‘Ruh,Sinir Hastalıkları’ Kategorisi Yazıları


Yetişkinlerde Kekemelik ve Detayları

Kekemelik özellikle çocukluk yaşlarında genetik olarak kazanılan bir hastalık olarak bilinmektedir. Ancak kekemelik çoğu zaman yetişkin insanlarda da görülmektedir. Yetişkinlerde oluşan kekemeliğin başlıca nedenleri arasında trafik kazaları, ani korkular, deprem ve sel gibi aniden ortaya çıkan korku vakalarıdır. Özellikle erkeklerde görülen kekemelik çocukluktan gelmemekteyse 14-50 yaş arasında ki kişilerde ani korkular nedeni ile oluşur. Yazının Devamını Okuyun.. »

Şizofreni Hastası mıyım?

Merhaba. ben tıp fakültesi 6.  sınıf öğrencisi bir bayanım. Paranoyak bir yapıya sahibim ve 11 yaşımdan beri şizofren olmaktan korkuyorum. Tam bu korkumu yenmişken biriyle görüşmeye başladım. abisi paranoid şizofren. şimdi de arkadaşımda şizofren olursa diye korkmaya başladım. en mutlu olduğum anda aklıma geliyor ve sıkıntıdan uyuyamıyorum bile. arkadaşım 27 yaşında psikiyatri asistanı,sosyal,gayet sağlıklı biri ama genetik yatkınlığı olduğu için ya ileri yaşta ortaya çıkarsa diye korkuyorum. öğrenmek istediğim şizofren olacak insanlar öncesinde tahmin edilebilir mi. kaç yıl daha beklemeliyim arkadaşım her an şizofren olur diye. çocuklarımda olursa diye de korkuyorum. kimseyle de paylaşamıyorum sıkıntılarımı lütfen bana yardımcı olun. şizofren olacak birinde yıllar öncesinden mi bulgular görülmeye başlar. bir insan pat diye şizofren olur mu. peki görülen bulgular nelerdir. çok teşekkür ederim şimdiden.

ŞİZOFRENİ NEDİR NE DEĞİLDİR?

ŞİZOFRENİ NEDİR NE DEĞİLDİR?

Şizofreni, düşünceleri, algıları, duyguları ve davranışları etkileyen ve hastanın işlevlerinde önemli bozukluklara neden olan belirtilerin görüldüğü kronik bir hastalık olarak tanımlanabilir.

Hastalığın ilk veya akut döneminde hezeyanlar ve halüsinasyonlar gibi şiddetli psikotik belirtiler görülür. Halüsinasyon, diğer insanların hissedemediği şeyler duymaya, görmeye ve hissetmeye verilen addır. Olmayan nesneler, objeler görme, kokular duyma gibi… Hezeyanlar ise, başkaları için uygunsuz ya da olanaksız görünen, doğru olmayan tuhaf fikirlerdir. Birinin hastanın düşüncelerini kontrol ettiği veya hastayı sürekli olarak izlediği şeklinde bir inanç gibi…
Akut dönemi belirtilerin yatıştığı dönem izler.
Şizofreni hastalarında depresyon belirtileri sık görülür. Hastalarda bellek, problem çözümü ve planlama gibi düşünce süreçleriyle ilgili bozukluklar da ortaya çıkabilir. Şizofreni hastalarının büyük bölümü üretken bir yaşam süremez ve yalnızca yüzde 20’si, genellikle az beceri gerektiren işlerde çalışır.
Şizofreni tedavisinin temelini antipsikotik grubu ilaç tedavisi oluşturur.
Bir psikiyatri uzmanının kontrolünde uzun süreli ilaç tedavileriyle hastalar günlük yaşantılarına dönebilirler. Tedavide, ilaçlara ek olarak destekleyici ve bilgilendirici bireysel, grup ve aile tedavilerinin uygulanması da önemli yararlar sağlar.

ŞİZOFRENİ NEDİR?
Şizofreni epilepsi, Multipl Skleroz gibi bir beyin hastalığıdır.
Bütün kronik hastalıklar (Şeker hastalığı, astım, romatizma…) gibi alevlenme ve yatışma dönemleri gösterir.
Tedavi edilebilir bir hastalık olmakla beraber zaman zaman alevlenme dönemleri olabilir, hastaların önemli bir kısmında hastalık tamamen ortadan kalkmayabilir.
Bu ciddi hastalık yeryüzündeki her yüz kişiden birini etkiliyor. Dünyada 60 milyon, Türkiye’de ise 600 bin şizofreni hastası bulunuyor.
Hastalık genellikle 15-25 yaş aralarında başlamakla beraber orta yaşlarda başlaması da mümkündür. Hastalık ne kadar erken yaşlarda başlarsa kişilik üzerindeki hasar o kadar fazla olur ve normal bir yaşam sürme şansı azalır.

ŞİZOFRENİ NE DEĞİLDİR?
Şizofreni kişilik bölünmesi demek değildir.
Şizofreni hastaları nadiren çevreye zarar verir.
Şizofreni kelimesi, bir konuda farklı ya da zıt duygular taşımak şeklinde hatalı olarak kullanılır. Bu insan doğasında bulunan bir özelliktir.
Şizofreni erken bunama değildir.
Aşı gibi yollarla korunmanın mümkün olduğu bir hastalık değildir.

Şizofrenlik Nedir? (Şizofren – Şizofrenlik)

