‘Karaciğer’ Kategorisi Yazıları


Ödem Nedir.?Ödemin Tedavisi İçin Gereken Şifalı Bitkiler

ÖDEM
Tanımı: Vücutta, anormal miktarda su toplanmasıdır.
Nedenleri: Bazı alerji durumlarında, ya da yerel kan dolaşı­mına engel bulunan hallerde, veya genel, kalp, böbrek, karaciğer hastalıklarında olabilir. Böbrek hastalıklarında ödem, sabahları daha fazla olup, gözaltları ve yüzde belirir. Kalp hastalıklarındaysa, ödem akşamları daha belirgindir, ayak bilekleri gibi, vücudun alt bölgelerinde başlar. Genellikle kronik alkolizm sonucu beliren karaciğer hastalığında, şişkinlik bacaklar ve karında daha fazladır.
Ağrılı yerel ödemde neden, büyük olasılıkla yerel dolaşım­daki bir engeldir. Şişkinlik kaşıntıyla birlikteyse, neden alerjidir.Normal insanlarda, yaşlandıkça günün sonuna doğru ayak bileklerinde şişkinlik görülmesinin hiçbir özelliği yoktur. Aynca sıcak havadan genellikle herkesin ayaklan şişer.
Öneriler: Bir miktar ince kıyılmış ayı sarımsağı (yapraklan ve soğanlan) bir şişenin boğazına kadar doldurulur ve üzerine ağzına kadar saf alkol eklenerek, ağzı sıkıca kapatıldıktan sonra şişe iki hafta boyunca güneş görebileceği veya sıcak bir yerde bekletilir. Gerektiğinde şişe çalkalanarak, iyice süzüldükten sonra bir kahve fincanı suyun içine 5-10 damla damlatılarak günde iki kez kullanılır.
* Havanda dövülerek toz haline getirilmiş olan bir çay kaşığı dişbudak tohumu bir çay fincanı kaynar suyun içine katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek gün­de iki kez, sabah ve akşam olmak üzere içilir.
* Havanda dövülerek toz haline getirilmiş olan bir çay kaşı­ğı tilkikuyruğu bir çay fincanı kaynar suyun içine katılıp dem­lenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek günde iki kez sabah ve akşam olmak üzere içilir.
* Bir miktar ince kıyılmış aynısefa bir şişenin boğazına kadar doldurulur ve üzerine ağzına kadar saf alkol eklenerek, ağzı sıkıca kapatıldıktan sonra şişe iki hafta boyunca güneş görebileceği veya sıcak bir yerde bekletilir. Gerektiğinde şişe çalkalanarak, iyice sü­züldükten sonra bir su bardağı kaynar suyun içine bir kahve finca­nı katılıp bu karışımın içine batırılacak olan pamukla söz konusu ödem oluşan bölgenin üzerine kompres yapılır.
* Bir çay fincanı soğuk suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı keçisakalı (sapları) katılıp sekiz saat dinlendirildikten sonra süzülerek gün içinde aralıklarla yudumlanarak içilir.
* Havanda dövülerek toz haline getirilmiş olan bir çay kaşı­ğı keten tohumu bir çay fincanı kaynar suyun içine katılıp dem­lenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere içilir.
* Bir çay fincanı soğuk suyun içine ince kıyılmış iki çay kaşığı oranında kayışkıran katılıp demlenmesi için on iki saat bekletildik­ten sonra, süzülerek ılıtılmak için içi kaynar su dolu olan bir başka kabın içine ihyana kadar bırakılıp ardından, sabah kahvaltılarında yarısı aç karnına, diğer yarısı ise, kahvaltıdan yarım saat sonra içilir.
* Bir çay fincanı soğuk suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı oranında eğir kökü katılıp demlenmesi için on iki saat bekletildikten sonra, süzülerek ılıtılmak için içi kaynar su dolu olan bir başka kabın içine ihyana kadar bırakılıp ardından, sa­bahlan bir çay fincanı içilir.
* Bir çay fincanı soğuk suyun içine ince kıyılmış bir silme çay kaşığı oranında mürver ağacı (dallarının kabukları) katılıp demlenmesi için on iki saat bekletildikten sonra, süzülerek ılıtılmak için içi kaynar su dolu olan bir başka kabın içine ihyana kadar bırakılıp ardından, yarım çay fincanı daha ılık su ekleyip öğle yemeğinden sonra yansı, diğer yansı ise akşam yemeğin­den yarımşar saat sonra içilir.
* Havanda dövülerek toz haline getirilmiş olan bir çay kaşı­ğı raziyane tohumu bir çay fincanı kaynar suyun içine katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek gün­de iki kez, sabah ve akşam olmak üzere içilir.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı atkuyruğu katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklen­dikten sonra süzülüp günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere birer çay fincanı içilir.
* Bir litre suyun içine ince kıyılmış bir avuç maydanoz ka­tılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde üç öğün birer çay fincanı içilir.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış ve taze bir çay kaşığı kuşkonmaz (kök veya sap) katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklenmesinin ardından süzülüp günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzerer birer çay iıncanı içilir. Özellikle kalp ödemlerinin boşaltılmasında faydalı olur.
* Bir litre suyun içine ince kıyılmış bir avuç dut yaprağı ka­tılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde üç öğün birer çay.fıncanı içilir.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı çuha çiçeği katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklen­dikten sonra süzülüp günde iki kez, sabah ve akşam olmak üze­rer birer çay fincanı içilir.
* Bir litre suyun içine ince kıyılmış bir avuç hünnap katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde üç öğün birer çay fincanı içilir.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış ve taze bir çay kaşığı ısırgan otu katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülüp günde iki kez, sabah ve akşam ol­mak üzerer birer çay fincanı içilir.
* Bir litre suyun içine ince kıyılmış bir avuç menekşe katı­lıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde üç öğün birer çay fincanı içilir.
* Bir litre suyun içine ince kıyılmış bir avuç huş ağacı yap­rağı katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzerer birer çay fincanı içilir.
* Aynı oranda ince kıyılmış veya havanda dövülerek toz haline getirilmiş olan, ardıç tohumu, ayrık kökü ve ada çayı iyi­ce karıştırılıp harman edildikten sonra; bir çay fincanı kaynar suyun içine bir çay kaşığı bitki harmanı katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek günde iki kez sabah ve akşam olmak üzere birer çay fincanı içilir.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine bir çay kaşığı papatya ka­tılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülüp gün­de iki kez, sabah ve akşam olmak üzerer birer çay fincanı içilir.
* Bir litre suyun içine ince kıyılmış bir avuç deve tabanı yaprağı katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde üç öğün birer çay fincanı içilir.
* Aynı oranda ince kıyılmış veya havanda dövülerek toz haline getirilmiş olan, ısırgan tohumu, kereviz kökü ve huş ağa­cı yaprağı iyice karıştırılıp harman edildikten sonra; bir çay fin­canı kaynar suyun içine bir çay kaşığı bitki harmanı katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek gün­de iki kez sabah ve akşam olmak üzere birer çay fincanı içilir.
* Bir litre suyun içine ince kıyılmış ve taze bir avuç funda çiçeği katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde iki kez sabah ve akşam olmak üzere birer çay fincanı içilir.
* Bir litre suyun içine ince kıyılmış ve taze bir avuç öküzgözü katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere birer çay fincanı içilir.
* Bir litre suyun içinde iki çorba kaşığı nohut, su yarıya inene kadar kaynatılıp, içine, bir adet küçük parçalara bölünmüş kereviz ve bir avuç ince kıyılmış maydanoz katılıp üzerine bir su bardağı ılık su ilave edildikten sonra bir taşım kaynatılıp tekrar süzülmesinin ardından kahvaltıdan ve yemeklerden yarım saat evvel birer su bardağı içilir.
* Bir litre suyun içine bir avuç kiraz sapı ve ince kıyılmış bir tutam mısır püskülü katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere birer su bardağı içilir.

