‘Kadın Doğum’ Kategorisi Yazıları
Aşırı Stres Erken Doğum Riskini Artırıyor
Hamilelik sürecinin hem kadın hem de Ailesi için özel ve farklı bir dönem olduğunun Altını çizen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Alper Mumcu, bu dönemde aşırı stresin erken doğum ve düşük ağırlıklı bebek dünyaya getirme riskini artırdığı konusunda uyarıyor.
Stresin hamilelik üzerindeki etkisi hakkında www.mumcu.com sitesinde bilgi veren Dr. Mumcu, “Yapılan bazı çalışmalar yüksek orandaki stressin erken doğum ve düşük doğum ağırlıklı bebek dünyaya getirme riskini arttırdığını göstermektedir. Son zamanlarda araştırmacılar stresin hangi mekanizmalar ile bu sonuca neden olduğunu araştırmaktadırlar. 1999 yılında Kaliforniya Üniversitesi Los Angeles Tıp Fakültesi’nde yapılan bir araştırmada, hamileliklerinin 18-20. haftasında yoğun stres yaşadıklarını ifade eden kadınların kan dolaşımında kortikotropin salgılatıcı Hormon (CRH) adı verilen bir Hormonun yüksek oranda bulunduğu saptanmıştır. Aynı çalışmada yüksek miktarlardaki CRH’nin erken doğum ile ilişkisinin olabileceği gösterilmiştir” açıklamasında bulunuyor. Aynı bulguların başka araştırmalar tarafından da desteklendiğini bildiren Dr. Mumcu, meydana gelen süreci şöyle özetliyor:
“Beyin ve plasenta tarafından üretilen CRH doğum eylemi ile yakından ilgilidir. CRH vücutta prostoglandin adı verilen ve rahim kasılmalarına yol açan bazı Maddelerin salınmasını tetikler. CRH, stres ortaya çıktığında beyinden salgılanan ilk hormondur. Erken doğan bebeklerin kilolarının düşük olması normaldir. Ancak stres, zamanında doğan bebeklerin kilolarının da olması gerekenden daha düşük olmasına yol açmaktadır. CRH ve benzeri stres hormonları, plasentaya giden damarlarda daralmaya neden olarak bebeğe daha az Oksijen ve besin maddesi gitmesine neden olmaktadırlar. Bu durum, bebeklerdeki gelişme geriliğinin sebebi olabilir”
Öte yandan yaşanan stresin anne adayının davranış ve alışkanlıklarının değişmesine neden olarak erken doğum ve düşük doğum kilosuna yol açabildiğinin altını çizen Mumcu, “Örneğin yüksek oranda stres yaşayan bir kadın Sağlıklı yaşam koşullarına dikkat etmeyebilir, yeterli ve düzgün beslenmeyebilir ve hatta alkol-sigara gibi hamilelik üzerinde olumsuz etkileri olduğu kanıtlanmış alışkanlıklar edinebilir. Bu alışkanlıklar sadece erken doğum ve düşük doğum ağırlığına değil bebekte bazı yapısal anomalilere de yol açabilir” uyarısında bulunuyor.
STRES VE GEBELİK KOMPLİKASYONLARI
Yapılan çalışmaların stresin bazı gebelik komplikasyonları ile de ilgisinin olabileceğini gösterdiğinin altını çizen Dr. Mumcu, “Finlandiya’da yapılan bir araştırmada, gebeliklerinin erken döneminde yoğun stres yaşayan kadınlarda gebeliğe bağlı yüksek tansiyon ve preeklempsinin yaklaşık 3 kat daha fazla görüldüğü saptanmıştır. 1995 yılında Kaliforniya’da yapılan bir başka çalışma ise yoğun stresin düşük riskini 2-3 kat arttırdığını ve bu artışın 32 yaşından büyük kadınlarda daha belirgin olduğunu ortaya koymuştur” diyor.