şizofreni hakkında bilgiler 1

Başa çıkmayı öğrenmek
Eğer size şizofreni tanısı konuyorsa, bazı ‘başa çıkma yöntemlerini’ öğrenmeniz yararlı olacaktır. Aşağıdaki yöntemler şizofreni belirtilerini tet ik leyen etkenlerden bazılarından kaçınmanıza yardımcı olacaktır ve ortaya çıkabilecek krizlere karşı da sizi hazırlayacaktır.
Stresi azaltmayı öğrenmek En sık rastlanan şizofreni belirtilerini tet ik leyen etkenlerden birisi strestir. Ne yazık ki, şizofreninin kendisi bile yeterince stres yüklü olduğundan, stresten kaçınmak hemen hemen olanaksızdır. Yine de, stresin yalnız şizofrenili kişilere özgü olmadığını fark etmek de önemlidir. Bazı insanlar diğerlerine oranla daha iyi başa çıkabilir.
Aşağıdaki yöntemler yaşamınızdaki stres oranını azaltmanıza veya onunla daha iyi başa çıkmanıza yardımcı olacaktır. • Bu bölümde gösterilen tabloyu kullanarak, stresli dönemlerde size neler olduğunu öğreniniz. Bu sizin uyarı işaretlerini tanımanıza yardım edecektir.• Kendinizi stresli hissettiğiniz durumların bir listesini yazınız. Bunlardan kaçınmak için neler yapabilirsiniz? Bunlardan kaçınamazsanız, bunları daha az stresli bir hale getirebileceğiniz bir yöntem var mı?• Bir durumun stresli hale geldiğini hissettiğinizde (kalabalık bir cadde veya dükkan gibi), yavaşça o ortamdan ayrılınız. Aniden kaçmayı denemek, sizde daha da büyük bir stres yaratabilir.
• Alkol, yasadışı maddeler ve kafeinden (çay, kahve ve kola) sakınınız. Bunlar sizi o an için rahatlatabilir, fakat daha sonra bu maddelerin kendisi anksiyeteye yol açabilir.
• Gevşemeyi öğreniniz. Aşağıdaki yöntemlere göz atınız, ya da gevşeme eğitimi ilgili olarak doktorunuza, hemşirenize veya uğraş terapistinize danışınız.
Örneğin: • müzik dinlemek• banyo yapmak• yürüyüşe çıkmak• okumak• internet• sinemaya gitmek veya bir arkadaş ile birlikte televizyon izlemek
• spor yapmak• yüzmek• meditasyon• yoga• Konuşacak birini bulunuz. Yalnız değilsiniz. Eğer bir probleminiz varsa, bunu güvendiğiniz birisiyle paylaşınız.
• Hayatınızı basitleştiriniz – çok fazla görev yüklenmeyiniz, bir kerede yalnız bir iş yapmayı deneyiniz.• Her gününüzü programlayınız ve buna bağlı kalınız.
• Eğer bir kişi ile aranızdaki çatışma sizde stres yaratıyorsa, olayın tamamen dışında olan bir kişiyle konuşarak, bu konuda tarafsız bir görüş bulmanıza yardımcı olabilir mi diye bakınız. Güvendiğiniz bir kişiyle konuşmak size yardım edebilir.
Stres zamanlarında ne oluyor?Kafamızın içinde • Sürekli aynı problemler üzerinde düşünürüz. • Endişelenmekten endişeleniriz (döngüsel düşünce).
• Kafamız karışır.• Ortada bir tehl ik e olmasa da, korkarız.• Çevremizdeki dünyanın kontrolümüzden çıktığını hissederiz.
• Her an için kötü bir şeyler olacakmış gibi hissederiz.Vücudumuza • Ellerimiz titrer ve terli olduklarını hissederiz.• Ağzımız ve boğazımız kurur.
• Kalp çarpıntısı • Göğsünüzde sıkışma • Baş ağrısı ve boyun kaslarında gerginlik • Kas katılığı • Parmakların karıncalanması veya ‘iğnelerin’ batması
• Soluk almada zorluk • Sıklıkla çok hızlı soluma sonucu baş dönmesi Düşük duygu durumunu düzeltmeyi öğrenmekŞizofrenili kişilerin üçte biri kadarı düşük duygu durum veya depresyon yaşar. Yaşadıkları zorluklar göz önüne alındığında, bu belki de anlaşılabilir bir durumdur. Yine de, bu kendinizi bırakmanızı gerektirmez. Duygu durumunuzu iyileştirmenize ve depresyon duygusuyla mücadele etmenize yardım edecek birçok şey vardır.• Biraz dinleniniz – depresyonun bazı semptomları yorgunluk ile ilişkili olabilir. İyi bir gece uykusu kendinizi çok daha iyi hissetmenizi sağlayabilir.• Dışarı çıkınız – kendini tecrit etme ve can sıkıntısı, yalnızca kendinizi daha kötü hissetmenize yol açar. Sedece çıkmak veya bir gazete almak için de bile olsa evden çıkmak, bu olumsuz duyguları azaltabilir.
• Bir arkadaşınızı veya yakınınızı ziyaret ediniz – İnsanlarla tilişki ruhsal durumunuzu düzeltmek için olağanüstü bir yöntemdir.• Biraz egzersiz yapınız – Bu gerginliğinizi ortadan kaldıracak, stresinizi azaltacak ve duygu durumunuzu düzeltecektir.• Keyif aldığınız bir şeyi yapınız – Kendinizi depresif hissettiğinizde, hala zevk aldığınız şeyler olduğunu kolaylıkla unutuverirsiniz. Bir kitap okuyunuz, bir film seyrediniz, bir parkta gezinin, veya arkadaşları ziyaret edin. Zihninizdeki sorunları uzaklaştıracak her şey iyi gelecektir.• Doktorunuzdan yardım isteyiniz- Antidepresan ilaçları kullanmak kolaydır ve depresyon belirtilerine karşı etkilidirler.
• Gevşemeyi öğreniniz (Bir sonraki bölümdeki yöntemlere göz atınız)- Doktorunuza, hemşirenize veya uğraş terapistinize gevşeme eğitimi konusunda danışınız.
• Stres ile baş etmeyi öğreniniz- bir önceki bölümdeki yöntemlere bakınız • Bir yardım hattını arayınız- Konuşabileceğiniz hiç kimse yokmuş gibi hissediyorsanız, bir yardım hattı, prat ik öneriler ve destek için çok iyi bir kaynak olabilir
Gevşemeyi öğrenmek • Soluk alışınızı düzenleyiniz Basit bir şekilde soluk almanızı yavaşlatmak anksiyete ile başa çıkmanıza yardımcı olabilir. Kendinizi, özell ik le, sıkıntılı veya stresli hissettiğinizde, burnunuzdan derin olarak soluk alınız, yediye kadar sayınız, sonra havayı yavaş yavaş dışarı bırakınız ve 11′e kadar sayınız. Şimdi 6 saniyel ik döngü şeklinde soluk almaya başlayın: Üç saniye süreyle içeri, üç saniye süreyle dışarı. Her dak ik anın sonunda, soluğunuzu 10 saniye süreyle tutunuz.• Bir gevşeme bölgesi oluşturunuz Kendinizi rahat ve güvende hissettiğiniz bir alanda kendinize sakin, sıcak bir yer seçiniz. Yere bir şilte veya rahat bir halı seriniz. Işıkları kısınız. Kokulu bir mum yakınız ve gevşeme kasetinden biraz müzik çalınız ( bunları satın alabilirsiniz). Seçtiğiniz müzik yumuşak ve hafif olmalıdır. Dikkatinizi dağıtacak sözleri olan şarkılardan kaçınınız. Şimdi yere uzanınız ve bazı gevşeme egzersizlerine başlayınız.
• Bazı gevşeme egzersizlerini öğreniniz Örneğin, yere uzandığınızda kaslarınızın, aşamalı olarak, gevşemesini sağlayacak şekilde konsantre olunuz. El ve ayak parmaklarınızdan başlayınız, sonra vücudunuza geçiniz ve boyun ve baş ile bitiriniz.• Bir uzmana danışınızUğraş terapisti gevşeme tekn ik leri konusunda size önerilerde bulunacaktır. Veya gevşeme eğitimi konusunda doktorunuza danışınız. Kontrolü yeniden elde etmeyi öğrenmekYaşamınızın kontrolünü geri kazanmak için yapabileceğiniz birçok şey bulunmaktadır. Örneğin:• Keyif verici maddelerden uzak durmanız gerçekten önemlidir- esrar ve diğer benzeri maddeler şizofreni belirtilerini daha da kötüleştirebilir, bir ps ik ot ik atağı tet ik leyebilir ve depresyon başlatabilir. • İçerken duyarlı davranın – O an için alkol sizi rahatlatabilir, fakat daha sonraki saatlerde ve günlerde sizde ters etki ederek belirtilerinizi arttırabilir. Çok fazla alkol alımı kendinizi depresif hissetmenize yol açabilir ve sorunlarınızı daha da kötüleştirir. • Yaşamınızı daha sağlıklı hale getirmek için doktorunuza danışınız. Sigarayı azaltmak, daha sağlıklı yiyecekler yemek, ve daha fazla egzersiz yapmak, hepsi fiz ik sel sağlığınızı iyileştirecektir. Bu, ayrıca, ruh sağlığınıza da iyi gelecektir. • Depresyon ile ilgilenin-Kendiniz düşkün hissediyorsanız, yardım alınız. Doktorunuza veya başka bir sağlık uzmanına danışınız. Uzmanların önerilerine başvurunuz. Olumsuz düşünceler ile savaşmayı öğrenmek
Kriz sırasında, kontrolü yeniden elde etmek için, doğru yolu bulmak önemlidir. Bazen her şeyin sizi aşağıya doğru çektiğini ve hayatta çok fazla şeyle başa çıkmanız gerektiğini hissedersiniz. Şizofrenili kişilerde intihar düşüncesi oldukça yaygındır. Önemli olan, her zaman bu şekilde düşünmeyeceğinizdir ve bu düşünceleri bastırmanız için birçok yol bulunmaktadır. • Güvendiğiniz birisiyle konuşmayı deneyiniz. Duygularınızı dile getirmek, onların size aşırı yük olmalarını azaltacaktır ve duygu durumunuzu değiştirmenize yardımcı olacaktır. Eğer intiharı düşündüyseniz, başka birine bundan bahsetmekten çekinmeyiniz. Bundan başkasına bahsetmeniz, bunun gerçekleşme olasılığını daha olanaklı kılmayacaktır. • O sıradaki konumunuzu değiştirmeyi deneyiniz. Eğer odanızdaysanız, bir yürüyüş için dışarı çıkınız, bir arkadaşınızı ya da yakınınızı ziyaret ediniz, ya da yalnızca başka bir odaya geçiniz. • Kendiniz, arkadaşlarınız ve ilgilendiğiniz kişiler ile ilgili pozitif şeylerin bir listesini yapınız. Bu listeyi intihar düşünceleriyle mücadele etmek için kullanınız. • Eğer intihar düşünceleri çok aşırı ise, doktorunuzu veya hastaneyi arayınız.
Her zaman iki adım ileriye, bazen bir adım geriye doğru Şizofreninin iyileşme süreci izlemesi zor bir yoldur. Bir yere ulaştığınız anda, başka bir terslik ufukta belirir. Bu çok moral bozucu olabilir, fakat hayal kırıklıklarını kabullenebilmeyi öğrenmek de sürecin bir parçasıdır.Sorunlar oluştuğunda, onlarla baş etmek genellikle kolay değildir. Kendinizi kötü hissedebilirsiniz açık ve sakin bir şekilde düşünmek zor gelebilir. Bunu geçirmenin bir yolu, karşılaştığınız olaylar hakkında bir günlük tutmaktır. Kendinizi daha güçlü ve sorunlarınıza çözüm bulabilecek gibi hissettiğinizde, dönüp günlüğünüze göz atabilirsiniz. Sağlık uzmanınız ile görüşmelerinizde de günlüğünüzden yararlanabilirsiniz. Birlikte inceleyebilir ve çözümler bulmaya çalışabilirsiniz. Kendinize Güveninizi Yeniden Kazanmak Aktif olmak ve başkalarıyla ilişki kurmak, kendinize güveninizin artmasına yardım edecektir.İyileşmeye başladığınızda, kendinizi düşkün ve kendine güvenini yitirmiş olarak hissettiğiniz zamanlar olabilir. Çekingenl ik duyabilir ve insanlar ile daha önceden alışık olduğunuz biçimde ilişkide bulunmaktan kaçınabilirsiniz. Her zaman o kadar kolay olmasa da, yeni sosyal ilişkiler kurmak, iyileşme yolunda çok önemli bir adımdır. Aşağıdaki şeyler size yardım edebilir: • Başka insanlar ile yapmaktan hoşlandığınız şeylerin bir listesini yapınız ve bu etkinl ik leri yavaş yavaş hayatınıza katmaya başlayınız. • Kendiniz ile ilgili hoşlandığınız ve başkalarının sizde hoşlandığı, iyi mizah anlayışınız, cömertliğiniz, sanatsal yetenekleriniz veya bilgisayar becerileriniz gibi şeylerin bir listesini yapınız. • Yavaş, fakat emin bir şekilde, kendinize güveninizi yeniden oluştururken, ilgilendiğiniz ve güvendiğiniz kişiler ile sosyal ilişkiler kurunuz. Fiziksel Sağlığın Önemi Şizofreni gibi bir ruhsal hastalığınız olduğunda, bazen fiziksel sağlığınız da kolayca, elinizden kayıverir. Sağlıksız alışkanlıklar, kendinizi yetersiz ve fiziksel olarak rahatsız hissetmenize yol açacaktır. Bu ayrıca sizin ruh sağlığınızı da etkileyecek, ruhsal ve fiziksel açıdan kötüleşme sonucu, aşağıya doğru giden bir sarmal oluşturacaktır.Doktorunuz, yaşam biçiminizi nasıl daha sağlıklı bir hale getirebileceğiniz hakkında, size önerilerde bulunacaktır. Bazı genel öneriler şöyledir: • Kendinizi iyi hissetmediğinizde, doktorunuzu ziyaret etmeyi ertelemeyiniz.
• Sigarayı azaltmayı veya tümüyle bırakmayı deneyiniz. • Alkol almayınız veya seyrek olarak alınız. • Eğer kilo fazlanız varsa, düzenli ve tutarlı olarak, uzun bir zaman dilimi içerisinde, az miktarlarda kilo vermeyi deneyiniz.• Daha fazla egzersiz yapınız. Egzersiz yapmaktan nefret ediyorsanız, bunun neden böyle olduğunu düşününüz. Eğer yalnız olduğunuz için ise, bir topluluğa katılın. Başkaları ile birlikteyken sıkılıyorsanız, yürüme, koşu, havuzun sakin zamanlarında yüzmek gibi bir şey deneyiniz.
• Kek, cips ve bisküvi yemekten kaçınınız.• Haftada ik i porsiyon balık yiyiniz, bir porsiyonu yağlı balık (uskumru, sardalye, ringa balığı gibi) olsun.
• Tereyağı ve margarini azaltın, veya düşük yağ oranlı seçenekleri tercih ediniz.• Bol m ik tarda taze meyve ve sebze yiyiniz. Sebzeleri kaynatmak yerine, onları buharda pişirmeyi deneyiniz.• Kaymağı alınmış, veya yarı kaymaklı süt içiniz.• Makarna, pirinç veya patates, tabağınızda üçte bir oranında yer kaplamalıdır.
• Yemeklerinize tuz katmaktan kaçınınız.• Bol m ik tarda sıvı alınız. (Günde 10 bardak su, meyve suyu veya orta derecede kaymaklı süt içiniz. Kola, meyve suları, şekerli çay ve kahveyi az tüketiniz.) Kişisel İlişkilerÇoğu insan için, en iyi dönemlerinde bile insan ilişkileri zor gelir. Ruhsal hastalığınız olduğunda ise, herhangi bir kimseyle ilişkide bulunmak bile imkansızlaşabilir. İlişki sorunları ile ilgili olarak yanıt bulmak o kadar kolay değildir. Fakat durumunuzu kolaylaştırmak için, atılabilecek bazı adımlar vardır: • Kaygılanmamayı deneyiniz – Şizofreni, sizi insanların söyledikleri ya da yaptıkları şeyler konusunda aşırı duyarlı kılar. İnsanlar sizi aramadıkları veya telefonunuzu yanıtlamadıkları için, kaygılanarak, zamanınızı boşuna harcamayınız. • Çatışmalarla baş edin- tartıştığınızda, üzerini kapatmayınız. Sakinleştikten sonra eşinizin de görüşünü öğrenmeye çalışın. Eğer ikiniz bu konuyu aranızda halledemezseniz, üçüncü bir kişiden hakemlik etmesini isteyin. • Aileniz ile ilişkinizi sürdürün- Artık aileniz ile birlikte yaşamıyor olsanız bile, sizin nasıl olduğunuz konusundaki ilgileri sürmektedir. Neler yaptığınızdan, tedavinizin nasıl gittiğinden, ve gelecek için neler planladığınızdan onları da haberdar edin. • Tanıdıklar ile birlikte olmak- Günün bir bölümünü komşular veya tanıdıklar ile birl ik te geçirmek, stressiz sohbet etmenin iyi bir yoludur. • Sohbetler için hazırlanın- Eğer bir sonrakinde ne söyleyeceğinizi bilemiyorsanız, birisiyle sohbet etmek zordur. “Neler yapıyorsun?” gibi bazı genel sorular için, yanıtlarınız olsun. Yola devam etmekAcele etmeyiniz. Küçük adımlar iyileşme yoluna geri dönmenizi sağlayacaktır. Şizofreniden iyileşmeye başladıkça, doğaldır ki, mümkün olduğu kadar kısa sürede eski yaşam biçiminize kavuşmak isteyeceksiniz. Fakat unutmamalısınız ki, böyle şeyleri aceleye getirmemelisiniz. İyileşmeye giden yol uzundur. Bu yolculuk, en iyi, büyük aşamalar yerine küçük adımlar ile yapılır. Her şeyden önemlisi, kendinizi rahat hissettiğiniz süratte ilerlemenizdir. Çevrenizde sizi cesaretlendiren ve tekrar eski benliğinize dönmenizi isteyenler olacaktır. Bu cesaretlendirmeleri kabul ediniz, fakat kimsenin sizi, kendinizi gerçekten hazır hissetmediğiniz bir şeye zorlamalarına izin vermeyiniz. Bir Günlük Tutunuz:Randevular, sosyal olaylar ve ailenizin ve arkadaşlarınızın doğum günleri kolaylıkla unutulabilir. Bir günlük tutarak, programınızda neler olduğundan her zaman haberdar olursunuz. Aldığınız her daveti kabul etmeye çalışıyorsanız (o sırada gitmek istemiyor olsanız da), her zaman neler yapacağınıza bakacağınız bir şey olmalıdır. İlerleme kaydettiğinizde neler yaptığınızı, nelerin işe yaradığını ve hangi problemlerin halen sürdüğünü bilmek doktorlarınız için yararlıdır. Günlük içerisinde günden güne gelişiminizi bir çizelge şeklinde izlemek iyi bir düşünce olacaktır.
şizofreni hakkında bilgiler..2

