‘Tüp Bebek’ Kategorisi Yazıları


Kısırlık ve Tedavisi

Gebelik isteği ile bir yıl boyunca düzenli ilişkiye girip gebe kalamama durumuna kısırlık(infertilite) adı verilir. Türkiye’de kadınlarda görülme olasılığı %15′tir.Çiftlerin malesef büyük çoğunluğu ilk bir ay içersinde gebe kalmayı arzulamaktadır. Yeni evlenen çiftlerin düzenli ilişkiye girmelerine rağmen kadının gebe kalma olasılığı %10-25 civarlarındadır.Bir yıl sonunda ise bu değer %85′tir. Yaş ilerledikçe gebelik oranında azalmalar olmaktadır. Kısırlığın tek sebebi kadınlar değildir.Gebe kalamama durumunda sorun %40 erkeğe, %25 kadından kaynaklanmaktadır. Gebelik birçok nedene bağlıdır. Yazının Devamını Okuyun.. »

Tüp Bebekte Başarıyı Artıran Uygulamalar ve Gelişmeler

Assisted hatching (AHA)

Embriyo transfer aşamasından önce embriyoyu saran zarın (zona pellucida) inceltilmesi işlemidir. Zira ana rahmine verilen embriyolar bu zarı yırtıp dışarı çıkmak suretiyle rahim duvarına tutunabilirler.

Niçin (AHA) Yapıyoruz?

Gebeliğin oluşmadığı bazı durumlardan bu zarın kalın ya da sert olması, dolayısıyla da tutunmayı engellemesi sorumlu tutulmuştur. Bu durumlarda embriyonun tutunma yeteneğini artırmak üzere mekanik, asit ya da laser yöntemiyle bu zar bir miktar inceltilir. Özellikle ileri yaştaki kadınların embriyolarında ya da dondurulup çözülmüş embriyoların transferinde uygulanması önerilmektedir. Doğru biçimde uygulandığı takdirde gebe kalma şansını %10 – 15 artırdığını bildiren çalışmalar mevcuttur.

Blastokist transferi

Blastokist, embriyonun döllenmeden sonraki 5. günde aldığı forma verilen isimdir. Giderek geliştirilen ve embriyonun daha ileri evrelere ulaşmasına olanak veren kültür ortamları sayesinde blastokist gelişimi ve transferi daha güvenli hale gelmiştir.

Blastokist transferi ne avantaj sağlar?

Doğal gebelikte spermin yumurtayla buluşması ve döllenmenin oluşması rahim tüplerinde gerçekleşir. Embriyo burda bir yandan bölünmeye başlarken, bir yandan da rahimde yerleşeceği yere doğru göç eder. Bu göçün tamamlanması yaklaşık olarak embriyonun blastokist formasyonuna dönüştüğü döneme denk düşer. Bu görüşten hareketle embriyoların blastokist döneminde transfer edilmesinin üreme fizyoloji bakımından daha uygun olacağı düşünülmüştür. Bu konuda yapılan çalışmalar bu görüşü destekler nitelikte gebelik oranlarının artmasıyla sonuçlanmıştır. Bu uygulamanın rutin olarak değil, seçilmiş vakalarda kullanılmasının sebebi, embriyoların 5. güne kadar geliştirilmesindeki güçlüklerdir.

Emriyo ve sperm dondurma

Tüp bebek prosedürleri gereği, tedaviyle çok sayıda yumurta geliştirilerek döllenmeleri sağlanır. Transfer günü bunların arasından belirli bilimsel kriterler ışığında en iyi 2 ya da 3 tanesi seçilerek transfer edilir. Ancak çogu kez, transferden sonra iyi kalitede olan (sağlıklı bir bebek olma potansiyeli taşıyan) embriyolar arta kalır. İşte bu embriyolar dondurmaya adaydır.