“Hamilelik süreci hem kadın hem de ailesi için özel ve farklı bir dönemdir” diyen Mumcu, bu dönemde hamile kadının vücudunda, duygularında, ve yaşam tarzında değişiklikler meydana geldiğini ifade ediyor. Bu değişiklikler yaşam kavgası içinde iş ve Aile yaşantısında pek çok zorluk yaşayan kadına yeni stresler ekliyor. Ancak stresin her zaman sanıldığı kadar kötü değil olmadığını da söyleyen Mumcu, “Uygun şekilde üzerine gidildiği taktirde stres, insanlara yaşam mücadelesinde heves ve güç verebilir. Stres kaynakları ile baş edebildiğini düşünen insan, buna hamile kadınlar da dahildir, kendini enerjik ve güçlü hisseder. Böyle bir kadın ev ve iş yaşantısında üzerine düşen görevleri daha kolaylıkla yerine getirebilir ve stresten kaynaklanan sağlık sorunlarına daha az maruz kalır” diyor. Buna karşılık stres rahatsız edici boyutlara ulaştığında bütün insanlar için olduğu gibi hamile bir kadın için de zararlı olabiliyor. Mumcu’nun bildirdiğine göre, aşırı stres kısa dönemde halsizlik, yorgunluk, uykusuzluk, anksiyete, iştahta artma ya da azalma, baş ve sırt ağrılarına yol açabilir. Yüksek düzeyde stres uzun süre devam ettiğinde enfeksiyonlarla başa çıkma yeteneğinde azalma, yüksek tansiyon ve kalp hastalıkları gibi problemleri beraberinde getirebilir. Mumcu, “Hamileliğe bağlı ortaya çıkan bulantı, kusma, sık idrara çıkma, bel ağrısı, ellerde ve ayaklarda şişlikler gibi belirtiler hamile kadın için stres kaynağı olabilir. Hamilelik sürecinde ortaya çıkan hormonal değişimler kadının psikolojik durumunda ve mizacında değişikliklere neden olabilir” diyor
DOĞUMLA İLGİLİ ENDİŞE DE STRESİ ARTIRIYOR
Hamile kadın ve eşini strese sokan önemli bir faktörün de bebeklerinin sağlık durumu olduğunu dile getiren Mumcu, “Bebeğin sağlıklı olup olmadığı hemen hemen tüm kadınlarının zihnini tüm hamilelik süreci boyunca meşgul eder. Bununla birlikte özellikle ilk hamileliğini yaşayanlar, doğum süreci ve doğum şekli ile ilgili olarak da sıkıntılar yaşarlar. Kadınların pek çoğu doğum sancıları ile başa çıkamayacağını, rahat ve güzel bir doğum yapamayacağını ve bebeğine zarar verebileceğini düşünür” diyor. Mumcu, anne-baba adaylarını endişelendiren bir başka konuyu ise şöyle ifade ediyor:
“Bebeğin doğumu ve sonrasındaki harcamalar sırasında sıkıntı yaşayacakları korkusu geleceğin ebeveynlerini huzursuz eder. Özellikle son yıllarda tüm dünyada yaşanan ekonomik krizler nedeniyle işsiz kalma korkusunun da eklenmesi, yaşanan stresin artmasına neden olmuştur”
Tüm bu streslerin eğer riskli bir gebelik söz konusuysa arttığını kaydeden Mumcu, “Hamileliğin getirdiği yüksek risk nedeni ile işinden ayrılmak zorunda kalan, hele hele yatağa bağlanmak zorunda kalan kadın için önündeki dönem oldukça zor geçecektir” diyor. Her bireyin farklı durum ve davranışları stres kaynağı olarak gördüğünü hatırlatan Mumcu, şunları ifade ediyor:
“Birisi için eğlenceli olan bir durum diğeri için stres kaynağı olabilir. Benzer şekilde bireylerin strese verdiği cevap da farklıdır. Kentucky Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yapılan bir araştırmada, kan basınçları normal olan hamile kadınlara bir matematik problemi sorulmuş ve daha sonra kan basınçları ölçülmüş. Kan basıncındaki artışın daha fazla olduğu kadınlarda hamileliğin ilerleyen dönemlerinde erken doğum ve fetal gelişim geriliğinin daha sık ortaya çıktığı saptanmış. Bu öncü çalışmanın sağladığı bulgular stres kaynakları ve bunlarla mücadele teknikleri konusunda yeni çalışmaların yapılmasına ön Ayak olabilir.”
STRESİ ALATMA TAVSİYESİ
Dr. Mumcu, stresi azaltma konusunda şu tavsiyelerde bulunuyor:
“Her hamile kadın özel ve iş yaşantısındaki stres kaynaklarını belirlemeli ve bunlarla mücadele yöntemleri geliştirmeye çalışmalıdır. Hamile olsun ya da olmasın her kadın eğer sağlıklı ve güçlü ise stres ile daha kolay mücadele edebilir. Bu nedenle hamile bir kadın sağlıklı beslenmeli, yeteri kadar uyumalı, Alkol ve sigaradan uzak durmalı ve egzersiz yapmalıdır. Egzersiz kadının güçlü olmasını sağlar ve yorgunluk, halsizlik ve bel ağrıları gibi hamilelik ile ilgili rahatsızlıkların görülme sıklığını azaltır.”