Şizofreni Nedir ? – Şizofreni epilepsi, Multipl Skleroz gibi bir beyin hastalığıdır.- Bütün kronik hastalıklar (Şeker hastalığı, astım, romatizma..) gibi alevlenme ve yatışma dönemleri gösterir.- Tedavi edilebilir bir hastalık olmakla beraber zaman zaman alevlenme dönemleri olabilir, hastaların önemli bir kısmında hastalık tamamen ortadan kalkmayabilir. Bu durum da kişinin çalışmasını, çevresindekilerle iletişim kurmasını, bağımsız bir yaşam sürmesini çok güçleştirir.
- Bu ciddi hastalık yeryüzündeki her yüz kişiden birini etkilemektedir. Dünyada 60 milyon, Türkiye’de de 600.000 şizofreni hastası yaşamaktadır.
- Hastalık genellikle 15-25 yaş aralarında başlamakla beraber orta yaşlarda başlaması da mümkündür. Hastalık ne kadar erken başlarsa kişilik üzerindeki harabiyet o kadar fazla olmakta, normal bir yaşam sürme şansı azalmaktadır.
Şizofreni Ne Değildir ? – Şizofreni kişilik bölünmesi demek değildir. Maalesef pek çok kişi şizofreni hastalarını bazı zamanlar normal yaşam sürdüren bazen de birden tehlikeli bir caniye dönüşen kişiler olarak hayal etmektedir. Bunun gerçekle alakası yoktur!
- Şizofreni hastaları nadiren çevreye zarar verebilir. – Şizofreni kelimesi sıklıkla iki şekilde hatalı kullanılmaktadır: Ya bir konuda farklı ya da zıt duygular taşımak kastedilir (bir şeyi hem sevmek hem de nefret etmek gibi) ki bu insan doğasında bulunan bir özelliktir. Ya da değişik zamanlarda değişik davranmak anlamında kullanılır ki bu durum da hemen hepimizin doğasında bulunan bir özelliktir. – Şizofreni erken bunama değildir.- Aşı vb. yollarla korunması mümkün olan bir hastalık değildir. Yanlış inanışlar – Şizofrenler tehlikeli ve saldırgandır.- Şizofreninin tedavisi yoktur.- Şizofrenler çalışamazlar.- Şizofreni anne babanın hatalı tutumu nedeniyle ortaya çıkar.- Şizofrenler tembeldir.- Şizofrenlerin ne zaman ne yapacakları belli olmaz.- Şizofreni karakter zayıflığından ve iradesizlikten dolayı ortaya çıkar. ( Hastalar yeterince çaba gösterseydi bu durumun üstesinden gelebilirdi.)- Şizofrenlerin her söylediği şey saçma olacaktır.- Mahalledeki şizofrenler çocuklarımıza zarar verebilir.- Şizofrenler sanıldığından daha da tehlikelidir.- Şizofreninin sebebi fazla mastürbasyon yapmaktır.- Şizofrenlerin çocukları da şizofren olur.- Şizofreni ömür boyunca giderek ağırlaşır. Nedenleri Son yirmi yılda yapılan araştırmalarda şizofreninin nedenleri hakkında önemli bulgular elde edilmiştir. Tüm hastalar için geçerli olan tek bir neden bulunmamakla beraber şizofrenin ortaya çıkmasında rol oynayan başlıca etkenleri üç başlık altında toplayabiliriz:
1. Kalıtımsal nedenler 2. Beyindeki yapısal değişikliklerin rolü 3. Beyindeki kimyasal maddelerin rolü
Şizofrenide kalıtımın rolü Şizofrenisi olan her 10 kişiden birinin yakın akrabaları arasında bu hastalık görülür.Şizofreni hastalarının ailelerinde bu hastalığın toplum ortalamasına göre daha sık görülmesi şizofrenide ailesel geçişin rolüne işaret eder. Örneğin, anne ya da babasından biri şizofreni hastası olan çocukta hastalığın görülme olasılığı % 12’dir. Kardeşlerden biri şizofreni hastası ise diğer kardeşlerde hastalık görülme olasılığı %8 dir. Toplumda her 100 kişiden birinde şizofreni görülme riski bulunduğu düşünülürse bu oranların yüksekliği hakkında bir fikir edinilebilir.Ailesel yatkınlığın nedeni anne babanın yetiştirme tarzı değildir.
Hastalığın geni tam olarak bilinmiyor. Bir başka deyişle, elde edilen veriler şizofreniden tek bir geni sorumlu tutmak yerine birden fazla genin rolü olduğuna işaret ediyor.Beyin yapısındaki değişikliklerin rolü Tomografi gibi görüntüleme yöntemlerinde şizofreni hastalarının beyinlerinde normalde görülmeyen bazı değişiklikler olduğu saptanmaktadır.Örneğin beyinde normalde de bulunun boşlukların hasta kişilerde daha geniş olduğu ve bazı beyin bölümlerinin normalden daha küçük olduğu görülüyor. Özellikle, beynin plan yapmak ,sorun çözmek gibi işlevleri de yüklenen ön bölümü ve önceki deneyimleri hatırlayarak o anki duruma uygun bir davranış geliştirmekte rol oynayan hipokampus bölümünün normalden küçük olduğu saptanmıştır. Bu bölgelerin işlevlerindeki aksama sonucunda hastalar günlük hayatta her an karşılaştığımız basit ya da karmaşık sorunları çözmekte zorlanabiliyor. Bu « sorun »lar örneğin yeni tanıştığımız bir kişiyle neleri konuşabileceğimiz, şehir içinde bir yerden bir yere giderken karşılaştığımız aksaklıkların üstesinden nasıl geleceğimiz gibi bize basit gelen şeyler de olabilir.Beyin yapısındaki değişiklikler hasta kişilerin beyinlerinin normal gelişimden farklı bir yol izlediği şeklinde yorumlanır.Bu değişiklikler doğumdan önce ya da doğum sırasında etkili olan nedenlere bağlanır.
Örneğin gebeliğin erken dönemlerinde virüs enfeksiyonları ya da doğum sırasındaki bazı sorunlar gibi.
Beyindeki kimyasal maddelerin rolü Beyinde milyarlarca sinir hücresi bulunur.Bu hücreler bir telefon şebekesi gibi birbiriyle bağlantılıdırHer hücrenin ucundan salınan bazı kimyasal maddeler komşu hücreye ulaşarak hücreler arası haberleşmeyi sağlar. Haberleşmeyi sağlayan kimyasal maddelere nörotransmitter denir.Adrenalin, dopamin, serotonin gibi…Şizofrenisi olan kişilerde dopaminin aracılık ettiği haberleşmede bir bozukluk olduğu bilinmektedir
Dopamin hastaların beyninde bazı bölgelerde fazla miktarda bulunmaktadır. Dopamin aracılığıyla haberleşmedeki bozukluk ;hezeyan ve halüsinasyonlar, dağınık davranış ve konuşma gibi hastalık bozukluklarından sorumlu tutulmaktadır.
Haberci Belirti Nedir ?Hastalığın alevlenme dönemine girmesinden önceki günlerde beliren öncü belirtilerdir Şizofreni tıptaki bütün kronik hastalıklar gibi alevlenme ve yatışma dönemleri gösterir. Hastalık alevlenme dönemine girmeden önce bazı belirtiler gözlenir. Bu durumu grip olmadan once yaşadığımız halsizlik, başağrısı gibi belirtiler benzetebiliriz. Eğer bu belirtileri yaşadığımız zaman istirahat eder, C vitamini kullanırsak gribi önleyebilir ya da daha hafif geçmesini sağlayabiliriz.Benzer şekilde, hastalar ve hastayla beraber yaşayanlar haberci belirtileri gözlediği zaman tedavi ekibini haberdar ederse alevlenmeyi erken dönemde önlemek mümkün olacaktır. Haberci belirtiler hastadan hastaya değişiklik gösterir. Ancak belirli bir hasta için her alevlenme döneminden önce hemen hep aynı haberci belirtiler gözlenir Haberci belirtilerden bazıları..1. İsteksizlik, ilgi kaybı2.Aileden ve arkadaşlardan uzaklaşma3.Dinle aşırı ilgilenmeye başlama
4. Uyku düzeninin bozulması( artma / azalma)5.Çökkünlük 6.İştah azalması 7. Alınganlık 8. Çabuk sinirlenme 9. Küçük şeylere öfkelenme
10. Başkalarına ya da kendine zarar verme düşüncesi 11. Kendine bakımda gerileme 12. Alkol içmeye başlama13.Cinsel konularla fazla meşgul olmaya başlama
14. Sık sık tartışmalara girişme Şizofreninin İnatçı Belirtileri Hastalığın bazı belirtileri uygun tedaviye karşın (azalsa bile) tümüyle ortadan kalkmayabilir. Bunlara inatçı belirtiler denir Bu belirtiler günden güne artma ya da azalma gösterebilir. Ancak sürekli olarak bulunma eğilimindedirler.Her hastada inatçı belirtiler görülmeyebilir. İnatçı belirtiler kişiden kişiye değişebilir. İnatçı Belirtilere bazı örnekler; 1. Sesler duymak 2. Başkalarıyla yakınlık kurmada isteksizlik
3. Başkalarına garip gelen düşünceler 4. Çökkünlük, mutsuzluk İnatçı belirtiler kişinin yaşamını olumsuz etkiler.Kişiden kişiye değişen başa çıkma yöntemleri inatçı belirtilerin olumsuz etkisini azaltmakta işe yarayabilir. Hastalar için 10 emir
Birinci Emir
İlaçlarını almayı aksatmayacaksın
Sorunları çözmek için ilacın tek başına yeterli olmadığını biliyoruz.İlacı yutmayı kolaylaştıracak sosyal destek programlarına da ihtiyaç var.
İkinci Emir
Gününü ve geceni iyi ayarlayacaksın. Yeteri kadar uyumaya özen göstereceksin.
Uyku biraz tartışmalı bir konu. Yeterince uyumazsanız bunun ardından hastalığınız alevlenme dönemine girebilir. Öte yandan bazı şizofrenler çok fazla uyuyorlar. Öğlenden sonra saat ikide hala üzerinde pijamaları olan kişiler tanıyoruz. Bu kişilerin boş zamanlarında ne yapacağını bilmemesi de çok doğal ,çünkü bu saatleri uyuyarak geçiriyorlar. Yeni grup ilaçların uyku verici yan
etkileri daha az. Hepimiz uykudan kazandığımız zamanı nasıl değerlendireceğimizi düşünelim.
Üçüncü Emir
Stresten uzak duracaksın
Söylemesi kolay, yapması zor…
Dördüncü Emir
Herkesin her gün yaptığı şeyleri sen de yapacaksın
Şizofrenisi olan kişiler de günde üç öğün yemek yemeli ; düzenli aralıklarla banyo yapmalı, traş olmalı. Ayrıca evini ya da odasını temiz tutmalı. Temizlik yapma konusunda güçlük çekiyorsanız
yakınlarınızdan yardım istemelisiniz.
Beşinci Emir
Uyuşturucudan uzak duracaksın; alkol ve sigarada aşırıya kaçmayacaksın.
Sokakta satılan uyuşturucu ya da uyarıcı maddeler hepimiz için tehlikeli ve yasak. Bağımlılık yapan ya da geçici bir keyif veren ilaçlardan da uzak durmalı. Bu tür ilaçlar sanki sıkıntıları rahatlatıyor gibi düşünülse de psikotik alevlenme dönemleri
arasındaki iyilik dönemlerini kısaltıyor.
Alkol ne iyi ne kötü. Ancak çok içmemeye dikkat etmeli.
Şizofrenisi olup da sigara içmemek neredeyse imkansız gibi, ancak aşırı sigara içmenin kullanılan ilaçların olumlu etkilerini zayıflattığını hatırlatalım.
Altıncı Emir
Yaşantının belirli bir düzeni olacak
Hep aynı saatte yatmaya, kalkmaya, yemek yemeye özen göstermek gerekiyor.
Yedinci Emir
Her gün için program yapacaksın
Bütün gününü yatakta geçirmeyeceksin. Her gün yararlı bir şeyler yapamaya gayret et. İsteksizliğinin üstesinden gelerek ev dışındakı faaliyetlere katılmaya çalış.
Sekizinci Emir
Başkalarıyla bağlantıyı kesmeyeceksin
Arkadaşlarınla ve diğer psikotik hastalarla , tanıdıklarınla ilişkini sürdürmelisin. Psikotik insanlar bazen çevreden uzaklaşma eğiliminde olurlar. Bu da iyi bir işaret değildir.
Dokuzuncu Emir
Psikiyatristinle ve tedavi ekibiyle bağlantını kesmeyeceksin
Hastanelerdeki bürokratik işlemlerin sıkıcılığı nedeniyle bu bazen güç olsa da…
Onuncu Emir
Her hafta jimnastik ya da bedensel egzersiz yapacaksın
Böyle bir alışkanlığı olmayanlar için başlangıçta zor gelebilir.
Bunun en kolay yolu her gün düzenli olarak yürüyüş yapmak. Her sabah yarım saat , ya da sabah akşam. Ayrıca evde jimnastik yapabilirsin ya da bir jimnastik salonuna kaydolabilirsin.
Sinsi hastalık ŞİZOFRENİ..Hazırlayan: Sinem EMİNOĞLU
Hayata tutunma dersleri
Şizofreni, ilaç ve davranış tedavileri ile kontrol altına alınabiliyor. Sosyal becerilerin geliştirilmesi hastalıkla mücadeleyi kolaylaştırıyor. Bu hastalar, birçok uğraşı alanı gibi sanatta ve bilimde de başarılı olabiliyor
Toplumdaki yanlış inanışlardan biri, şizofreninin tedavi edilemediği düşüncesi. Oysa modern tıbbın son olanakları ile hasta ve yakınları mutlu sona ulaştırılıyor. Şizofrenlere öncelikle hastalıklarını kabullenerek onunla birlikte yaşama dersleri veriliyor. Tedavide ise davranış terapileri önemli rol oynuyor. Uzmanların ifadesi ile hazır balık vermek yerine balık tutmak öğretiliyor. Hastanın meslek yaşantısına devam etmesi, en önemlisi yaşamdan keyif alması hedefleniyor. Verilen dersler arasında, bir sohbeti başlatma, sürdürme ve sonlandırma gibi iletişim konusu bile bulunuyor.
İ.Ü İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alp Üçok, şizofrenlere ağırlıklı olarak ‘hayatla başa çıkma yöntemlerini’ öğrettiklerini belirterek hastaların düzelme dönemini şöyle anlatıyor: ‘Akranlarına göre daha az arkadaşı vardır, daha az sosyal temas kurabilir. Ancak, işine devam edebilir. Örneğin hastalık, öğretmenlik yapmasına ya da bakkal dükkanı işletmesine engel değil. İyilik döneminde ise mesleğine devam etme imkanı daha da artar.’
Arkadaşları ile ilişkiyi kesmesin Prof. Dr. Alp Üçok, şizofreni ile mücadele eden hastaların daha güçlü olmasını sağlayacak önerileri şöyle sıralıyor:
Başkalarıyla bağlantıyı kesmesin. (Arkadaşlarıyla, diğer psikotik hastalarla ve tanıdıklarıyla ilişkini sürdürsün.)İlaçlarını almayı kesinlikle aksatmasın. (Sorunları çözmek için ilaç da tek başına yeterli değil. İlacı yutmayı kolaylaştıracak sosyal destek programlarına ihtiyaç var.) Gününü ve gecesini iyi ayarlasın (Yeterince uyumazsa hasta alevlenme dönemine girebilir. Öte yandan bazı şizofrenlerin çok fazla uyuduğu biliniyor.) Stresten uzak dursun.Her hafta jimnastik ya da bedensel egzersiz yapsın.
Herkesin her gün yaşadığı gibi yaşasın. (Günde üç öğün yemek yemeli, düzenli aralıklarla banyo yapmalı, tıraş olmalı. Ayrıca evini ya da odasını temiz tutmalı. Temizlik yapma konusunda güçlük çekiyorsa yakınlarından yardım istemeli.) Uyuşturucudan uzak dursun, alkol ve sigarada aşırıya kaçmasın.(Geçici keyif veren ilaçlardan da uzak durmalı. Bu ilaçlar sıkıntıları gideriyor gibi düşünülse de alevlenme dönemleri arasındaki iyilik dönemlerini kısaltıyor. Aşırı sigara içmek, kullanılan ilaçların olumlu etkilerini büyük ölçüde olumsuza çeviriyor.) Yaşantısı çok düzenli olsun. (Hep aynı saatte yatmaya, kalkmaya, yemek yemeye özen göstermeli.)Her gün için program yapsın (Bütün gününü yatakta geçirmesin. İsteksizliğin üstesinden gelerek ev dışındakı faaliyetlere katılmalı.) Psikiyatristiyle ve tedavi ekibiyle bağlantıyı asla kesmesin.
Kendisini iyi hissettiğinden ilaç almayı unutmak ya da ihtiyacı olmadığını düşünmek.

