havlular çamaşır makinesinin sıcak yıkama programında yıkanabilir ya da kurutma makinesinin sıcak programında kurutulabilir. Yıkanamayan ya da kuru temizleme yapılamayan şeyler -örn. şapkalar, en az dört gün sureyle bir plastik torbada tutulabilir. Sirkelerin toplanması şart değildir. Saç bitinin toplum içinde yayılmasını azaltmanın en iyi yolu, çocuğunuzun saçını haftada bir kontrol etmektir.

Roseola İnfantum

Roseola İnfantum
Herpesvirus tip 6’nın neden olduğu, iyi huylu, yaklaşık 3 gün süren ateşin arkasından ortaya çıkan pembe, makülopapüler döküntü ile karakterize bir çocukluk çağı hastalığıdır. Hastalık solunum yolu sekresyonları ile bulaşır. Dört yaşına kadar çocukların hemen hemen tamamı hastalığı geçirmekte ve ömür boyu bağışıklık kazanmaktadır. En sık ilk yaşın ikinci yarısında ve, İlkbahar ve sonbahar aylarında görülür.

Klinik : Yaklaşık 3 günlük ateşli bir dönemden sonra ateşin normale dönmesinden hemen sonra makülopapüler veya eritematöz döküntü ortaya çıkar. Döküntü gövdeden başlar, boyun ve ekstremitelere yayılabilir, 2 gün içerisinde, iz bırakmadan kaybolur. Kaşıntı yoktur, basmakla solar. Vakaların bir kısmında ishal görülebilir. Yüzde 14 vakada huzursuzluk ve irritabilite şeklinde prodromal semptomlar olabilir. Fontanel belirginliği (% 26), Nagayama lekeleri (yumuşak damak ve uvulada eritematöz papüller – % 65), periorbital ödem (ateşli dönemde, % 30), servikal, postaurikular ve postoksipital lenfadenopati (% 31) bulunabilecek diğer bulgulardır. Nadiren splenomegali, ensefalopati ve konjunktival eritem görülebilir. İnkübasyon süresi ortalama 9 (5-15) gündür.

Komplikasyonlar : Hastalığın en önemli komplikasyonu ateşli dönemde görülebilen febril konvülsiyondur (% 6-15). Ensefalit, fulminan hepatit, hemofagositik sendrom ve dissemine enfeksiyon herpesvirus tip 6’nın nadiren neden olduğu klinik tablolardır.

Tanı : Rutin tanı testleri gereksizdir. Kesin tanı gerekirse, virus periferik kandan izole edilebilir veya serolojik olarak herpesvirus tip 6 Ig M pozitifliğine konvelasan serumda akut döneme göre herpesvirus tip 6 Ig G’nin en az 4 kat artışına veya negatifken pozitif oluşuna bakılabilir. Lökosit düzeyine bakılırsa, lökopeni bulunabilir.

Ayırıcı tanı : Enfeksiyöz mononukleoz, febril konvülsiyon, eritema infeksiyozum, kızamık, menenjit, rubella, ilaç erüpsiyonu.

Tedavi : Spesifik tedavi yoktur. Ateşli dönemde ateşin antipiretikler ile ve ılık banyolarla düşürülmesi önerilir.

Korunma : İzolasyon önerilmez. Etkin bir aşı bulunmamaktadır.

Toplam 10 sayfa, 5. sayfa gösteriliyor.« İlk...3456710...Son »
.