‘Sağlıklı Yaşam’ Kategorisi Yazıları


YAŞLILIKTA ZİHİNSEL EGZERSİZ YAPIN

Zihinsel alıştırmalar aradan yıllar geçse de yaşlı kişilerin faaliyetleri açısından yararlı oluyor.

ABD Tıp Derneği nin yayın organında çıkan araştırmaya göre, zihinsel alıştırmalar yaşlıların hayatını kolaylaştırıyor.

Florida Üniversitesi nde görev yapan Michael Marsiske, “Elde ettiğimiz sonuçlar, yaşlı insanların geç başlamış bile olsalar, zihinsel egzersizlerin yıllar sonra da faydasını gördüğünü gösterdi” dedi.

Araştırma, 1998-2004 yılları arasında 65 ile 95 yaşlarında 3 bin ABD li arasında yürütüldü.

Gönüllüler, dört gruba ayrıldı. Bir grup dışındakilere zihinsel alıştırmalar yaptırıldı.

Alıştırma yapanlar, beş yıl geçtikten sonra bile bu alıştırmaların günlük hayatta yararını gördüklerini ve bir telefon numarasını hatırlayabildiklerini veya kafadan basit hesaplar yapabildiklerini anlattı.

Uzmanlar, alıştırmanın yararlarının aradan beş yıl geçtikten sonra da görülmesinin şaşırtıcı olduğunu vurguladı.

YAŞLILIKTA HERKESİ BEKLEYEN TEMEL 7 SORUN

İnsanların çoğu yaşlanacağını ve yaşlandığında sağlığının gençlikteki gibi olmayacağının farkındadır ancak pek az kişi bu gerçeği göz önünde bulundurarak yaşar. Ortalama ömür uzadıkça yaşlılıkla ilgili problemlerin daha da sık gözükeceği açık bir gerçektir. Belli başlı hastalıkların yaşlılıkla görülme sıklığı artar ve bu gerçekte doğal bir durumdur. Bugün 60 yaş üzerindeki bireylerin büyük kısmı aşağıdaki 7 sorundan en az biri ile birlikte yaşamaktadır;

Şişmanlık ve ilişkili hastalıklar (şeker hastalığı ve metabolik sendrom başta olmak üzere)

- Eklem rahatsızlıkları

- Osteoporoz (kemik erimesi) ve düşmeler

- Kalp ve damar hastalıkları

- Kanser

- Görme ve işitme problemleri

- Diş problemleri

- Hafıza ve duygusal iyilik hali ile ilgili problemler

Yaşlıların 7 temel alanda özetlenen bu sorunlarla karşılaşması neredeyse kaçınılmazdır. Ancak gençlik yıllarında elde edeceğimiz bazı alışkanlıklar ve uygulamalar ile bu sorunların şiddetini azaltmak/ortaya çıkış yaşlarını ötelemek olasıdır. Dikkatlice incelendiğinde sorun gruplarının tamamının üç ana grup alışkanlık ile ilişkili olduğu ortaya çıkar;

Sağlıklı ve doğru beslenme alışkanlıkları

İdeal günlük yaşantı alışkanlıkları

Zararlı alışkanlıklar

Şayet ideal kilonuzu koruyarak ve doğru beslenerek yaşlılığa adım atarsanız çok şanslı olduğunuzu söyleyebiliriz. Sağlıklı ve doğru beslenme davranışlarının uzun dönem ortaya konması (gençlikten başlayarak bir yaşam tarzı haline getirilmesi) tüm sorunlarda büyük avantaj sağlamaktadır.

YAŞLILIK MUTLULUK GETİRİR

ABD de yapılan bir araştırma, ”yaşlandıkça mutsuzluğumuz artıyor” düşüncesinin yanlış olduğunu, tam tersine, insanların yaşlandıkça daha mutlu hale geldiklerini ortaya koydu.