Grup terapisi şart Şizofreni Dostları Derneği, Kulüp Ev olma yolunda. Sosyal faaliyetler düzenliyor. Şizofrenlerin meslek edinmeleri amaçlanıyor.
Hastaların sosyal beceri kazanmasında Batı’daki Kulüp Evler’in çalışmaları en iyi örnek. Burada hastaların sosyalleşmesi için önemli adımlar atılıyor. Becerilerini geliştirip meslek edinmeleri amaçlanıyor. Prof. Dr. Alp Üçok, Kulüp Evler’in Türkiye’de henüz hizmet vermediğini kaydederek şöyle diyor: ‘Şizofreni Dostları Derneği, Kulüp Ev olma yolunda. Sosyal faaliyetler, kurslar düzenleniyor. Hastalar, boncuk ve resim çalışmalarına katılıyor. Şizofrenlerin meslek edinmelerini amaçlıyoruz. Para kazanmalarını sağlayacak muhasebe, bilgisayar kursları da verilmeli. Hastanın hayata karışması sağlanmalı.’ Prof. Dr. Üçok, bireysel psikoterapilerin sıklık ve süresinin değiştiğini belirterek sözlerini şöyle sürdürüyor: ‘İlaç tedavisi ile birlikte psikoterapi uygulanır. Güven ilişkisi, ilaç kullanımına uyumu artırır. Her hastanın yapısına özgü yaklaşımda bulunmak çok önemlidir.’

7-12 üyesi var Grup tedavilerin en az bireysel psikoterapikadar etkili olduğunu ifade eden Üçok, yöntem hakkında şu bilgileri veriyor: ‘7-12 üyeli gruplar, haftada 1 kez 1 saatliğine toplanır. Hastalara semptomlarıyla başa çıkmada yardımcıdır. Kişilerarası etkileşim hedeflenir. Destekleyici yaklaşımla, grup dışı iletişim de teşvik edilir.’ İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Psikotik Bozukluklar Araştırma Programı da hastaların sosyal yaşama karışmalarını sağlıyor.