Dondurma yönteminin sağladığı avantajlar

Tüp bebek uygulamalarında embriyo ve spermlerin dondurulmaları özellikle hastalar açısından çok önemli kazanımlar sağlamıştır. Tekrar bir tüp bebek denemesi yapmak isteyen çiftlerin yeniden uzun ve pahalı tedavileri tekrarlamaları gerekmeden bu şansı deneyebilmeleri, hem fizyolojik bakımdan hem de ekonomik bakımdan avantaj sağlar. Bundan başka, özellikle sperm sorunu olan ya da hiç spermi olmayan erkeklerde çeşitli cerrahi yöntemlerle sperm elde edilebilmektedir. Ancak gereği durumda bu ameliyatların tekrarlanmasının çeşitli sakıncaları ve riskleri de mevcuttur. Bu yüzden elde edilen spermlerin dondurularak saklanması, her yeni denemede erkeğin aynı ameliyat işlemlerini geçirmesini ve olası risklerle karşılaşmasını ortadan kaldırır.

İmplantasyon öncesi genetik tanı (PGD)

Embriyonun 3. günden itibaren (8 ya da daha çok birbirinin aynı olan hücre aşamasındadır) içerisindeki hücrelerden birinin (blastomer) alınarak genetik analizinin yapılmasıdır. Burdaki uygulanan işlem, deneyimli kişilerce uygun yapıldığı sürece embriyoya zarar vermez. Prensip olarak alınan numunenin gösterdiği genetik özelliğin embriyonun kalan diğer hücrelerini ifade ettiği kabul edilir ve embriyonun genetik bakımdan sağlıklı olup olmadığına karar verilir.

PGD ne zaman gereklidir?

Bilinen tanımlı bir genetik hastalığın taşıyıcısı olan anne ve baba adaylarının her biri için, eğer bu genetiğin çocuğa aktarılma riski varsa, nedeni bilinmeyen ve tekrarlayan erken gebelik kayıpları olan anne adaylarında, tekrarlayan denemelerde gebe kalamayan anne adaylarında, ileri yaşta anne olmak isteyen anne adaylarında, sperm ve / veya yumurtanın ileri derecede yapısal anomali gösterdiği durumlarda yapılması önerilmektedir. İleri bir yöntem olarak sağladığı yararlar açık olmakla beraber, rutin olarak her embriyoya uygulanması doğru ve gerekli değildir. Uygulanıp uygulanmayacağına, belirli tıbbi ve etik kurallar çerçevesinde doktor ve anne-baba adayı çift birlikte karar vermelidir.

Spermatid injeksiyonu

Normal koşullarda olgun spermi bulunmayan (azoospermik) erkeklerin bir kısmında bunun nedeni, sperm gelişiminin bir aşamada duraksamış olmasıdır. Eğer bu aşama sperm öncü hücrelerinin genetik olarak mayoz bölünmelerini tamamladığı bir evreden sonra ise, ( round ve/veya elonge spermatid) bunlarla ICSI yapılmak suretiyle teorik olarak normal bir embriyo gelişecebileceği öngörülmüş ve denenmiştir. Kısmen sağlıklı gebeliklerin elde edildiğini de bildiren yayınlar olmakla birlikte, bu uygulama şimdilik klinik olarak kabul edilebilir bir başarı oranını sağlayamamıştır. Daha çok deneysel olarak sürdürülmekte ve daha iyi sonuçların alınabilmesi için çalışmalar sürdürülmektedir.

In vitro maturasyon (IVM)

Kadının yumurtası da hormonların etkisi altında belirli aşamalardan geçerek olgun hale gelir ve sadece olgun formları embriyo gelişimi için elverişlidir. Tüp bebek prosedürlerinde yumurtalıklardaki çok sayıda erken evredeki yumurtanın yüksek dozda hormon ilaçları marifetiyle olgunlaştırılarak toplanması ve işlemelere tabi tutulması sözkonusudur. İn vitro maturasyon (vücut dışında olgunlaşma), adından anlaşılacağı üzere bu erken evredeki yumurtaların o haliyle toplanıp, olgunlaşma süreçlerini laboratuvar koşullarında tamamlamayı ve işlemlere öylece devam etmeyi benimseyen bir yöntemdir. Bunun sağladığı avantaj olarak da, kadının yüksek dozdaki hormon tedavisine ihtiyacının kalmayacağı ifade edilmektedir. Ayrıca hormon tedavisine rağmen yumurtalıklarında bu yumurtaların gerektiği gibi olgunlaşmadığı durumlarda da başvurulacak bir yöntem olarak önerilmektedir. Bu konuda ortaya konan deneyimler henüz tatminkar sonuçlar verememiştir. Kültür koşullarının daha da iyileştirilmesine ve olgunlaşma süreçlerinin detaylarının daha çok keşfedilmesine ihtiyaç var gibi görünmektedir.