Gastrodüodenit Nedir ?

Gastrodüodenit Kelimesinin Tıp Sözlüğündeki Tam Karşılığı
Mide Ve Onikiparmak Barsağının İltihabı.

Sarılık Nedenleri ve Tedavi Yolları

Sarılık kandaki bilirubin oranının yükselmesine bağlı olarak deri ve mukozaların sarımsı bir renk almasıdır. Normalde KJ kandaki bilirubin düzeyi 100 ml’de 1 mg’yi geçmez. Kandaki bilirubin artışı hafifse; (100 ml’de 1,5 mg), deri ve mukozalardaki sarı renk de fazla belirgin değildir; bu durumda hafif ya da gizli sarılık (sub-ikter) söz konusudur. Ama kanda bilirubin düzeyi 100 ml’de 7 mg’ye ulaşınca deride belirgin sarı renk oluşur ve açık bir sardık tablosu ortaya çıkar.
Genel tıpta sarılık çok önemli bir belirtidir. Çoğunlukla bir karaciğer hastalığını düşündürür, ama birçok başka hastalıkta da görülebilir. Sarılık tipinin saptanması çok güçtür; hastanın ayrıntılı ve dikkatli bir muayenesi ile çeşitli laboratuvar araştırmalarını gerektirir. Yapılan testlerle toplam, direkt ve indirekt bilirubinler, serum proteinleri ile transaminaz-lar, alkali fosfataz, gamma GT ve laktik dehidrogenaz gibi serum enzimleri belirlenir. Kuşku duyulan olgularda ultrasonografi, sintigrafi karaciğer biyopsisi ve laparoskopi gibi yöntemlere başvurulur.