Beyin Sağlığı

Sinir sisteminin ve vücut fonksiyonlarının devamlılığı için temelini oluşturan en kompleks organımızdır. Bizleri hayvanlardan ayıran ana özellik beynimizin onlardan daha gelişmiş olmasıdır.
Beyin
Sinir sisteminin ve vücut fonksiyonlarının devamlılığını yöneten en kompleks organımızdır. Beynin işleyişine dair bir çok şey hala bilinememektedir. Bizleri hayvanlardan ayıran ana özellik beynimizin onlardan daha gelişmiş olmasıdır. Bu fark özellikle ön beyinde belirgindir.
Topluiğne başı büyüklüğünde bir beyin dokusu, yaklaşık 5 milyon hücre ihtiva eder.
Beynin sol tarafı,vücudun sağ tarafındaki istemsiz kasları,sağ tarafı ise sol taraftaki istemsiz kasları kontrol eder.
Her saniye beynimize ulaşan 100 milyon uyarıdan sadece 100 tanesinin beyin kökümüze ulaşmasına izin verilir. Bu kontrol sağlandığı içindir ki, ayakkabılarınızın ayağınıza teması ya da saçınızın cildinize değdiği sırada hissedilenler gibi konular hakkında her an bilgilendirilmemiş olursunuz.
Beynin sol tarafı; dil kullanımı,sayılar,ilmi çalışmalar ve değerlendirmelerle,sağ tarafı ise sanat,müzik,hayal kurma,sezgi ve üç boyutlu formların anlaşılması ile ilişkilidir. Bu nedenledir ki bilim adamları için “sol beyin insanı”,artistler gibi yaratıcı insanlar için de “sağ beyin insanı” gibi tabirler kullanılır.
Beyin fonksiyonları 18-23 yaşlarında artar, 40 yaşından sonraysa hızla azalır. Günde 10 bin hücre ölüyor. Ama 65-70 yaşına kadar ölen hücrelerin sayısı toplam hücrelerin ancak yüzde 5’ine ulaşabiliyor. Demek ki beyne hücre takviyesi oluyor. Bizim (kök hücreler) dediğimiz hücreler var. Bunlar beyin hücresine dönüşebiliyor. Her beyin hücresi öldüğünde, bellek depolama, yeni bilgileri alma ve öğrenmede zayıflama oluşuyor. Eğer beyin hücrelerimizi çalıştırırsak, 60 yaşında, bir gencin beyni kadar aktiviteye sahip olabiliriz.”
1 gr beyinde 100-150 milyon hücre vardır. Yeryüzündeki insan sayısı ise 5-6 milyar. Bu kadar insan birbiri ile aynı gün telefonla konuşmuyor ama insan beyin hücreleri sürekli iletişim halindeler. Masadan bir bardak su almak istediğimizde, kola gelen kaslara gevşeme-kasılma talimatı vermesi, bardağın sertliği, sıcaklığı, ağırlığı, hangi açı ile ağza ***ürüleceği gibi bir çok işlemler, hangi koordinatlarla hareket edileceğine dair bilgiler beynin işlevidir. Bunlar yapılırken olağanüstü bilgi işlem süreci işler.
İşte böyle harika bir organ kendini yenileme yeteneğine sahip değildir. Diğer beden hücreleri yenilenip değişirken beyin için tek yol kapasiteyi arttırmaktır. Bu işlem de Beyin eğitimidir. Beynini iyi bilen ve kullanan kişi başarı ve mutluluğu yakalayacaktır.
Beslenme ve beyin sağlığı ilişkisi
Beynimizin fonksiyonlarını gerçekleştirmesi için, oksijen ve gıdalarla beslenmesi gereklidir. Özellikle uzun süren beslenme bozuklukları sinir sistemi üzerinde olumsuz etkiler bırakmakta ve beyin büyüklüğünü, hücre sayısını ve sinir hücrelerinin gelişimini engelleyerek, beyinde kalıcı hasara neden olabilmektedir.
Yediğimiz besinlerin insanın hafıza, zeka ve konsantrasyon gücü üzerinde çok önemli bir etkisi vardır.
Beynimiz, oran olarak vücudumuzun küçük bir bölümünü (%2-3’ünü) oluştursa da, yiyeceklerle alınan enerjinin ortalama % 30’unu harcar.
Hafıza ve zeka gelişimi açısından bazı besin kaynaklarının diğerlerine göre önemi çok daha fazladır. Örneğin bunların arasında B vitaminlerini içeren yiyecekler birinci sırada gelmektedir. Beyin gelişiminde özellikle B grubu vitaminler yanında demir, çinko, iyot gibi mineraller etkilidir.
“B” vitaminlerinin beyindeki önemli reaksiyonların gerçekleştirilmesindeki payı zihinsel potansiyel açısından hayati öneme sahiptir. Ayrıca B vitaminleri beyni strese karşı da korumaktadır.
Beyin için enerji üretimine büyük katkısı olan B vitaminlerinin eksikliği yorgunluğa, hafıza ve zeka performansının zayıflamasına neden olur. Beynin ihtiyacı olan B vitaminlerinin yeterince alınması halinde zihinsel fonksiyonlarda; öğrenme ve hafıza gücü, konsantrasyon, hızlı düşünme, sözel yetenek ve akıcılık, uyanıklık, yaratıcı düşünme, enerjik hissetme gelişmelerin olduğu açıkça hissedilmektedir
Kuru baklagiller, kırmızı et, ayçekirdeği, balık, yoğurt, süt, peynir, yeşil yapraklı sebzeler, tavuk eti, hindi, yerfıstığı, muz, kavun, brokoli, ıspanak, domates, yumurta, kavun ve enginar kombinasyonları B grubu (kompleks) vitaminlerini garanti eden besin kaynaklarıdır.
Demirin beynin beslenmesi için hayati bir önemi olup beyne oksijen taşınmasında çok önemli bir rolü vardır. Özellikle oksijenin beyne taşınması ve beyin tarafından kullanılmasını sağlayan kandaki hemoglobin ve alyuvarların oluşumunda demire ihtiyaç vardır. Daha kısa bir ifadeyle beynin temel enerji kaynaklarından biri olan oksijenin beyne taşınabilmesi için demire ihtiyaç vardır. Dolayısı ile diyetimizde mutlaka demir içeren yiyecekler bulundurmalıyız.
Tüm kırmızı etler, kuru baklagiller, koyu yeşil sebzeler, domates ve pekmez demir açısından zengin olan yiyeceklerdir.
E ve C vitamininden zengin gıdalar beyin hücre yıpranmasını önler.
C vitamini demirin yiyeceklerden emilmesini kolaylaştırır. Bundan dolayı demir içeren yiyeceklerin “C” vitamini içeren, örneğin turunçgiller, kivi, domates, patates, karnabahar, brokoli, kavun, çilek, incir, kırmızı ve yeşil biber gibi besinlerle birlikte alınmasında fayda vardır. Bunun yanında kafein içeren içecekler ise demirin emilmesini engellemektedir.
“C” vitamininin yanında “E” vitamininin de antioksidan olarak beynin etkin ve verimli kullanılmasına büyük katkıları vardır.
Bitkisel yağlar, yerfıstığı, ayçekirdeği ve buğday E vitamini açısından zengin besinlerdir.
Beyin kan şekerini doğrudan kullanır. Kan şekerimizi düşürmememiz gerekir.Bunun için serbest radikal giderici antioksidan, hücre yenileyici özellikteki taze sebze ve meyve vazgeçilmez gıdamız olmalıdır. Çayın özellikle yeşil çayın tüketilmesi beyin sağlığı için yararlıdır.
Beyin için gerekli vitamin,mineral, oligoelementleri çokça sağlayan bal, ceviz, fındık, çörekotu,badem karışımını her sabah bir çorba kaşığı alırsanız güne daha sağlıklı başlamış olursunuz.
Sigara ve alkol beyin hücrelerini öldürür !
Sigara
Sigaranın beyin hücrelerini tahrip ettiği ve yeni hücrelerin üretilmesini durdurduğu yapılan araştırmalar sonucunda kanıtlanmıştır.
Beyin tümörlerinin % 99’u, beyin kanamalarının % 85’i sigara kaynaklıdır. Bunların sonucunda kaslarda kuvvet azalması ve felç gibi sonuçlar ortaya çıkar.
Sigara içenlerin vücuduna % 15 ila % 33 daha az oksijen girmektedir. Sigaranın içindeki karbonmonoksit kandaki oksijeni yok eder.
Bu da öncelikle beyinin, kalp ve damarların tahribatına yol açarak beyin damarlarında daralma ve tıkanmalar meydana getirir. Ayrıca bu duruma bağlı olarak zihinsel ve bedensel yorgunluk ortaya çıkar.
Sigara içen kişilerdeki beyin-damar hastalığı (inme gibi) riski, içmeyenlere göre 4 kat yüksektir.
Dudaklarımıza dumanın değdiği andan itibaren 8 saniyede beyne ulaşan nikotin, her nefes sigara çekiminde yaklaşık 50 bin beyin hücremizin ölümüne sebep olur. Ve bu ölen hücreler asla yenilenmez.
Nikotin beyin hücrelerini etkileyerek bağımlılığa yol açar. ( sigara içmeyi deneyen her 4 kişiden üçü sigara bağımlısı olmaktadır.)
Yapılan araştırmalar tütündeki üç yüze yakın radyoaktif maddenin başlıcaları olan, kurşun ve uranyumun türevi olan polonyumun, radonun beyin hücreleri dışındaki hücreleri de tahrip ettiği belirtilmiştir.
Alkol
Alkole bağlı beyin hasarı, aşırı alkol tüketimi sonucu beyinde oluşan fiziksel hasardır. Hasarın derecesi yaş, cinsiyet, beslenme ve kişinin belli karakter özelliklerinin yanı sıra, alkol tüketiminin miktarı ve şekline de bağlıdır.
Aşırı alkol kullananlarda, vücut vitaminsiz kalacak ve özellikle B vitaminin eksikliğinden kaynaklanan hastalıklar başlayacaktır. Alkol tüm zihinsel fonksiyonlara zarar vermektedir. Yapılan tüm beyin hücreleri araştırmaları, alkoliklerin beyin hücrelerinin, normale oranla çok daha hızlı bir şekilde yok olduğunu, hatta “hücre deposunun” zamanla tamamen boşaldığını ortaya koymuştur. Bu durumda hastanın hemen hemen tüm zihinsel faaliyetleri durmaktadır.
Bellek zayıflığı, alkole bağlı beyin hasarıyla ilgili en yaygın sorunlardan birisidir. Alkole bağlı beyin hasarı düşünme ve bellek yeteneklerindeki değişikliklerle ilgilidir. Kişilerin öğrenme ve iletişim kurma becerilerini etkiler.
Alkole bağlı beyin hasarı kişilerin günlük yaşamdaki düşünme ve davranış biçimlerini etkiler. Endişe, stres ve durumun üstesinden gelmede yetersizlik hisleri yaygındır.
Normal olarak bir insan beyninde, milyarlarca sinir hücresi (nöron) bulunur. Bu hücrelerin bir özelliği doğumdan sonra, ölüme kadar sayılarının sabit kalmasıdır; yani sinir hücreleri doğumdan sonra sayıca çoğalmazlar. İşte, yukarıda bahsedildiği gibi, beyindeki kılcal damarları tıkayıp hücrelerde ölüme sebep olduğu gibi, beyinde de aynı neticeye sebep olmaktadır.
İlk kadeh içki dahi, beyinde bazı kılcal damarlarda tıkanmaya, dolayısıyla da birkaç bin sinir hücresinin oksijensizlikten ölümüne yol açmaktadır. Bu içki alışkanlığı devam ederse, alkol, beyinde telafisi kesinlikle mümkün olmayan milyonlarca sinir hücrelerinin ölümüne yol açacaktır.
Alkol miktarı arttıkça kandaki oksijen azalmakta ve beyin ihtiyacı olan oksijeni temin edemediği için işlevlerini yavaş yavaş kaybetmeye başlamaktadır. Alkol etkisi ile kişi saldırganlaşmakta, bazen de uyku hali ve uyuşukluk başlayarak kurallara uymamakta ve fren, vites ve direksiyonu zamanında gereğince kullanamaz duruma gelmektedir. Hız tahminleri ve hız karşılaştırmaları azalmakta ve hatta hızın korku veren etkisinden uzak kalarak hızı çekici bulma tutkusu başlamakta, mesafe tahmini sıfıra inmektedir.
Alkol,beyin hücrelerini öldürür. Uzun süreli içki kullanan alkolikler hafıza kaybı, halüsinasyonlar ve paranoya tehlikesi altındadır.
Diğer risk faktörleri
Ağır ****ller
Beyin ve merkezi sinir sistemi için en zararlı maddeler kurşun, civa, kadmiyum gibi ağır ****llerdir. Bu maddelerin bulaştığı gıdaları tüketenlerde özellikle çocuklarda zekâ geriliği, sersemlik ve davranış bozukluğu gözlenir.
Ağır ****ller, atık su civarında yaşayan balıklar, trafiğin yoğun olduğu bölgelerde otlayan hayvanlar veya oralarda yetişen meyve ve sebzelerle vücuda girebilir
Benzen, civa, kadminyum, kurşun, krom, hidrokarbon gibi ağır ****ller refleks bozuklukları ve baş ağrısını da içeren çeşitli sinir sistemi bozukluklarına neden olmaktadır.
Enfeksiyonlar
Menenjit, ensefalit, beyin apseleri, nörosifiliz, AIDS ve ateş yüksekliği ile giden tüm enfeksiyonlar beyin sağlığını olumsuz etkilemektedir.
Bazı ilaçlar
Antidepresanlar, çoğu antipsikotikler, antihistaminikler, sedatifler özellikle yüksek dozlerda alındığında olumsuz sonuçlar doğurmaktadır.
Travma ve darbeler
Beynin sık sık darbeye maruz kalması mikroskobik hasarlara neden olabilmektedir. . Görünürde bir morarma ya da yara olmasa bile beyne gelen her sert darbe sinir bağlantılarında mikroskobik hasarlara neden olur. sürekli beyin darbesi almak serebral atrofiye neden olabilir.
Beyin ,kafatası boşluğunu tamamı ile doldurur.Beyindeki bir damarın yada beyin zarlarının yırtılmasına yol açan ciddi yaralanmalarda kafa içi hematom(birikmiş kan)gelişir ve bu ödem betine bası yapar.Kanama beyin içinde çok hızlı olduğundan ,hastanın nörolojik durumu çok hızlı ,dakikalar içinde kötüleşir.
Stres
Beyin hücrelerinin ölümündeki en önemli etken olan stres bir takım zararlı kimyasal elektronlar oluşturarak, bunların beyin hücrelerine yapışmasına neden olmaktadır.
Beynimizi korumak ve geliştirmek için;
Dengeli ve yeterli beslenin. Hafıza ve zeka gelişimi açısından temel besin kaynaklarının yeterli oranlarda alın. Her gün yeterli miktarda su için, B vitaminlerini içeren gıdalardan bol bol tüketin. E Vitamini, hem felç,hem de kalp krizi riskini azaltır. E vitamini içeren kuru yemişlerden yeterli oranlarda tüketmeye çalışın. Boron ve çinko içeren gıdalardan tüketin. Hindi,tavuk,dana eti ve balık gibi proteinli gıdalardan bol bol almayı ihmal etmeyin.
Stresten mümkün olduğunca uzaklaşın ve stresle baş etme yollarını öğrenin.
Beyninizi darbelerden koruyun, spor yaparken darbelerin beyinde oluşturabileceği hasarın bilincinde olarak gereken tedbirleri alın.
Beyin kaslarımız gibi çalıştıkça güçlenmektedir, bu nedenle beyin egzersizleri yapın. Özellikle düşünce gücü ve planlama gerektiren meşguliyetler bulun. Bu tip aktiviteler beyne kan akışını hızlandırır ve oksijen banyosu yaptırır. Zihninizi, oyunlar,yaratıcılığınızı kullanabileceğiniz aktiviteler ve okuma ile meşgul edin. Beyninizde ne kadar çok değişik bölümleri aktive edebilirseniz, o kadar çok sinir bağının harekete geçmesini sağlarsınız ve beyniniz daha esnek ve kompleks konularda çalışabilir duruma gelir. Kendinizi tek bir aktiviteye bağladığınız zaman, beyninizin diğer bölümlerini ihmal etmiş olursunuz. İşinizin de size sürekli yeni şeyler düşündüren ve problem çözme yeteneğinizi arttıran bir iş olmasını tercih ederseniz, beyin sağlığınız açısından daha iyi olur. Çalışmayan beyin hücrelerini çalışır hale getirirsek 60 yaşında bile bir gencin beyni kadar aktiviteye sahip olabiliriz.
Egzersiz yapın çünkü egzersiz beyne sadece daha fazla sadece oksijen ve kan akışı sağlamakla kalmaz, aynı zamanda beynin gıdası olan glikozun (şekerin) da beyne daha fazla gitmesini sağlar.
Yüksek kan basıncı, beyin dokularınızı yıpratabilir. Yüksek tansiyonlu kişilerde beynin beyaz maddesi daha az bulunmuştur. Bu doku kaybı, kısa süreli hafıza kayıplarına,konuşma ve yön tayin edememe problemlerine ve bilginin daha yavaş işlenmesine neden olabilir. O nedenle aşırı tuz kullanmayın,doymuş yağlardan uzak durun, kilonuzu kontrol altında tutun.
Sigara ve alkol beyin hücrelerini hızlı bir şekilde yok etmektedir.Sigara ve alkolden uzak durun.
Kahve tüketiminizi sınırlayın, daha çok uyumaya çalışın. Kahve alışkanlığınız varsa yavaş yavaş azaltın. Sabah enerjisini en iyi sağlayan şey,dengeli beslenme ve yeterli uykudur. Ortalama olarak 8 saat düzenli uyku almayı alışkanlık haline getirmiş bir kimse, sabahları alarma gerek duymaksızın kendi kendine uyanabilir.
Zihinsel yorgunluğa sebep olan ilaçlardan uzak durmaya çalışın. Bunlara örnek vermek gerekirse sinüs problemleri, alerji, baş ağrıları ve soğuk algınlığı tedavisinde kullanılan anti-histaminikler,gençlerde migren tedavisi için kullanılan bazı yüksek tansiyon ilaçları,ibuprofen ve kodein gibi ağrı kesiciler,bazı bulantı ve öksürük ilaçları sayılabilir

Çekingen Kişilik Bozukluğu

Asagidaki belirtilerden en az dordunun varligi ile birlikte eriskinligin erken donemlerinde baslayan yetersizlik duygulari, sosyal acidan kendini geri cekme ve baskalarinca olumsuz degerlendirilmeye asiri duyarli olma, fazla incinme ile seyreden bir kisilik bozukludur.

1- Baskalari tarafindan kabul gormeme, kucumsenme, elestirilme, dislanma endiseleriyle sosyal iliski gerektiren islerden uzak durma

2- Sevilip, sayildigina kesin inanmadikca baskalariyla iletisim kurmak,gorusmek istemez

3- Hafife alinip, dalga gecilecegi endisesi ile yakin iliskilerde rahat davranamaz,bu iliskilerde tutukluk yasayip, kendini ve sahip olduklarini ortaya koyamaz

4- Baskalarinin da bulundugu iletisim gereken ortamlarda dusunce icerikleri yogun bir sekilde elestirilme, dislanma dusunceleri ile kaplanmistir

5- Hissettikleri yetersizlik duygulari nedeniyle, daha once karsilasmadiklari kisilerle ayni ortamda bulunduklarinda istedikleri gibi hareket edememelerine, konusma ve davranislarinda kisitlilik hissetmelerine yol acar.

6- Kisiler kendilerini sosyal acidan yeteneksiz, renksiz, etkisiz ,zayif veya diger kisilere gore daha degersiz bireyler olarak gorurler.

7- Kucuk dusup, mahcup olacaklari seklindeki dusunce yapilari nedeniyle kendi baslarina bireysel girisimlerde bulunamaz ve yeni aktivitelere baslamak ya da baskalarina katilmak istemezler.

Bu kisiler yeni sorumluluk ve dolayisiyle elestiri alma olasiligi, odak noktasi olma,ustlerle daha cok iliski kurma ve inisiyatif kullanma durumlari nedeniyle islerinde daha ust konumlara yukselme tekliflerini reddedebilirler. Baskalari hakkinda baslangicta “beni elestirir, beni aralarina almazlar” diye dusunduklerinden yeni iliskilere girmekten kacinirlar. Kendilerinden bahsetmekte, ic dunyalarini acmalari konusunda yanlis anlasilma ve reddedilme endiseleri nedeniyle zorluk yasarlar.

Utangac,urkek, yalniz, kendini gizlemeye calisan, sesi solugu cikmayan, kendini frenleyen kisilerdir.Olagan seylerden bile bir cok tehlikenin olusabilecegini dusunup, hayatlarini alistiklari ortam ve kisilerle gecirmeye calisir, “kozalari icinde yasamaya calisirlar”. Korkulu ,endiseli ve diken uzerinde gibi olan davranislari baskalarinca alay konusu olabilir.

Baskalarina kiyasla toplumdan uzak yasamayi yeglerler, bu nedenle taniyanlari azdir ve iletisimleri de az oldugundan yeterli destek bulamazlar. Buna ragmen sevgi,saygi, yakinlik gormek ister, mukemmel iliski hayalleri ile yasarlar.

Beraber gorulen bozukluklar:

Sosyal fobi

Depresif bozukluklar

Diger kisilik bozukluklari (borderline , paranoid, sizoid, sizotipal k.b.)

Toplumda %0.5-1 oraninda gorulmektedir. Cocukluk yaslarinda utangac, yabancilar arasina cikamayan, yeni durumlar karsisinda endise edip, gerileyen, oyunlara katilmakta isteksiz ya da pasif kalan cocuklardir. Yillar gecip, iliski geregi arttikca daha cok cekingenlikleri ortaya cikar.