Üremeye Yardımcı İlaçlar

 

Follitropinler (Puregon, Gonal F gibi ilaçlardır) çok ileri teknolojiler kullanılarak (DNA rekombinasyonu) üretilirler. İçinde FSH bulunan bu ilaçlar laboratuvar ortamında doku kültürlerinde oluşturulurlar. Diğerlerine göre daha yeni ilaçlardır. Her ampuldeki ilaç dozları standarttır ve kısa iğnelerle cilt altı (subkutan), uzun iğnelerle kas içine (intramusküler) enjeksiyonla kullanılabilirler.

Menotropinler (Menagon gibi ilaçlardır) FSH ve LH hormonlarının saflaştırılmaları ile elde edilirler. Saflaştırmada, hormonların doğal olarak bulunduğu menopozdaki kadınların idrarları kullanılır. İlaçlar kas içine enjeksiyonla kullanılır.

Her iki gruptaki ilaçların yan etkileri ise;

1. Yumurtalıkların aşırı uyarılması sendromu (OHSS): Bu sendromun gelişme riski, tedavi sırasında yumurtalıklarda (overlerde) gelişen follikül sayısı ve serumdaki östradiol hormonunun yüksekliği ile doğru orantılıdır. OHSS hafif, orta, şiddetli gibi değişik şiddetlerde oluşabilir.

Hafif ve orta şiddette olan OHSS’da karında şişkinlik, yumurtalıklarda büyüme, rahatsızlık hissi, kilo artışı ve bulantı mevcuttur. Yaklaşık % 10 oranında görülür.

Şiddetli formunda ise karın aşırı derecede şişer, şiddetli karın ağrısı, aşırı kilo artışı, nefes darlığı, idrar miktarında azalma, bulantı ve kusma görülür. Görülme sıklığı % 2’den daha azdır. Bu durumda yakından izlem ve bazı tedaviler için genelde hastaneye yatış gereklidir. Bu form çoğunlukla gebeliğin olduğu hallerde görülür ve tablonun düzelmesi beklenenden uzun sürebilir. Eğer doktorunuz östradiol seviyeniz, toplanan oosit sayınız v.b. durumları değerlendirerek gerekli görürse, şiddetli OHSS’den kaçınmak için tüm embriyolarınızın dondurularak ileride transferi konusunda sizinle görüşebilir.

Ovulasyon indüksiyonu sırasında sık olarak yapılan östradiol ölçümleri ve ultrasonografik izlemin en temel amaçlarından birisi de şiddetli OHSS’nun engellenmesidir. Ancak maalesef üremeye yardımcı ilaçlara verilen kişisel cevaplardaki farklılıklar nedeniyle sıkı izlemler dahi şiddetli OHSS riskinin tamamen ortadan kalkmasını sağlayamazlar.

2. Çoğul gebelik Tüp bebek uygulamaları sırasında çoğul gebeliklerin oluşumu bir çok faktöre bağlıdır. Yaşınız, ilaçlara verdiğiniz yanıt, embriyo kaliteniz, rahim içine yerleştirilen embriyo sayısı ve diğer önceden düşünülemeyen faktörler sizin çoğul gebelik riskinizi belirler.

3. Sık görülen yakınmalar: Enjeksiyon alanına ait yakınmalar (ağrı, kızarıklık), baş ağrısı ve yorgunluk olarak sayılabilir.

GnRH Analogları (Suprecur, Suprefact, Lucrin, Synarel vb. ilaçlardır) Bu ilaçlar tipine göre burun yolu ile (intranazal), cilt altı (subkutan) veya kas içi (intramusküler) enjeksiyonlarla kullanılırlar. Yumurtalıklardaki folliküllerin bizim istediğimiz zamandan önce olgunlaşma ve atılmalarını engellerler. Lokal cilt reaksiyonları (kızarıklık v.b.), baş ağrısı, sıcak basmaları, ruh hali değişiklikleri ve kist oluşumu yan etkileri arasında sayılabilir. Tüm yan etkiler ilaç kesildikten bir süre sonra düzelir. Eğer bu ilaçları kullanırken adetiniz iki haftadan daha fazla gecikirse gebelik testi yaptırmanız gereklidir.