Eş, aile ve iş arkadaşlarının desteğinin önemine de dikkat çeken Mumcu, “Bu kişiler hamile kadına duygusal açıdan destek olabilecekleri gibi, işlerinde yardımcı olarak da kadının yaşadığı stressin azalmasına yardımcı olabilirler” diyor. Hamilelikte önerilen bazı stres ile mücadele teknikleri bulunduğunun kaydeden Mumcu, hamilelik sürecinde stresle başa çıkma yollarına şöyle sıralıyor:
“Özellikle gevşeme teknikleri doğum sırasında da kadına yardımcı olur. Bebeğinizin ve kendinizin sağlığı için gevşeyin. Dinlenmek için Gün içinde kendinize zaman ayırın. Rahat bir pozisyon alın. Telefon ve Televizyon gibi cihazların olmadığı bir odada uzanın. Zihinsel olarak kendinizi hazırlayın. Aklınızdan her şeyi çıkartarak gevşemeye çalışın. Soluk alıp verişiniz üzerine odaklanın. Karnınızdan (göğsünüzden değil) nefes alıp verin. Yavaş, derin ve ritmik bir şekilde soluk alıp verin. Kaslarınızı dinleyin ve onları gevşetmeye çalışın. Kendinizi huzur verici bir yerde düşleyin. Bebeğinize güzel sözler fısıldayın. Bunları her gün 20-30 Dakika süreyle yapın.”(İHA)
Hamilelikte Ayak ve Bilek Şişmelerini Önlemenin Yolları
Zübeydehanım Doğumevi Başhekim Yardımcısı Op. Dr. Özer Kutlu, hamilelikte ayaklar ve Ayak bileklerinde şişmenin yaygın görülen ve doğumdan hemen sonra kaybolan bir durum olduğunu belirterek, anne adaylarını sıkı ve dar giysiler giymemeleri konusunda uyardı. Op. Dr. Kutlu, bebeğin de sağlığı için anne adaylarının düzenli egzersiz yapması gerektiğini bildirdi.
Hamile kadınların çoğunun günün ilerleyen saatlerinde ayak ve bileklerindeki şişkinliğin artığını fark edeceğini anlatan Dr. Kutlu, “Hamilelikte vücut daha fazla Sıvı üretir ve daha fazla sıvı tutar. Ayrıca büyüyen uterus (özellikle hamileliğin son aylarında) bacaklara giden damarlara daha fazla baskı yapar. Bu da kanın kalbe dönmesini zorlaştırarak bacaklar, ayak bilekleri ve ayaklarda daha fazla Sıvının birikmesine neden olur” dedi.
Uzun süre ayakta durmak ya da Sandalye ve koltukta ayakları yere koyarak oturmanın ayakların şişmesine yol açacağını hatırlatan Özer Kutlu, hamilelikte ayak ve bilek şişmelerini önlemenin yollarını şöyle sıraladı:
“Gün içinde sık sık ayaklarınızı yukarıya uzatarak oturun. Uyurken yan yatın veya ayaklarınızı yastık yardımıyla hafifçe yükseltin. Otururken bacak bacak üstüne atmayın. Uzun süre ayakta kalmaktan veya ayaklarınızı yere koyarak oturmaktan kaçının. Isı şişmeyi artıracağından kendinizi serin tutmaya ve serin ortamlarda bulunmaya gayret edin. Suyun kaldırma kuvveti bebeğin pelvisin yukarısında tutulmasına yardımcı olacağından, olanağınız varsa sık sık yüzün veya havuzda yürüyün. Sıkı ve dar giysilerden kaçının. Destekleyici, pamuklu çoraplar giyinin, naylon çoraplardan kaçının. Düzenli egzersiz yapın. Hamilelikte hafif ayak ve bilek şişkinlikleri normal olmakla birlikte, aşağıdaki durumlarda mutlaka doktorunuza başvurun.”
Ayaklardaki aşırı veya ani şişmenin ciddi bir durumun belirtisi olacağını da kaydeden Kutlu, “Bu preeklempsi adı verilen ciddi bir durumun belirtisi olabilir. Preeklempsinin diğer bazı belirtileri de şiddetli baş ağrısı, bulanık görme ve baş dönmesidir. Özellikle baldırlarınız veya kalçanızda ağrı ve hassasiyetle birlikte yalnızca tek bacakta şişme olması. Bu durum kanda pıhtı belirtisi olabilir. Bu durumda uzmana başvurun” diye konuştu.
iha
Doğum Kontrol Haplarının Faydaları Ve Zararları
DOĞUM KONTROLÜ HAPLARI
Doğum kontrolü sorunu gebeliği önleyici hapların bulunmasıyle büyük bir aşama sağlamıştır. Doğum kontrol hapının gerçekleştirilmesine doğumların sınırlandırılması için etkin bir propaganda sürdürmüş olan New Yorklu hemşire Margaret Sanger ön ayak olmuştur.