Utangaçlık Hastalığı

Mahcup bir insan mısınız? Bir toplulukta, insanların ilgisi sizin üzerinize çevrildiğinde kalbiniz hızlı hızlı çarpmaya başlıyor ya da soluğunuz daralıyor mu? Yeni girdiğiniz bir iş ortamında, ayağa kalkıp kendinizi tanıtmanız istendiğinde, yüzünüz kızarıyor, sesiniz titriyor mu? Bu özelliklerinizi bildiğiniz için, kalabalık önünde konuşmanızı gerektirecek durumlardan uzak duruyor, ancak tüm çabanıza rağmen boş bulunup yakalandığınızda, bir iki laf edip sıranızı savıncaya kadar kan ter içinde kalıyor musunuz?
Eğer böyleyse, sizde ‘aşırı utangaçlık hastalığı’ var demektir. Toplumdaki her on kişiden birinin kapısını çalan bu hastalığa yakalanmışsanız, büyük bir olasılıkla, kendinizi aşırı utangaçlık krizlerinden koruyacak bazı önlemler de geliştirmişsinizdir. Henüz bir çözüm yolu bulamadıysanız, başkalarının neler yaptığına, birlikte bir göz atabiliriz.
Aşırı utangaçlıkla başetme yolları:
En sık başvurulan yollardan birisi alkol kullanımı. Bir çok kişi, utangaçlığını alkolle eritmeye çalışıyor. Yapılan araştırmalar, aşırı utangaç kişilerde, böyle olmayanlara göre en az iki kat daha yüksek bir oranda alkolizme ve alkol kullanımının yol açtığı diğer sorunlara rastlandığını gösteriyor.
Sık başvurulan bir diğer çözüm yolu, topluluk karşısında duyulan sıkıntıyı azaltacak uyuşturucu maddelerin kullanılması. Bu kişilerin yaklaşık yüzde onbeşi yaşamlarında en az bir kez bir uyuşturucu maddeye bağımlı duruma geliyorlar.
Üçüncü bir yöntem, utangaçlık krizine yol açabilecek toplumsal etkinlikleri tümüyle dışlayan bir yaşam tarzı geliştirmek. İş ve okul ortamında ön plana çıkmayı ve kendini göstermeyi gerektiren durumlardan uzak durmak, basit ve göze batmayacak işlere yönelmek bu yaşam tarzının temel taktikleri arasında sayılabilir Böylece, aşırı utangaçlığınız sürse de, bu sorunla yüzleşmekten kurtulmuş oluyorsunuz.
Ancak, her üç yöntem de küçümsenmeyecek bireysel kayıplara yol açıyor. Alkolizmin ve madde bağımlılığının neden olduğu sorunlar herkes tarafından biliniyor. Çok sayıda toplumsal etkinlikten uzak durmaya dayalı bir yaşam tarzının sonucuysa, düşük toplumsal ve mesleki başarı ve yalnızlık. Aşırı utangaç kişiler, içinde bulundukları toplumun ortalamasına göre, daha düşük bir eğitim görüyor, daha az para kazanıyor ve karşı cinse uzak durmalarına bağlı olarak, eş bulmakta daha fazla güçlük çekiyorlar. Bu kişilerin yüzde otuza yakın bir bölümü hiç evlenmiyor ve tek başına yaşıyor.
Aşırı utangaçlığın tedavisi:

Eğer sorun yalnızca topluluk önünde konuşmakla sınırlıysa, genellikle, kişiyi üç dört saatliğine aşırı utangaçlığın bedensel belirtilerinden kurtaran ilaçlar kullanılıyor. Beta bloker adı verilen bu ilaçlar, yaşanan içsel karmaşayı kalp çarpıntısı, soluk soluğa kalma, ses titremesi ve yüz kızarması gibi yollarla dışa vuran sinirsel ileti sistemini bloke ediyor. Beta blokerlerin sahne sanatçıları arasında yaygın bir kullanımı olduğu biliniyor.
Daha uzun süreli bir rahatlama içinse, beyindeki sinirsel iletimi sağlayan maddeler üzerinde etkili bazı ilaçlar kullanılıyor. Yapılan çalışmalar, söz konusu ilaçların, aşırı utangaçlık hastalığı olan kişilerin yüzde yetmişinde önemli bir düzelme sağlayabildiğini gösteriyor. İlacın yanısıra bazı psikoterapi teknikleri de uygulandığında, bu oran daha da yükseliyor.

Utangaçlığı yok eden ilaç

Çekingenlik nedeniyle toplum içine çıkamayanlar ve bu yüzden sosyal hayatları olmayanlara müjde. İngiltere’de piyasaya çıkan yeni bir hap, utangaçlık ve çekingenlik gibi duyguları yok ederek insanların kendine olan güvenini artırıyor. The Sunday Times gazetesinin haberine göre, Bristol ve Southampton üniversiteleri tarafından geliştirilen ve Smith Kline Beecham şirketi tarafından pazarlanan ‘‘Seroxat’’ adlı ilaç, beyindeki seratonin maddesini artırıyor. Bu da kişinin kendine güven duygusunu kamçılayarak mutluluk hissi veriyor. Böylelikle kişi kendini ifadede daha rahat davranıyor ve öteki insanlarla çok daha kolay ilişki kuruyor.
Dr. Brian Goss, klinik vaka derecesinde utangaç kişiler üzerinde yapılan testlerde ‘‘Seroxat’’ın çok başarılı sonuçlar verdiğini bildirdi. Örneğin yabancılarla karşılaşma korkusu yüzünden evinden çıkmayan 29 yaşındaki Londralı bir kadın, ilacı aldıktan sonra cesaretini topladı ve tamamen dışa açık bir kişilik kazandı. Şimdiye kadar hayatı ıskalamasından yakınan genç kadın kaçırdıklarını telafi için her hafta sonu erkek ve kız arkadaşlarıyla birlikte pub ve kulüplerden çıkmaz oldu. Dr. Goss, mucize hapın 3 milyon utangaç insanın yaşadığı İngiltere’de yılda 1 milyar dolarlık talep yaratacağını söyledi.

Psikiyatrist
Doç. Dr. Levent METE

Öfke nedir nasıl kontrol edilir sakinleşme yöntemleri

Öfke aslında normal ve sağlıklı bir duygudur. Ama kontrolden çıkıp da yıkıcı hale dönüştüğünde, okul ya da iş hayatınızda, kişisel ilişkilerinizde sorunlara yol açar. Öfke çok çeşitli olaylar sonucu ortaya çıkabileceği gibi doğal afetler gibi hiç beklenmeyen bir anda gelip hayatı alt üst eden ve istenmeyen değişikliklere sürüklenme durumlarında da sıkça ortaya çıkar.
Öfkenin ifadesi
Öfke sadece insanlarda varolan bir duygu değil, her canlı organizmanın tehdit karşısında olaylara gösterdiği doğal bir tepkidir. Afetler de genellikle beklenmeyen olaylar oldukları için insanın varoluşunu tehdit eder
Sağduyumuz, öfke duygumuzu nereye kadar ***üreceğimiz konusunda önümüze sınırlar koymaktadır. Ancak afetler sırasında yaşanan panik ve şok karşısında herşey karmakarışık olabilir. En başta artık hayatımız karmakarışık olmuştur. Öfke duygularıyla başa çıkmak için bilinçli ya da bilinçsiz bazı yollar kullanırız. Bunlar kısaca; İfade etme, bastırma ve sakinleştirmedir

Öfkeyi saldırganlıkla değil de sözel olarak ifade etmek, bunlar içinde en sağlıklı yoldur. Bunu yapabilmek için, istediklerimizin ne olduğunun farkına varmalı, bunları açık ve karşımızdakini incitmeyecek bir şekilde aktarmalıyız.

İkinci yol, öfkeyi bastırmaktır. Kızgınlığınızı içinizde tutup, onu düşünmemeye çalışıyor ve dikkatinizi daha olumlu birşeylere yönlendiriyorsanız, bu yolu kullanıyorsunuz demektir. Bu bazan işe yarasa da sürekli olarak bu yolu kullanmak, çok sağlıklı olmayabilir. Eğer kızgınlık doğru bir biçimde ifade edilemezse, bir süre sonra bu duygu kişinin kendisine döner ve yüksek tansiyon, psikosomatik rahatsızlıklar (ülserler, allerjiler vb.) ya da depresyon gibi sorunlara yol açabilir.

Öfke yaşadığınızda kendinizi sakinleştirmeye çalışmak, üçüncü seçeneğinizdir. Nefes alıp verişlerinizi, kalp atış hızınızı kontrol ederek, kendinizi fizyolojik olarak sakinleştirip, içinizdeki öfke duygusunu hafifletebilirsinz.

Öfkenin Yönetimi
Öfke yönetimi tekniklerinin amacı, kızgınlığın ve öfkenin yol açtığı duygusal ve bedensel tepkileri azaltabilmektir. Siz de kızgınlığa yol açan insanları, olayları yok edemezsiniz; onlardan kaçınamazsınız; onları değiştiremezsiniz. Yapabileceğiniz tek şey bu insanlar ya da olaylar karşısında gösterdiğiniz içsel ve dışsal tepkilerinizi kontrol edebilmek, onları yapıcı bir şekilde yönetebilmektir.
Eğer zaman zaman kontrolü kaybettiğiniz oluyorsa ya da kaybedeceğinizden korkuyorsanız, bir psikologtan yardım isteyebilirsiniz.

Öfkemizi boşaltmak iyi midir?
Psikologlar artık bunun çok yanlış ve tehlikeli bir inanç olduğunu göstermişlerdir. Araştırmalar, kızgınlık duygusunun “boşaltılması”nın kızgınlık, öfke ve saldırganlığı daha çok arttırdığını ve sorunu çözmek için hiç bir yararı olmadığını göstermektedir. Onun için en iyisi, öfkenizi neyin başlattığını bulmak ve kendinizi öfkeyle kaybetmeden, bu nedenlerle başa çıkabilme yollarını öğrenmektir. Örneğin, asıl kaygı duyduğunuz şey, kendinizi güvencede hissetmeme iken, bambaşka bir şeye bağırıp çağırabilirsiniz.

Hangi Yöntemler Öfkenizin Taşmasını Önler?
Gevşeme:
Derin derin nefes alın, sakinleştirici durum ve manzaraları zihnimizde hayal ederek canlandırmaya çalışın .Bu sakinleşmemize yardımcı olur.

Deneyebileceğiniz bazı basit yöntemler şunlardır:
Karnınızı dolduracak şekilde derin nefesler alın; göğsünüzün üst kısmıyla nefes almanız sizi rahatlatmaz. Nefes alıp verdiğinizde göğsünüz değil, karnınız şişmelidir.

Derin nefeslerinizi alırken, kendi kendinize tekrar tekrar “Gevşe!” ya da “Sakin ol!” diyerek telkinde bulunun.

Hayal ederek sizi gevşetecek bir yer ya da ortamı düşünün ve gözünüzün önüne getirmeye çalışın. Geçmişte çok sakin olduğunuz bir yeri hatırlayın.
Bu teknikleri hergün pratik yaparak ezberlerseniz, daha sonra karşılaşacağınız gergin ortamlarda otomatik olarak uygulayabilirsiniz.

Düşünceleri Değiştirme
Öfkeli insanlar düşüncelerini küfrederek, bağırıp çağırarak ifade etme eğilimindedirler. Kızgın olduğumuz zaman genellikle, olayları istemeden abartılı ve çarpıtılmış olarak algılarız. Bu tür düşünce biçimlerinizi farkedin ve yerine daha mantıklı olanları yerleştirin.
Örneğin kendi kendinize, “Eyvah, herşey mahvoldu!” gibi bir şeyler söylemek yerine, “Dünyanın sonu değil ve buna şimdi öfkeleniyor olmam bu olayı olmamış hale getirmeyecek.” diyebilirsiniz. Her iki düşünceyi de zihninizden geçirerek deneyin. Öfkenizin hangi düşünceyle arttığını ya da azaldığını görün.

Farkında olmadan çok sık kullandığımız ve bizi kızgınlık duygularına hazırlayan, “asla” ya da “her zaman” gibi sözcükleri zihninizde yakalamaya çalışın. “Hiç bir şey asla düzelmeyecek ” ya da “Her zaman haksızlığa uğrayan ben olurum.” gibi cümleler oldukça hatalıdır. Öfke duygunuzda haklı olduğunuzu düşünmenize de yol açar. Durumla ilgili yargıyı koyduğunuz için problemin çözümüne de katkıda bulunmaz.
Mantık öfkeyi yener, çünkü öfke haklı bir nedene bağlı olsa da, çok çabuk mantık sınırlarını aşabilir. Bu yüzden öfkelendiğinizi hissettiğinizde mantığınıza sığının. Kendinize “Tüm dünyanın size kazık atmaya çalışmadığını” hatırlatın. Sadece, yaşamın iniş ve çıkışlarından bazılarını yaşadığınızı düşünün. Öfkenizin kontrolden çıkmaya başladığı her zaman, bu yönteme başvurun. Bu daha dengeli bir bakış açısını yakalamanıza yardımcı olacaktır.