GnRH antagonistleri (Cetrotite, Orgolutron vb gibi ilaçlardır) Günümüzde GnRH analoglarının yerine kullanılmak üzere geliştirilen ilaçlardır. Yumurtalıklardaki folliküllerin bizim istediğimiz zamandan önce olgunlaşma ve atılmalarını engellerler. Bir önceki adetin 21. günü değil adet kanaması ile gonodotropinler başlandıktan sonra adetin yaklaşık 6-8. günlerinde başlanır. Siklusu 1-2 gün kısaltır ve zaman sorunu olan hastalarda tedaviye erken başlayabilme avantajına sahiptir. Ancak bu durum tedavinin başarısını artırır anlamına gelmemektedir.

hCG (Pregnyl, Profasi, Ovitrel, Charagon vb. gibi ilaçlardır) Genelde yumurta toplama işleminden 34-36 saat önce uygulanır. Yalnız kas içine ve hem kas içine hem de cilt altına uygulanabilen preparatları vardır. Yumurtaların olgunlaşmasını sağlar. Uygulanması istenilen saatte ve belirtilen dozda yapılması çok önemlidir. İstenmeyen bir zamanlama hatası mutlaka ekibe bildirilmelidir.

Progesteron (Progestan ve Crinone gibi ilaçlardır) Bu doğal hormon döllenmiş yumurtaların (embriyoların) rahim içine tutunmalarına yardım eder. Görülebilen yan etkileri; göğüslerde hassasiyet, baş ağrısı, bulantı, sıvı tutulması, halsizlik, ruh halinde değişiklik, depresyon, vajinal kullanımda ise bunlara ek olarak vajinal kaşıntı ve irritasyondur. Eğer daha önceden damarda kan pıhtılaşması, emboli ya da tromboflebit yaşadıysanız doktorunuza bu konuyu tekrar hatırlatınız.

Diğer ilaçlar Tüp bebek tedavisi sırasında sıklıkla yukarda belirtilen ilaçlar kullanılmakla birlikte diğer bazı ilaçlardan da yararlanılmaktadır. Klomifan sitrat gibi ovülasyon indüksiyonu veya bazen IUI tedavisinde kullanılan ilaçların yanısıra Aromataz inhibitörleri’nden (Letrazol vb) bu amaçla yararlanılabilir veya yukardaki ilaçlarla birlikte tüp bebek tedavisinde de kullanılabilirler. Özellikle PCO’lu hastalarda, meme ya da endometrium kanseri gibi hormon bağımlı kanseri olan hastalarda yararlanılabilir. PCO’lu hastalarda insülin fazlalığının etkilerinin önüne geçmek için Metformin gibi ajanlar asıl tedaviniz amacıyla ya da tüp bebek tedavinize yardımcı olarak kullanılabilir.

Erkek Kaynaklı İnfertilite (Male Faktör)

Erkek Kaynaklı İnfertilite (Male Faktör)

Semenin (meni) kendisindeki anormalliklerden veya taşınmasındaki sorunlardan kaynaklanabileceği gibi cinsel temasla ilgili problemler de benzeri bir durum yaratabilir.

Erkeğin ilk değerlendirmesi semen analizi olarak adlandırılan tetkikle yapılır. Semen analizinde standardizasyonu sağlayabilmek için, erkekten tetkik öncesinde 3-5 günlük cinsel perhiz yapması istenir. Semen örneği, herhangi bir kayganlaştırıcı madde kullanılmadan yapılan masturbasyonla verilir. Eğer örnek, evde verilmişse en geç 1 saat içinde laboratuvara ulaştırılmalıdır. Bazı durumlarda semen örneği cinsel ilişki ile de verilebilir, ancak bunun için spermleri öldürmeyen özel kondomlar androloji laboratuvarından temin edilmelidir. Semen örneği direkt olarak ve çeşitli işlemlerden sonra değerlendirilir. Sperm değerleri zaman içinde farklılıklar gösterebilir. Bu nedenle; bir erkeğin semen analizi hakkında görüş bildirmek için en az 2-3 haftalık aralarla iki örneğin incelenmesi gereklidir. Dünya Sağlık Teşkilatı kriterlerine göre yapılan bir sperm değerlendirmesine normal denilebilmesi için sperm sayımının mililitrede 20 milyondan fazla, hareketliliğinin %50’nin üstünde ve en az %70′inin şekil olarak normal olması gerekmektedir. Bu analizin daha detaylandırılmış ve merkezimizde de yapılan diğer bir şeklinde ise yapısal normallik özel boyama tekniği ile değerlendirilmekte, % 14 ve üstü değerler normal olarak kabul edilmektedir (Kruger analizi).