Hemoglobin ve bilirubin metabolizması temel alındığında başlıca üç tip sarılıktan söz edilebilir: Hemolitik (alyuvar yıkımına bağlı) sarılık, hepatik (karaciğer içi nedenlere bağlı) sarılık ve tıkanma tipi sarılık. Hemolitik sarılık alyuvar yıkımına bağlı bazı kansızlıklarda görülebilir. Bu tip sarılıkta alyuvarların yıkımı ve buna bağlı olarak bilirubin oluşumu çok artar; kandaki indirekt, yani karaciğer hücreleri tarafından dönüşüme uğratılmamış bilirubin düzeyi yükselir; bağırsağa akan safra pigmentleri arttığından dışkının rengi koyulaşır; bağırsak mukozasından geri emilen bilirubin türevlerinin de artması ve bunların bir bölümünün idrarla atılması nedeniyle idrar koyu bir renk (kırmızı-turuncu) alır. Kemik iliğinde oluşan bilirubinin artmasına bağlı sarılık B12 vitamini eksikliğinden kaynaklanan kansızlık ve orak hücreli kansızlık gibi kansızlıklarda ya da porfiri gibi metabolizma bozukluklarında ortaya çıkar. Bu olgularda kanın kırmızı seri hücrelerinin olgunlaşması yetersizdir. Herhangi bir kansızlığa bağlı olmadan, kırmızı serinin gelişmiş hücrelerinin yıkımı da gene sarılıkla sonuçlanabilir.

Hepatik (karaciğerden kaynaklanan) sarılıkların bazısında karaciğer hücresi bozukluklarına bağlı olarak kandan bilirubin alınamaz. Gilbert sendromu adlı doğumsal hastalıkta ve akut karaciğer iltihabı (hepatit) sonrasında kanda bilirubin yükselmesi bu duruma örnektir.
Karaciğer hücresi bozukluklarına bağlı sarılıklarda bilirubinin glikü-ronik asitle bağlanma sürecinde aksaklık vardır. Bu durum gliküronü transferaz enzimi yetmezliğine bağlı olabilir; ağır bir doğumsal hastalık olan ve ölüme yol açan Crigler-Najjar sendromu ile görece hafif ve geçici olan yenidoğanın fizyolojik sarılığında görülür. Aynı süreç virüs kökenli hepatitlerin gelişiminde de rol oynar.
Karaciğer hücrelerinde normal bir biçimde bağlanan bilirubinin safra yollarına geçmesini engelleyen nedenler de sarılığa yol açabilir. Bu durumda direkt (dönüştürülmüş) bilirubin yükselir. Bu tür sarılığa örnek olarak doğumsal hastalıklar olduğu düşünülen Dubin-Johnson sendromu ve Rotor sendromu verilebilir.

Safra yolları boyunca safra akışının engellenmesi safranın göllenmesine ve sonuç olarak sarılık gelişmesine yol açar. Bu durum karaciğer içi ya da karaciğer dışı etkenlere bağlı olabilir. Örneğin tedavi amacıyla verilen klorpromazin ve erkeklik hormonları gibi bazı maddeler karaciğerdeki küçük safra kanalcıklarını etkiler. Karaciğer dışında da ana safra kanalı taşları ve safra kanallarına baskı yapan pankreas tümörleri gibi sorunlar benzer bir etki yaratır.
Tıpta safra göllenmesi kolestaz adıyla bilinir ve en şiddetli sarılık türlerinin gelişmesine neden olur. Zamanla deride safra pigmentlerinin değişime uğramasıyla sarılık koyulaşır, siyahımsı bir renk alır; buna melanikter (siyah-sarılık) denir. Hastanın bağırsaklarında safra bulunmadığından dışkısı renksiz (akolik dışkı), idrarı da safra pigmentleri içerdiğinden kahverengi-sarı renktedir.

Toplam 7 sayfa, 7. sayfa gösteriliyor.« İlk...34567
.