Öfkeli insanlar her şeyi talepkar bir şekilde isterler, diğer deyişle kendilerine hak görürler. Bu durum, adalet için de böyledir, takdir, kabul, onay, vb. için de böyle. Herkesin bu değerlere ihtiyacı vardır. Elde edemeyince hepimiz üzülür, incinir, hayal kırıklığına uğrarız. Ama kızgın ve öfkeli insanlar, bunları talep ederler. Talepleri karşılanmayınca, hayal kırıklıkları engellenme duygusuna, o da öfkeye döner.. Bu insanlar, düşünceleri üzerinde çalışıp onları yeniden yapılandırırken, bu talepkàr özelliklerinin farkına varmalı ve “beklentileri”ni, “arzular”a dönüştürmelidirler. Diğer deyişle, istediği herhangi bir şey için, “Bana verilmeli” ya da “Benim olmalı” demek yerine, “Bana verilmesini isterdim.” diye düşünmenin daha sağlıklı olduğunu görmelidirler.

Problemi çözme
Bazen öfke duygularımız yaşamımızdaki gerçek ve kaçınılmaz sorunlardan kaynaklanıyor olabilir. Kızgınlık duyguları böyle zamanlarda bu zorluklar karşısında yaşanan doğal ve sağlıklı duygulardır. Böyle durumlardaki en yararlı tutum; önce durumu değiştirip değiştiremeyeceğimizi araştırmaktır. Değiştirebileceğimiz bir şeyse çözüm yolları araştırılabilir. Değiştirilemeyecek bir durumsa, çözüm için uğraşmak yerine, yapılacak en iyi şey sorunla yüzleşmektir.

Elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalışın ama, yanıtları hemen bulamıyor, sonuca hemen ulaşamıyorsanız, kendinizi cezalandırmayın.

Daha iyi iletişim
Öfkeli insanlar genellikle düşünmeden yargılama ve bu yargıları yönünde davranma eğilimindedirler. Bu yargılar da bazen çok gerçek dışı olabilmektedir. Eğer çok elektrikli bir tartışma içine girdiyseniz, ilk yapacağınız şey ;

Yavaşlayıp gösterdiğiniz tepkileri gözlemek olmalıdır. Aklınıza gelen ilk şeyi söylemeyin, yavaşlayın ve asıl söylemek istediğinizi düşünün. Aynı anda karşınızdakinin de söylediklerini duymaya ve anlamaya çalışın. Hemen cevap vermeyin.

Öfkenizin altında ne yattığını da anlamaya çalışın. İnsanın eleştirildiği zaman savunmaya geçmesi doğaldır, ama siz de saldırıya geçip savaşmayın. Onun yerine söylenenlerin altında yatanı bulmaya, asıl söylenmek isteneni dinlemeye çalışın. Ya da belki o ortamdan biraz uzaklaşıp rahatlamak isteyebilirsiniz. Ama kendinizin ya da karşınızdakinin öfkesinin kontrolden çıkmasına izin vermeyin. Sükúnetinizi korumanız, durumun raydan çıkıp bir felakete dönüşmesini engelleyecektir.

Mizah kullanın
Mizah, çeşitli yollarla öfkenizin yoğunluğunun azalmasına yardımcı olabilir. Herşeyden önce daha dengeli bir bakış açısı sağlar.
Birine öfkelenip de belli sıfatlarla etiketler takmaya başladığınızda, bir an durun ve o insanın gerçekten o “şey” ya da “öyle” olduğunu düşünün. Bu sahneyi gözünüzün önüne getirin. Örneğin birine, “muşmula” ya da “odun kafalı” gibi sıfatlarla saldırdığınızda, o kişiyi gerçekten bir muşmulaymış ya da odundan bir kafası varmış gibi hayal edin ve gündelik işlerini o şekilde yaptığını gözünüzün önüne getirin. Eğer karşınızdaki insanı benzettiğiniz şeyin ne olduğunu düşünerek kafanızda gerçekten öyleymiş gibi bir resim çizebilirseniz, öfkenizin azalmaya başladığını göreceksiniz. Çünkü mizah sırasında yaşanılan duygularla, öfkenin birarada bulunması mümkün değildir.

Öfkesi çok yoğun olan kişinin davranışlarının altındaki temel mesaj, “Her şey benim istediğim gibi olmalı!” dır. Öfkeli insanlar kendilerinin ahlaken haklı ve doğru olduklarına inanırlar. Planlarını değiştirmelerine ya da engellenmelerine yol açan her türlü olay/durum, onlar için dayanılmaz bir aşağılanma gibi algılanır. Kendilerinin bu şekilde sıkıntı yaşamamaları gerektiğini düşünürler. Belki başka insanlar sıkıntı çekebilirler ama onlar değil!
Kendinizde de buna benzer bir duyguyu yakalarsanız, kendinizi tüm caddelerin, dükkanların, resmi dairelerin sahibi olan bir tanrı ya da tanrıça gibi hayal edin. Tüm insanların sizin önünüzde eğildiğini, eteğinizi öptüğünü düşünün. Bu hayali görüntülere ne kadar ayrıntı koyarsanız, ne kadar talepkàr olduğunuzu ve ne kadar mantık dışı davrandığınızı o kadar iyi anlayacaksınız. Ayrıca durum ve olayların gerçekte ne kadar önemsiz olduğunu da farkedeceksiniz.

Mizah kullanırken iki noktada çok dikkatli olmak gerekir.
Öncelikle mizah kullanmanın, sorunlarınızı gülerek geçiştirmek demek olmadığını, tersine onlarla yapıcı bir şekilde yüzleşebilmeniz demek olduğunu bilmelisiniz.

İkincisi de mizah kullanayım derken, alaycı ve aşağılayıcı mizaha başvurmaktan kaçınmalısınız. Çünkü bu da sağlıksız öfke ifadesinin bir başka yoludur.

Çevrenizi değiştirmek
Bazen, sinirlenip öfkelenmemize yol açan “şeylerin” yakın çevremizde olduğunu farkederiz. Sorunlar ve sorumluluklar üzerinize öylesine yıkılır ki düştüğünüz tuzağa ve o tuzağı temsil eden insanlara karşı öfke ile kavrulursunuz.
Biraz ara verin. Gün içinde özellikle stresli olacağını bildiğiniz saatlerde, sadece kendiniz için kullanacağınız bir zaman ayırın. Örneğin çalışan bir anne, eve geldiğinde kendisine ayıracağı bir 15 dakikalık süre olursa, çocuklarının isteklerine, parlamadan daha iyi yanıt verebilir.

Kendinizi rahatlatabilmek için birkaç ipucu daha

Zamanlama: Eğer sevdiğiniz kişiyle belli konuları belli saatlerde konuşuyorsanız ve bu konuşmalar da hep tartışma ile sonuçlanıyorsa, bu tür konuları konuşma saatinizi değiştirin. Belki yorgun, dikkatsiz oluyorsunuzdur ya da bu sadece bir alışkanlık haline gelmiştir.

Kaçınma: Eğer çocuğunuzun odasındaki dağınıklık odanın önünden her geçişte “kafanızın tasını attırıyorsa”, kapıyı kapatın. Sizi öfkelendiren şeylere bakmaktan kendinizi alıkoyun. “Ama, öfkelenmemem için çocuğumun odasını temiz tutması gerekir.” demeyin. Konu şu anda bu değil. Konu kendinizi olabildiğince sakin tutabilmektir.

Alternatifler bulun: Bazı olaylar sizi öfke duyguları içinde bırakıyorsa, bunu çözmeyi bir iş edinin ve uygun yollar araştırın.
Danışmanlığa ihtiyaç duyuyor musunuz?

Eğer öfkenizin, kontrolünüz dışına çıktığını düşünüyorsanız, ev ve iş hayatınızın önemli boyutları bu duygudan etkileniyorsa, bir psikoloğun danışmanlığına başvurabilirsiniz.

Unutmayın, öfkeyi yok edemezsiniz, tüm çabalarınıza rağmen sizi öfkelendirecek olaylar olacaktır.

Yaşam her zaman için engellerle, acılarla, kayıplarla ve diğer insanların onlardan beklemediğiniz davranışlarıyla dolu olacaktır.
Bunu değiştiremezsiniz. Ama bu olayların sizi etkileme biçimini değiştirebilirsiniz. Kızgınlık ve öfke tepkilerinizi kontrol ederek, uzun vadede onların sizi daha mutsuz kılmasını önleyebilirsiniz.

Uyku problemleri uykusuzluk aşırı uyuma

Aslında herkesin herhangi bir zamanda uyku problemi olur. Bunun için pek çok neden bulunmaktadır. Uykusuzluk en az üç hafta süren uykuya başlama ve devam etmede güçlük olarak tanımlanmıştır. Bir ya da iki gece bozulan uyku, uykusuzluk kavramına uymaz. Aynı zamanda gün boyunca yorulmadıysanız, ne kadar kötü uyuduğunuzu düşünürseniz düşünün uykusuzluk yakınmanız yoktur. Böyle bir durum bile zaman zaman uyuma probleminin olmadığı anlamına gelmemektedir ve bozuk bir uykunun sıkıntısını bilmek için uykusuzluk çekiyor olmanız gerekmez.
Genç kişilerin yaşlılardan daha az uyku problemi var gibi görünmektedir. Buna karşın yukarıda belirtildiği gibi bunun yaşlandıkça uyku paternlerinizde meydana gelen değişiklikle ilgisi olabilir. 20 li yaşlarında her 10 kişiden biri uyku problemi olduğundan yakınırken yetmişli yaşlardaki kişilerin 3 te biri şikayet etmektedir
Farklı kişiler klasik olarak aşağıdaki problemlerin bir ya da daha fazlasıyla, farklı şekillerde karşılaşmaktadır:

- Uykuya başlama ve uyuma zamanı arasının uzunluğu (sıklıkla bir o yana bir bu yana dönme)

- Gece boyunca pek çok kere uyanma, bunun sonucu olarak da sabahleyin kötü uyku uyumuş olma duygusu

- Erken uyanma ve daha sonra tekrar uyuyamama

Kötü uykunun nedenleri

Endişe
- stres ve anksiyete

İlaçlar
- aşırı alkol
- aşırı nikotin
- aşırı kafein
- çeşitli reçeteli ilaçlar

Dış faktörler
- ses
- ışık
- aşırı sıcak ya da soğuk
- rahatsız yatak

Tıbbi durumlar
- ağn
- horlama ve uyku apnesi
- nefessiz kalma (örn. kalp ya da akciğer hastalığının yol açtığı)
- idrar sıklığı
- depresyon

Günlük hormonal ritmin bozulması
- uzun mesafe uçak yolculuğu
- gece işi

Fizyolojik
- yaşlılık

Anksiyete

Endişe, uyuma güçlüğü için öne sürülen en sık nedendir. Aslında; neredeyse herkes bir gece endişe nedeniyle rahatsız bir gece uykusu geçirmiştir – düşünceler kafanızda uykunuzu engelleyecek şekilde dolanırken klasik olan bir o yana bir bu yana dönme hikayesi. Eğer bu uyumada bir güçlüğün nedeniyse o zaman endişeye yol açan problemlerle uğraşmalı ya da en azından uyumak için geçmişin ya da ertesi günün endişelerini unutmak mümkün olacak şekilde yeni alışkanlıklar geliştirmektir.

İlaçlar

İlaçlar kötü uykunun en alışılmış diğer bir nedenidir. Uyku paternlerinde oluşturdukları rahatsızlıklar gençleri yaşlılardan daha az etkilemektedir.

Aslında, sıklıkla gecenin sonunda içilen bir ya da iki bardak kahve 30 lu yaşlarındaki insanların bile iyi uyumasını engellerken, 20 li yaşlarındakiler hemen hiçbir etki hissetmez ve çok iyi uyurlar.

Kafeinin sizi uyanık tuttuğu iyi bilinmektedir, özellikle de kahve gece geç içildiğinde nikotinin de benzer etkisi vardır.

Alkolün bozuk bir uykuya yol açtığı belki de daha az iyi bilinmektedir. Sıklıkla gecenin sonunda içilen sevdiğiniz bir kadeh içkinin iyi bir gece uykusu uyumanıza yardımcı olacağı düşünülmektedir. Bu alkolün alımdan birkaç saat sonra oluşan geri dönüm ya da çekilme etkisi nedeniyledir. Zira uykuya çabucak dalıp fakat sabahın erken saatlerinde uyanma deneyimi.

Uyku hapları doktorlar tarafından hastalarına geniş ölçüde reçete edilmektedir ve şaşırtıcı şekilde doktorların kendileri tarafından da kullanılmaktadır. Bu durum, kullanımlarının ortaya çıkardığı problemin şu anda iyi bilinmesi gerçeğine karşın devam etmektedir. En iyisi uyuma ile ilgili kısa dönem problemlerde yararlı olmalarıdır, fakat bu ilaçları uzun dönemler için kullanmak anlamlı değildir. Başka bir özellik de uzun süreli uyku hapları kullanmanın uyuma problemine neden olan sorunu ortadan kaldırmanıza yardımcı olmayacağı ve uyku haplarını aldıktan sonraki etkinin oldukça dramatik olabileceğidir. Tüm formülasyonlar REM ve non-REM uykusunun doğal ritmini değiştirmemesine karşın pek çoğunun etkileri belirsizdir.