Araştırmayı yürüten ekibin başkanı Michigan Üniversitesi Tıp Fakültesi nden Dr. Pond Lacey, yaşlandıkça mutsuz hale geldiğimiz inancının basmakalıp bir düşünce olduğunu belirterek, “Önünüzde mutlu bir hayat var” dedi.

Araştırmacılar, yaş ortalaması 31 olan 273 kişilik bir grup ile yaş ortalaması 68 olan 269 kişilik bir grup üzerinde yaptıkları çalışmalarda bu sonuca vardılar.

Deneklere, şimdiki ve geçmişteki mutluluk düzeyleriyle ilgili sorular yöneltildi, geleceğe ilişkin beklentileri soruldu ve yaşlıların, gençlere göre daha mutlu oldukları belirlendi.

YAŞAMINIZI UZATMANIN 11 YOLU

Yaşam tarzınızda yapacağınız küçük değişiklikler ömrünüzü yüllarca uzatmanızı sağlayabilir, İnternetin popüler sağlık sitelerinden RealAge in uzmanları daha uzun yaşamanızı ve daha genç hissetmenizi sağlayacak 11 yöntemi sıraladı:

1- Düzenli olarak C, E, D, B6 vitaminleri ile kalsiyum ve folat tüketirseniz 6 yıl daha uzun yaşıyorsunuz. Biber, çilek, badem, karides, süt, ciğer, mercimek ve süt ürünlerini tüketmeniz bu vitaminlerden bolca almanızı sağlayacaktır.

2- Sigara ömrünüzden en az 8 yıl alır. Sigarayı ne kadar erken bırakırsanız etkilerini tersine döndürmeniz de o kadar kolay olur.

3- Düşük tansiyonu olan kişiler (115/75) yüksek tansiyonu (160/90) olanlara göre 25 yıl dana uzun yaşayabilir. Uzmanlar tansiyonu sağlıklı seviyede olan kişilerin yaşam kalitesinin arttığını söylüyor.

4- Uzun süre çok stresli yaşamak ömrünüzden 32 yıla kadar zaman çalabilir. Stresin bu etkilerinden kurtulmak için sosyal ilişkilerinizi kuvvetlendirin. İşin dışında kalan zamanlarda hobilerinize ve arkadaşlarınıza zaman ayırın.

5- Düzenli olarak dişlerinizi fırçalamak ve diş ipi kullanmak ömrünüzü 6.4 yıl kadar uzatabilir. Ağız sağlığınıza dikkat etmek aynı zamanda bedeninizi mikroplardan ve enfeksiyonlardan koruyor.

6- Çok uzun sürmese bile egzersiz yapmak ömrünüzü en az 5 yıl uzatır. Günde 2 kez 20 şer dakikalık yürüyüşlere çıkmayı deneyin. Asansör kullanmayın, otoparkta arabanızı uzağa park edin.

YAŞAM KALİTESİ

Yaşam kalitesi, bir kişinin görünürdeki fiziksel ve zihinsel zindelik durumudur. Birçok etmen yaşam kalitesine katkıda bulunabilir. Bunlar arasında yaşamın”iyi” olması, kişinin mutluluğu ve başkalarına bağımlı olmadan işlerini yaparak yaşamın keyfini çıkarması sayılabiIir. Sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi, hastalıklar ve hastalıkların tedavisiyle etkilenebilen durumlarla ilgilidir. Örneğin, hastalığa bağlı ağrı ve bunun işlevIere getirdiği kısıtlamalar, günlük etkinliklerde başkalarının yardımını gerektirir ve hastanın yaşam kalitesini azaltır.

YAŞAM KALİTESİNİN ÖLÇÜMÜ

“Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?” gibi basit bir soru, yaşam kalitesini, resmi olmasa da bir ölçme yoIudur. Ancak sağlık hizmeti görevIiIeri genelIikle yaşam kalitesini anketler kuIlanarak ölçerler. Bu anketler, hastadaki fiziksel ve zihinsel belirtiIer, ağrı ve günlük yaşam etkinlikleri gibi birkaç konuyla ilgiIi soruIar içerir. Bu tür anketler, doktorların bir hastalığın ya da tedavi uyguIamalarının kişinin yaşamını nasıI etkiIediğini daha iyi anIamaIarını sağlar.