Semendeki anormallikler öncelikle yumurtalıklardan (testis) sperm üretilmesi aşamasındaki problemler nedeniyle oluşmaktadır. Bu üretim sorununa neden olan etken genellikle bilinememektedir. Genetik ve hormonal bazı faktörlerin yanısıra, daha önce geçirilmiş enfeksiyonlar, aşırı sigara ve alkol tüketimi veya yalnızca strese bağlı olarak da sperm üretim problemleri yaşanabilir. Bunun yanısıra bazı ilaçlar, çeşitli kimyasal maddeler, radyasyon ve radyoterapi sperm üretimi üzerinde olumsuz etki yaratabilir. Testislerde sperm üretiminin normal olmasına karşın üretilen spermin taşınmasını sağlayan kanalların doğumsal olarak ya da sonradan geçirilen bazı hastalıklara bağlı olarak tıkalı olması yine gebeliği önleyen faktörlerdendir. Testislerin ortam ısısını arttırarak spermlerin üretimi ve hareketi üzerinde olumsuz etki yaptığına inanılan varikosel (testislerden kirli kanı taşıyan toplar damarların genişlemesi ve bölgede kirli kan göllenmesinin artması durumu) cerrahi olarak düzeltilebilecek bir sorundur. Ancak operasyona rağmen spermlerde fonksiyonel bir gelişme sağlanamayabilir veya görünümde bir düzelme olmakla birlikte dölleme kabiliyeti arttırılamayabilir.
Nadiren de olsa semenin içinde sperme zarar verebilecek antikorlar bulunabilir. Bu durum genellikle ameliyat, geçirilmiş travma (testise darbe, kaza vb.) veya enfeksiyonlara bağlı olarak gelişebilir.
Tüm bu faktörlere bağlı olarak semen içerisinde ya hiç sperm bulunmayabilir (azoospermi) ya da sperm sayısında azalma (oligozoospermi), hareketliliğinde azalma (astenozoospermi) veya şekil bozukluğu (teratozoospermi) ya da bu son üç durumun çeşitli şekillerde kombinasyonları görülebilir. Tedavi semen analizindeki bozukluğun nedenine ve derecesine bağlı olarak değişkenlik göstermektedir
Sıklıkla erkeklerin bir üroloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekebilir. İlaç tedavisi erkeğe bağlı problemlerde nadiren başarılı olmaktadır. Erkek inferilitesinin tedavisi; enfeksiyonlar için antibiotik kullanımını, varikosel ya da kanal tıkanıklıkları için operasyon yapılmasını, sperm kalitesini arttırmak için hormon kullanımını, aşılama (intrauterin inseminasyon – IUI) ya da diğer yardımcı üreme tekniklerinin uygulanmasını gerektirebilir. Tüp bebeğin klasik yöntemlerle uygulanması bu hastalara bir miktar şans tanımışsa da esas erkeğe bağlı problemlerin çözümünde çığır açan gelişme merkezimizde de yapılan mikroenjeksiyon (ICSI) uygulaması olmuş ve böylelikle spermin dölleme kabiliyetine bakılmaksızın canlı spermi olan herkesin çocuk sahibi olabilme şansını yakalayabilmesini sağlamıştır.

Erkeklere Gerekebilecek İşlemler

Eğer bir erkeğin semen örneğinde hiç sperm yoksa (azoospermi) bu durumda doğrudan doğruya mikroenjeksiyon işlemi uygulanamaz. Bu durumdaki erkeklerde dışarıya sperm çıkarılamamasına karşın testis dokusu içerisinde ya da spermi taşıyan kanallarda sperm bulunma olasılığı vardır. Bu hastalarımızdan yapılan ürolojik muayene ve çeşitli tetkikler sonrasında testis dokusu ya da kanallar içerisinde sperm bulunma olasılığı olanlarda testis ya da kanallardan elde edilen spermlerin kullanımı ile mikroenjeksiyon işlemi başarıyla uygulanabilmektedir.