Dış Faktörler

Çok gürültülü, çok sıcak, çok soğuk ya da yeteri kadar karanlık olmayan bir oda kolaylıkla uyku problemine yol açabilir. Eğer durum böyle ise o zaman odayla ilgili bazı değişikliklerin sırası gelmiştir. İdeal olarak da kat kat gecelik giymeyi gerektirmeyecek şekilde rahat olmanızı sağlayacak kadar sıcak olmalıdır (fakat tercihen rahatsız edici kadar da sıcak olmamalıdır!). Oda iyi havalandırılmalıdır – eğer mümkünse kısmen açık bir pencere ile uyuyun. Uyuyanların tümü, özellikle de iyi uykucular uykularını alabilmek için makul derecede bir sessizliğe gereksinim duyarlar ve tabii ki eğer ortam karanlık değilse uykuya dalmak daha güçtür – örneğin perdeler sokak lambalarını ya da dışarıdaki diğer ışıkları kapatmaya yetecek kadar kalın mı?

Pek çok kişi orta derecede sert bir yatakta kendini en rahat şekilde hisseder – kısa dönemde yumuşak bir yatak daha rahat görünebilir, fakat uzun dönemde sırtınız için iyi değildir ve iyi bir uykuyu harekete geçirmesi olanaklı değildir. Çift kişilik yataklar bir problem ortaya çıkarabilir, özellikle de eşlerden biri diğerinden daha sert bir yatak severse. Bununla birlikte, iyi bir çift kişilik yatak ortada bombe yapmaz.

Tıbbi koşullar

Uykusuzluğa neden olabilecek pek çok tıbbi problem vardır. Uyku apnesi esasen aşırı kilolu erkekleri etkileyen ilginç bir durumdur. Bu durumda uykuya dalışta hava yolları soluk almayı engelleyecek şekilde 20 ila 30 saniye kadar tıkanmış gibi gözükür. Bu da hastayı uykudan uyandıracak şekilde iki ya da üç kez güçlükle nefes almasına yol açar. Ardından hiçbir şekilde iyi bir uyku uyunamaz. Horlama da aşırı kilolu olmakla bağlantılıdır ve horlayan kişi genellikle iyi uyuyabilmesine karşın, eşi ve hattı aynı evdeki diğer insanlar oldukça etkilenebilir.

Uyku Sorununuzun Olası Yanıtları

Eğer problemli uykunuz varsa bu durumu düzeltmeye çalışmak için yapabileceğiniz pek çok şey vardır:

- Sizi uyandıran ya da uyutmayan şeyleri belirleyen birçok şey olabilir.

- Ozel problemlerle gün içinde ya da akşam ilgilenmeye çalışın – tamamen üstesin -den gelinmediyse en azından ertesi gün ilgilenmek üzere hareket planı yapmaya çalışın; daha sonra onları gece boyunca bir kenara koymak için çaba sarf edin. Bazı kişiler hareket planlarını yazmayı yararlı bulmaktadır.

- Gece geç saatte harekete geçirici aktivitelerden uzak durun – bunun içinde iş (bazen önlenemeyen ya da kurs!), ağır egzersiz ve tartışmalar vardır.

- Hemen yatma saati öncesi aşın yemeyin

- Kahve, çay ve tütün gibi uyarıcılardan gece geç saatte uzak durun

- Gece aşırı alkolden kaçının – alkol uyumanıza yardımcı olacak gibi gözükse de harekete geçirdiği uyku kalite açısından zayıftır ve ertesi sabah kendinizi zinde hissetmemenizi yoiaçar.

- Kendinize her akşam yapacağınız rutin bir iş bulun. Bu sizi rahatlatacak ve hoşunuza gidecek bir şey olmalıdır.

- Yatak odasını sadece uyku için kullanın – yatak odasında okuma (bunun uyumanıza yardım ettiğini bildiğiniz takdirde aksi olabilir), televizyon seyretme, yemek yeme ve kesinlikle çalışma yapılmamalıdır

- Hergün hatta erken kalkmanız gerekmeyen günlerde bile kendinizi erken kalkmak üzere ayariayın

- Eğer uyanma güçlüğünüz varsa, odanın diğer bir tarafına çalar saat koymayı ya da uyandığınızda hemen ışıkları açmayı deneyin

- Düzenli egzersiz yapmaya çalışın

- Yatak odasını yatmak için hazırlayın, fakat sadece yorgun olduğunuzda yatağa gidin

- Tüm bunlara karşın uykuya daima güçlüğünüz olduğunu fark ederseniz yatakta uyanık bir halde oradan oraya dönmeyin. Kalkın ve başka bir odada rahatlatıcı bir şeyler yapın. Kendinizi yorgun hissedene kadar da yatağa geri dönmeyin.

- Gece yarısı ya da sabah erken uyanırsanız yatakta yatmayı sürdürmeyin. Kalkın ve başka bir odada bir şeyler yapın. Eğer gece yarısı kendinizi böyle bir durumda bulursanız endişelenmeyin. Normalde yapma fırsatı bulamadığınız bir şeyler yapın,örneğin kitap okuyun, hafif müzik dinleyin ya da normalde yoğun olan dünyanızın huzur, sessizlik ve sakinliğinin tadını çıkarın

Zihin Gücü ve Sağlığımız

Zihin gücü ile sağlık

İnsanoğlu, çaresiz kaldığı durumlarda, olumsuz olaylarla karşılaşınca öfke ve karamsarlık yaşar ve bu doğaldır da ama bunlar zihinsel işlevleri etkilerse, tüm yaşamı altüst olabiliyor. Bu nedenle hemen umutsuzluğa kapılmak yerine, bir aklımız olduğunu düşünüp, birikimlerimizi değerlendirir, çözüm ararsak, mutlaka buluruz…

Günümüz dünyasında, insanların en büyük sorunlardan biri, duygusal dünyasındaki çalkantıları dindirememesi ve umutsuzluğu çok sık yaşaması. Oysa, ruh sağlığını da olumlu etkileyen, “iyi düşünme” yetisi birçok hastalığı önlediği gibi, varolan hastalıkların iyileşmesini sağlıyor, hatta kimi tümörleri bile küçültebiliyor. Bu doğrudan hareket eden milyonlarca insan, kendini daha iyi hissedebilmek için meditasyon yapıyor, p***iyatrlara gidiyor, Uzakdoğu sporlarına merak sarıyor, bilimden umudu olmayan ve alt kültürden gelenler ise büyücüler ve falcılarda çare arıyorlar. Ancak, insan p***olojisi ile ilgilenenler çok iyi biliyor ki, önemli olan tek şey insanın aklını kullanmayı öğrenebilmesi çünkü bu sayede tüm sorunlar çözülüyor.

Prof. Dr. P***iyatr Özcan Köknel’de uzun yıllardır duygusal zeka kavramını inceliyor ve bu alanda kitaplar yazıyor. Hatta, “Akıl ile Düşünce Gücü” kitabında direkt olarak, aklını kullanmayı öğrenenlerin nasıl daha mutlu ve sağlıklı olduklarını anlatıyor.

Zihnin iyileştirme gücünü kullanmak için ruh sağlığının iyi olmasının gerçekten çok önemli olduğunu belirten Köknel, 44 yıldır yaptığı mesleğinde, sorunu olan ya da olmayan binlerce insanla tanıştığını ve bunların hepsinin derdinin daha iyi ve mutlu yaşamak olduğunu söylüyor.

İşte bu noktada Prof. Dr. Özcan Köknel’in söyledikleri dikkate değer. “Mutlu olmak için çaba gerekiyor, kimse yattığı yerden iyi olmuyor. Ve bir insanın ruh sağlığı, onun iyilik durumudur. İnsanın duygu dünyasında, ilginin, sevginin, neşenin sevincin olmaması durumunda bile umudunu kaybetmemesi ruh sağlığını iyi kılıyor. İnsan, hasta ya da umutsuz olsa da, içinde iyiliği hissederse, ruh sağlığı yerindedir. Sonuç olarak esasında kendinizi çok iyi tanır, bedensel ve ruhsal güçlerinizi iyi bilirseniz ve bunları akıl düzlemi içinde kullanırsanız mutlu olur ve karşılaştığınız sorunları aşarsınız.”

Sağlıklı bir beden için sağlıklı ruh

1990’larda tüm dünyanın ilgisini çeken duygusal zeka kavramını kendi çalışmalarında önemli bir unsur olarak kullanan Prof. Dr. Köknel’e göre, duygusal zekanın birinci maddesi öz bilinç. Duygusal zekaya sahip olmak için, kendini, bedenini çok iyi tanıyacaksın, bedeninin özelliklerini, ruhsal yapını çok iyi bileceksin. Çabuk mu tepki veririm, çok mu kızarım, çabuk mu öfkelenirim, alınırım, olaylara karşı duyarsız mıyım diye sorular sormalı insan kendine. İkincisi, mutlaka başkalarıyla sağlıklı iletişim kurabilmeli insan. Prof. Dr. Köknel, “Bazıları bunu ödün kabul eder ama hiçbir ilgisi yok. Aksine ruh sağlığının sürebilmesi için gerekli. Çünkü bir insanın ruh sağlığı ancak başka bir insanla iletişimi varsa iyi olur, eğer iletişim kuramıyorsa ruh sağlığı zamanla bozulur. Eğer bu ikisini yapamıyorsak kendimizi iyi tanımıyor ve başkalarıyla sağlıklı iletişim kuramıyorsak doğal etkiler dışında insan zorlanmaya başlıyoruz. Burada çok önemli olan nokta şu; stres meydana geliyor. Stres insanın kendi iç dünyasıyla çatışma ya da başkalarıyla çatışma halinde olmasıdır ve stres insanı hem bedenen hem de duygusal olarak çok yoran bir şey” diyor.

Sağlıklı bir bedene sahip olmak için insanın kendisi ve çevresiyle barış içinde olması gerekiyor. Başkalarıyla iletişim kurarken onlara karşı beslenen duyularda kötülük, öfke, kaygı, endişe, kin, nefret; düşmanlık olmamalı. Bunların olması, sadece karşıdaki insanla iletişimi bozmaz, insanın kendi ruh sağlığını da bozar. P***iyatrlara göre, insanın duygularıyla sistemleri arasında çok yakın ilişki var. Eğer içinizde iyi duygular varsa, bu tüm hormonları etkiliyor. Hormonlarda olumlu değişiklikler oluyor, sinir sistemi iyi çalışıyor kalbin çalışması, dolaşım sisteminin çalışması düzeliyor. Beynin kimyasındaki değişimler, olumlu gelişiyor. Endorfin ve seretonin salgısı artıyor. Bağışıklık sistemi güçlü olunca kanser gibi sorunlarla da daha iyi başa çıkılıyor. Eğer insanda bir hastalık varsa, umutsuzluk, kaygı, endişe oluyor ve bu yoruyor ama buna rağmen üstesinden gelinebileceği düşünülürse hayata umutla bakmak her zaman mümkün. Zaten bu durumda bağışıklık sistemi güçleniyor. Her zaman bu geçerli değil ama bu da hakikaten ciddi hastalıklarda bile o sonucu olumluya çevirebilecek değişimler yapıyor.

Prof. Dr. Köknel’e göre duygularınızı çok iyi tanırsanız olumsuz duyguları bastırmayı, denetlemeyi, engellemeyi, ertelemeyi öğreniyorsunuz.

Zihin gücüyle sağlıklı kalabilmek için yapılması gerekenler

* Öncelikle her insanın isterse yapabileceği bir gevşeme tekniği olan meditasyon yapılabilir. Çünkü insan bilerek, isteyerek kendini gevşetebilir. Meditasyon, kasları gevşetiyor ve elden geldiği kadar zihni bir imgeleme yönlendirip, günlük endişe ve kaygıdan kurtarıyor. “Kaslarımı gevşeteceğim” diyerek bunu yapmak mümkün.

* Geçmişteki iyi bir şeyi düşünüp geleceği de umutla bekleyebilirsiniz. Bu çok basit ve ucuz bir yöntem. Bir yere oturup ayaklarınızı uzatıp biraz da düşünceleri rahat bırakarak bu yapılabiliyor.

* Yapılan meslekte başarılı olmak insanın ruh sağlığını olumlu etkiliyor o nedenle işini severek yapmak çok önemli.

* Bugünün işini yarına bırakmamak gerekiyor.

* Mümkün olabildiğince sinirlenmeyi erteleyip sakin düşünmek iyi çözümlere ***ürüyor.

* Yeteneklerinin farkında olup, hatalarını görmek önemli.

* Başarısızlıklarından ders çıkarıp öz eleştiri yapmak ve kendini vazgeçilmez sanmamak lazım.

* Başkalarına ve kendinize güvenin

* Zamanın tutsağı olmayın

* “Hayır” demeyi bilin

* Zamanın baskısından kurtulun

* Korkuyla davranmanın bedeli ağır olur

* İleşiminizde başkaldıran ve boyun eğen olmayın

* Uzlaşma için yer ve zaman bulun

* Olaylara yansız olarak bakmaya çalışın

* Doğru, güzel, iyi, olumlu eylemlerinizin ödülleneceğini beklemeyin

* Neyi değiştireceğinizi düşünün

* Bütün insanlar kendilerini üstün görür buna ihtiyaçları vardır unutmayın

* İnsanları sözleriyle değil, davranışları, tutumları eylemleriyle değerlendirin

* Gizli düşmanlık, kin duyguları beslemeyin

Toplam 8 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12345...Son »
.