Yaşam kalitesiyle ilgiIi anketlere veriIen yanıtlar, yaşam kalitesini yükseltmek için girişim yapılabiIecek alanların saptanmasına yardımcı olabiIir. Örneğin, bir hastanın ankete verdiği yanıtlar, tekerlekli iskemleye bağımlı olmanın getirdiği kısıtlamalara ilişkin kaygıIarını yansıtıyorsa, hastanın buIunduğu ortam, tekerlekli iskemleye uygun hale getiriIebiIir. Yaşam kalitesiyle ilgiIi temel sorunun sürekli ağrı olduğu anlaşıIdığında, ağrının daha iyi kontroI altına alınabiImesi için, hastanın ağrı yönünden değerlendiriImesi ve tedavi seçeneklerinin yeniden gözden geçiriImesi gerekir.

Yağsız demek dertsiz demek midir?

1980’li yılların başında Amerikan Hükümeti halkına daha az yağ tüketerek daha sağlıklı yaşayabileceklerini ilan ettiği büyük bir kampanya başlattı. Yağlar (özellikle doymuş yani oda sıcaklığında katı halde bulunan, margarin ve hayvansal yağlar) suçlandı ve insanlar gerçekten yağ yemekten vazgeçtiler. Çünkü bu yağlar kan kolesterolünü kesinlikle yükseltmekte ve damarları tıkayarak, özellikle kalp krizinden her 33 saniyede bir amerikalının ölümüne neden olmaktaydı. İş bununla da bitmiyordu; kalp krizi geçirdikten sonra yaşamaya devam edenlerin sağlık faturaları inanılmaz boyutlara ulaşmıştı. Çünkü amerikalılar uzun ömürlü olmak için ellerinden gelen her yolu deniyorlardı. Kampanya başarıya ulaşmıştı. Bugün Amerikan halkı 20 yıl öncesine göre %18 daha az doymuş yağ tüketmektedir ve bu gerçekten büyük bir başarıdır.

Peki sonuç; evet amerikalılar bugün çok daha az yağlı yiyecek tüketiyor, ama toplamda 20 yıl öncesine göre çok daha fazla kalori alıyorlar ve her dört erişkin amerikalıdan bir tanesi tıbbi olarak tedavi gerektirecek düzeyde şişman.

Bu tezatın altında yatan en önemli nedenlerden biri, gıda maddelerinin üzerindeki “yağsız, az yağlı” ifadeleridir. Bugün her 10 amerikalıdan 9’u düzenli olarak “yağsız ve az yağlı” ürünleri tercih etmektedir. Bu ürünlerin bir kısmı yağ kaynaklı kalori miktarı düşük olmasına rağmen toplamda daha fazla kalori içermektedir. Böylece sorunlar çözülmek yerine artmıştır

YAĞ DOKUSU VE YAĞ HÜCRESİ

Yağ hücreleri yağ deposu olarak işlev görmelerinin yanı sıra sağlığa zararlı birtakım kimyasal maddelerin üretiminde de rol oynamaktadır

Yağ hücreleri vücutta birer dönüşüm sanatçısı gibi davranır. Zayıf ve formundaki insanlarda normal doku arasında minik hücreler olarak dağılmış durumda bulunan yağ hücreleri, kanda bulunan fazla yağları içine alarak kocaman yağ yumrularına dönüşebilmektedir. Bu durumda fazla miktarda yağ depolayan yağ hücresinin içerisinde büyük bir yağ damlası ortaya çıkar ve bu yağ damlası hücrenin diğer hayati elemanlarını (organeller) bir kenara iterek onlara sadece çok küçük bir yaşam alanı bırakır.