TESE (Testicular Sperm Extraction)

Semen örneğinde hiç sperm bulunmayan ve aynı zamanda kanallarda da tıkanıklık olmayan erkeklerde yumurtalıklardan (testis) sperm bulma işlemidir. Bu işlem erkekte semen örneğinin tümünde spermlerin hareketsiz olması durumunda (total immotilite) hareketli ya da daha fazla oranda canlı spermler bulabilme umuduylada yapılabilir. TESE yapılacak olan çiftlerde kadından yumurta toplanacağı gün ya da bir gün önce öncelikle erkek ameliyata alınır. Lokal ya da genel anestezi altında doktor tarafından testislerden alınan doku örnekleri laboratuvara gönderilerek içerisinde sperm olup olup olmadığı araştırılır. Sperm bulununcaya kadar ya da sperm olmadığına kanaat getirinceye kadar doku örneği alınmaya devam edilir (Multiple biyopsi, çoklu biyopsi). Eğer sperm bulunduysa kadının yumurtaları toplanarak mikroenjeksiyon işlemi yapılır. Eğer sperm bulunamadıysa kadının yumurtaları toplanmaz ve tedavi basamaklarına son verilir. Yumurtalıkların aşırı uyarılma riskinin (OHSS) olduğu durumlarda TESE işleminde sperm bulunamasa da hastanın eşini koruma amaçlı yumurta toplama işlemi yapılabilir.;

Bazı hastalarda bu işlem ameliyata gerek kalmaksızın ince iğne yardımıyla yapılabilmekte ve sperm elde edilebilmektedir (TESA ya da TEFNA).Alternatif olarak kadın işleme hazırlanmadan erkekte biyopsi yapılmakta ve alınan örnek patolojik inceleme yanında sperm olup olmadığının araştırılması için embriyoloji laboratuvarına gönderilmektedir. Bu örnekte sperm gözlenmesi halinde doku dondurularak saklanmaktadır. Bu aşamadan sonra kadın tedaviye girerek yumurtaların toplanacağı gün veya bir gün önce dondurulan doku çözülerek bulunan spermlerle ICSI yapılmaktadır. Burada bir müdahaleyle birden çok deneme yapma şansı doğmakta ve kadın eğer sperm yoksa gereksiz tedaviye ve strese maruz kalmamaktadır. Bu uygulamanın tek ve en önemli dezavantajı çözme işlemi sırasında sınırlı sayıda sperm olan vakalarda spermin bulunamamasıdır

 

 

 

 

 

Son yıllarda azoospermik erkeklerde testislerden sperm bulunma şansını artırmaya yönelik olarak testislerin açılarak spermlerin yapıldığı kanalcıkların (tübül) operasyon mikroskobu altında incelenmesi şeklinde özetlenebilecek mikro-TESE yöntemi geliştirilmiştir. Bu uygulama merkezimizde üroloji uzmanının işbirliği ile başarıyla kullanılmaktadır.

MESA (Microsurgical Epididymal Sperm Aspiration)

Sperm taşıyan kanalların doğuştan ya da sonradan geçirilen çeşitli hastalık, travma veya ameliyatlara bağlı olarak tıkanması sonucunda semende hiç sperm bulunmaması (obstrüktif azoospermi) durumunda erkeklerin kanallarından lokal yada genel anestezi altında mikrocerrahi yöntemiyle (MESA) veya direkt ciltten iğneyle (PESA) sperm elde edilmesi işlemidir. Elde edilen spermler daha sonra mikroenjeksiyon işlemi ile kadından elde edilen yumurtaların içerisine enjekte edilmektedir.

Ankara Tüp Bebek Merkezinde tüm bu işlemler bu konularda deneyimli uzman doktorlar tarafından yapılmaktadır. Bu işlemler için merkezimizde yatmanıza gerek yoktur ve her hangi bir sorun çıkmadığı takdirde işlemden sonra bir süre dinlenip evinize gidebilirsiniz. Eğer yapılan uygulama sonucunda gebelik elde edilemezse TESE ya da MESA gibi işlemlerin tekrar yapılması mümkündür.

 

.