Sanger 1950 yılında görüşlerini döllenme mekanizmasını incelemiş olan araştırmacı Gregory Pincus’a benimsetmiş ve onu etkili ve kullanılmas? kolay bir gebelik önleyici madde yapımının gerekliliğine inandırmıştır.Bunun sonucu olarak da, bugün doğum kontrol frapı olarak adlandırılan doğum kontrol aracı ortaya çıkmıştır.Gebelik hormonu olan progesteronun yumurtacık üretimini durdurduğu öteden beri bilinmekteydi.
Pincus bu hormonla kobaylar üzerinde denemeler yapmış, daha sonra çalışmalarını progesteron türevleri ve östrojenler üzerinde geliştirmiştir; östrojenler bilindiği gibi, gebeliği kolaylaştırıcı maddelerin etkisini düzelten folikülin benzeri kimyasal bileşiklerdir. Böylece Pincus progesteronun dozunu önemli ölçüde azaltmış buna karşılık elde ettiği maddenin etkinliğini kuvvetlendirmiştir. Bugün piyasada satılan doğum kontrol hapları çok etkili olup, hiç bir erkekleştirici yanlarının bulunmadığı sanılmaktadır. Kullanan kadın için olsun, almayı unuttuğunda dölyatağında oluşan embriyon için olsun bu hapların önemli zararlı etkileri görülmemiştir. Bununla birlikte bu konuda yapılan istatistikler henüz bütün bir kuşağı kapsamamaktadır. Bu nedenle hapları kullananlar ve doğan çocuklar üzerindeki etkileri konusunda fikir yürütmek için henüz vakit erkendir.

Yazının Devamını Okuyun.. »
Hamile kadınlar nasıl beslenmeli?
Anne adaylarının hamilelik süreci bebeğin gelişimi ve sağlığı için oldukça önemli. Hem hamilelik süresince hem de hamilelik sonrası bebeğin ve kendisinin sağlıklı olabilmesi için anne adaylarının beslenmelerine çok dikkat etmeleri gerekiyor.
Bebeğin beyin içi gelişimiyle ilgili bazı hastalık ve sakatlıkları önlediğinden, hamilelere rutin olarak folik asit vitamini kullanmaları öneriliyor.
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi (ZKÜ) Kadın ve Doğum Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mustafa Başaran, yaptığı açıklamada, Dünya Sağlık Örgütü’nün, hamilelere folik asit (B grubundan bir vitamin) ve demir vitamini gibi iki önemli ek elementi mutlaka kullanmalarını tavsiye ettiğini söyledi.
Günümüzde folik asit vitamininin sadece gebelik süresince değil, gebelikten önceki 3 aylık dönemde de alınmasının önerildiğini anlatan Başaran, şunları kaydetti:
Yazının Devamını Okuyun.. »
Erken Menepoz Girmenin nedenleri,Erken Menepoz Yaşı Kaçtır
Kadınların bir kısmı nispeten erken bir yaşta (örneğin 40 yaşında) menopoza girebilir. Böyle bir durumda yapılması gerekenler “normal” yaşta menopoza giren bir kadında yapılması gerekenlerle aynıdır.
Erken Menopozun nedenini belirlemeye yönelik olarak ileri inceleme yapılma gerekliliğini belirleyen yaş alt sınırı çoğu durumda 35 olarak kabul edilir. 35 yaşından erken menopoza girilmesi durumunda genellikle, 30 yaşından önce menopoza girilmesi durumunda ise mutlaka bazı incelemeler yapılmalı ve muhtemel neden ortaya çıkarılmalıdır
Kadında Kısırlık
♀ Dölyolu Hastalıkları: Dölyolunda ve dölyolu boynunda iltihapların yolaçtığı akıntılar, spermleri öldürecek dozda bakteri taşıyabilmektedir.
♀ Dölyatağı Hastalıkları: Dölyatağı bozuklukları, kısırlıktan çok, düşüklere sebep olmaktadır. Dölyatağı iç zarı, döllenmiş yumurtayı besleyemediğinden plesenta tam oluşamaz. Neticede dölyatağı duvarına tutunamayan cenin düşük olarak doğar.