Yağ hücreleri, doluluk derecelerine göre, kana çok sayıda kimyasal madde salgılar. Bu özellikleriyle yağ hücrelerini son derece gelişmiş birer kimya fabrikasına benzetmek mümkündür. Açlık duyusu ile vücudun besin ve madde alım-verimi gibi işlevleriyle ön plana çıkan leptin ve adiponektin bunlar arasında en başta sayılacak olanlardır. Leptinin başlıca etki yeri beyindeki ilgili alanlar iken (bkz. şema) adiponektinin kas dokusu, damarlar ve karaciğerde etkileri vardır. Genel olarak vücudumuzda enerji ihtiyacı ortaya çıktığında yağ hücreleri depoladıkları yağ asitlerini kana bırakır ve bu yağ asitleri uygun taşıyıcıları vasıtasıyla kendilerine ihtiyaç duyan dokulara ulaştırılır. Kanda çok yüksek değerlere ulaşan yağ asiti düzeyleri damarlar için oldukça zararlı olduğu gibi diyabet gelişimine de zemin hazırlar. Adiponektinin diyabet, damar sertliği (arterioskleroz) ve yüksek kan basıncına (hipertansiyon) karşı koruyucu etkisi vardır. Yağ asitleri kas dokusunun başlıca enerji kaynağı olup kasların bu yakıtı temin etmesi yine adiponektin yardımıyla kolaylaşmaktadır.

Vücudumuzun Verdiği Kısa Mesajlar

Sağlıklı yasam konusunda birçok araştırmaya imzasını atan; Londra daki Kine College Hastanesi Gerontoloji (yaslanma bilimi) Enstitüsü nde araştırmalarını yürüten Prof. Dr. Robert Bale, “Sadece parmaklarınızın uzunluğu bile sizin sağlığınız hakkında kayda değer bilgi sahibi olmamızı sağlıyor aslında. Siz de vücudunuzla ilgili önemli detaylara; dikkat ederek sağlığınızı koruyabilirsiniz ” diyor ve ekliyor: “Vücudunuz; siz fark etmeden sağlığınızla ilgili en önemli ipuçlarını veriyor.”

Prof. Bale’ye göre, tırnaktan gözlere, doğum kilosundan avuç içine kadar vücuttaki her şey birer gösterge. O halde bir test yaparak ne kadar sağlıklı olduğumuzu anlamak mümkün. Bale’nin ” İste hayatinizi kurtaracak 16 ipucu” dediği test söyle:

1. Tırnaklar

Tırnaklarınıza dikkatle bakin. Eğer hafif mavilik yâda; morluk görürseniz bu bir kalp hastalığıyla karsı karsıya olduğunuz anlamına gelebilir. Tırnaklarınızın aşırı kalın olması ya da üstlerinde tümsekler olması da nefes alma hatta akciğer sorunlarıyla karsı karsıya olduğunuzu gösterebilir.

2. Nefeslerinizi Sayın

Eğer dakikada 15 kez ve daha altında nefes alıp veriyorsanız sağlıklı ciğerlere sahipsiniz demek… Eğer 25 kez nefes alıp veriyorsanız o zaman sağlığınıza dikkat etmelisiniz.

3. Gözler

Aynada gözlerinizden birine bakin. İris’in etrafında beyaz bir daire varsa kolesterol seviyeniz yüksek anlamına geliyor. Bu ayni şekilde yaklaşan kalp sorunlarının da en büyük habercisi.

VÜCUDUMUZUN 7 ENERJİ KAYNAĞI

B-2, B-6 vitaminleri iştah, sindirim ve sinir sistemi için gerekli. Peki folik asit, kalsiyum, magnezyum, demir ve çinkonun ne için gerekli olduğunu, hangi gıdalardan alındığını biliyor musunuz?

Bağışıklık sistemimizin en büyük silahı ve sağlığımızın sigortacısı vitaminleri yeterince biliyor muyuz? Vücudumuzun 7 enerji kaynağına bir göz atalım…

B-2 VİTAMİNİ:

Gerçek bir enerji deposu olan B-2 vitamini kanda alyuvarların oluşmasını sağladığı için derinin, özellikle de gözlerin sağlığı açısından çok önemlidir. Aşırı alkol, bu vitaminin en büyük düşmanıdır. Ayrıca antibiyotikler ve sakinleştiricilerin de vücutta B-2yi azalttığı unutulmamalıdır. B-2 vitaminini en çok el edebileceğimiz besinlere gelince: Et, tavuk eti, balık, süt ve süt ürünleri, turp, ıspanak, yumurta, mısır ve beyaz undan yapılmış ekmek bu gıdalardan bazılarıdır.

B-6 VİTAMİNİ (PYRİDOXİNE)

Bağışıklık ve sinir sistemimizin en büyük destekçisi olan B-6 vitamini, vücudumuzun proteinleri ve yağları öğütmesine yardımcı olur. Bilindiği gibi vücuda oksijeni dağıtan hemoglobin yine B-6 vitamini sayesinde meydana gelir. En önemli işlevlerinden biri de mekanizmamızın depresyona karşı direnmesini sağlayan serotonini oluşturuyor olmasıdır. B-6 vitamini bakımından da aşırı alkol, sigara ve kan basıncı düşüren ilaçlar oldukça sakıncalıdır. Tavuğun göğüs eti, böbrek, karaciğer, yumurta, pirinç, soya fasulyesi, yulaf, fındık, fıstık, muz, patates, avokado ve somon balığı en fazla B-6 vitamini içeren besinler arasında yer almaktadır. Fazla oranda ve uzun süre kullanılması sinirlere zarar verebilir.

VÜCUDUMUZDAKİ ALARM

Vücudumuz, saniyenin binde biri kadar kısa bir zamanda, herhangi bir bölümündeki zihinsel, duygusal yada fiziksel bir dengesiziliği bize bildirebilecek mükemmel bir alarm sistemine sahiptir. Bizlerse, çocukluk yıllarımızdan itibaren, günlük hayatın koşuşturması içinde bu alarmı genellikle kapalı tutarız. Alarm aldığında, vücudumuzun neresinde problem olduğunu anlamaya çalışmak yerine, alarmı susturmaya çalışırız. Bu şekilde uzun süre devam ettiğimizde de de, bir gün aniden çok ciddi bir hastalık ile karşılaşırız. Oysa vücudumuz bize problemi çok önceden haber vermeye çalışmış ancak, biz uyarıları anlamamazlıktan gelmişizdir. Eğer bugün ciddi bir rahatsızlığınız varsa, bu, biliniz ki, geçmişteki uyarılara dikkat etmemiş oluşunuzdandır. Vücudun normal durumu, mükemmel sağlıktır. Mükemmel sağlıktan her türlü uzaklaşma ruhumuzun ihtiyaçlarınıza saygı duymamış oluşumuzdan kaynaklanır.

Eğer fiziksel, duygusal yada zihinsel bir problemimiz varsa bu, mutlaka ruhsal bir probleminiz de vardır. Eğer yaşamınıza, kişisel kaderinize uygun yolda devam ediyorsanız, vücudunuz buna iyi bir sağlık ile cevap verecektir. Tam tersine içinizden gelen sesi dinlemiyor ve yalnış seçimler yapıyorsanız, vücudunuz bunu size kendi lisanı ile anlatacaktır. Sağlıklı kalabilmeniz için, ruhunuz ve vücudunuz araşındaki iletişim açık olmalıdır. Vücudunuzla her zaman birlikte olan sizsiniz. Vücudunuzun verdiği alarmları farketmeye, tanımaya çalışın. Bir problem tespit edildiğinde önce hafif alarmlar verilir.

Toplam 28 sayfa, 2. sayfa gösteriliyor.123451020...Son »
.