‘Beslenme’ olarak Etiketlenen Yazılar


Çocuk beslemenin inceliklerini öğrenin

Uzmanlar, annelerin ‘Yemek yemiyor’ diye çocuklarından şikâyetçi olmak yerine, neden yemek yemediğini araştırmaları gerektiğini belirtiyor. İşte çocuk beslemenin incelikleri…
Siz nasıl beslemek isterseniz isteyin, neyi ne kadar yiyeceğine genellikle çocuklar karar verir. Ancak, burada anne-babaya büyük görevler düşüyor.

En değerli varlıklarımız olan çocuklarımızın beslenmesi, bizim için büyük önem taşıyor. Ama her çocuğun beslenmesi, öyle sanıldığı kadar kolay olmuyor. Çocuk iştahsız olabilir, dikkatini başka yerlere verebilir, bunun gibi daha birçok unsur, onun beslenmesini güçleştirebilir. Burada, ebeveyn ve bakıcılara önemli rol düşmektedir.

- Yaratıcı olun; çeşitli, sağlıklı ve lezzetli gıdalar sunun.

- Düzenli olun; öğün ve ara öğünleri, düzenli programlayın.

- Yemek zamanlarının eğlenceli olmasını sağlayın.

- Sofra adabını öğretin.

- Ona örnek olun. Mutlu bir başlangıç, yaşam boyu sağlıklı yeme alışkanlığı gelişimine yardımcı olur.

Sofra savaş alanı veya pazarlık yeri değildir

“Tabağını bitir!” “Yemek bitmeden tatlı yok!” “Tabağındakini bitirirsen şeker vereceğim!” Bu cümleler, muhtemelen size pek yabancı değil. Oysa öğünler bir ceza veya ödül unsuru olmamalıdır. Bu pazarlıklar, uzun dönemde çözüm yerine yeni sorunlar yaratacaktır.

Çocukları beslerken sıklıkla rastlanan sorunlar ve çözüm yolları ise aşağıda listelenmiştir…

Her öğünde aynı besini istemesi

Her öğünde, istediği besinle birlikte yeni bir besin sunun. Birkaç gün sonra, çocuğunuz diğer besini de deneyecektir. Genellikle bu sorun, kısa zamanda çözülür.

Sunulan öğünü kabul etmemesi

Her öğünde ekmek, sandviç, meyve gibi çocukların sevdiği besinleri sofrada bulundurun. Teşvik edici olun, ancak çocuğunuz sunulanı yemezse, aç kalacağından korkmayın.

Yemek sırasında televizyon seyretmek istemesi

Televizyonu kapatın. TV aile sohbetini engeller ve çocuğunuzun beslenmesini etkiler. Yemek, ailenin bir araya geldiği özel bir zaman, TV saati ise eğleneceği zamandır.

Verilen yemeği beğenmemesi

Çocuğunuzun sadece kendi istediğini tüketmesine izin vermeyin, masadaki diğer besinleri yemesini de sağlayın. Eğer uyumlu davranmazsa, odasına gitmesini veya masadan kalkmasını isteyin ve bir sonraki öğüne kadar herhangi bir şey yemesine izin vermeyin.

Yeni sunulan besinleri reddetmesi

Yeni besinler sunmaya devam edin. Ancak fazla zorlamayın, yeni tatlar denemeye hazır olması biraz zaman alabilir.

Yemek vakti sadece beslenme zamanı değildir

Çocuklar, etraflarında gördüklerini taklit ederler. Kendilerinde sağlıklı beslenme alışkanlığı olmayan ebeveynlerin, çocuklarında bu özellikleri geliştirmeleri mümkün değildir. Düzenli saatlerde sağlıklı ve lezzetli besinleri tüketerek, çocuğunuza örnek olun.

Eve giren besinlerden, ebeveyn sorumludur. Çocuğunuzun etrafında çeşitli sağlıklı besinlerin olmasına özen gösterin. Bu, çocuklarınızın yaşam boyu sağlıklı besinleri seçmesine yardımcı olur. Yemek vakti ailenin bir araya geldiği zamandır ve iyi bir beslenme alışkanlığı geliştirirken, çocuğunuza mutlu bir sosyal hayat için de uygun davranış tarzlarını öğrenecektir.

Onu yemeğe hazırlayın

Çocuğunuzu yemek zamanına hazırlayın. Yemekten 5 dakika önce uyarın, hazırlanmalarına, ellerini yıkamalarına zaman tanıyın. Huzursuz, heyecanlı veya yorgun bir çocuğun yemek için hazır olması, zaman alabilir. Çocuğunuzun yemesini istediğiniz çeşitli besinleri satın alırken, maceracı ve zeki olun.

Esnek davranın, eğer çocuğunuz yemekten kaçmaya çalışırsa üzülmeyin. Sağduyulu ve mantıklı olun, çeşitli sağlıklı besinleri tüketen, sağlıklı beslenen iyi bir örnek olun. Sizin önerdiğiniz sağlıklı besinler içinden çocuğunuzun seçim yapmasına izin verin.

Çocuklar sofrayı, kendi bağımsızlıklarını gösterdikleri bir sahne olarak görürler. Bazı öğünleri atlama, yemek seçme, yeni mönüler denemekten kaçınma gibi durumlar, genellikle çocuğunuzun normal gelişim sürecinin bir parçasıdır. Çocuğunuza sağlıklı besinlerden oluşan zengin bir seçme şansı tanıyın. Zaman içinde çocuğunuz sağlıklı gelişmesi için gerekli olan besinleri yeterli miktarda tüketecektir.

Çeşitli sağlıklı besinlerin bulunduğu bir ortam, gergin olmayan mutlu bir yuva; sağlıklı beslenme ve davranış tarzının gelişmesi için gereklidir. Yemek öncesi sizin de katıldığınız çeşitli faaliyetler (yürüyüş yapmak, top oynamak, bisiklete binmek, vb.), tüm aile için hem sağlıklı hem de eğlenceli bir ortam sağlar.

Böbrek Hastalıklarında Beslenme

Böbrek hastalıklarında diyet, belirtileri denetim altına almak ve komplikasyonların ortaya çıkmasını engellemek için yapılan tıbbi tedaviyi tamamlar. Örneğin peynir, yumurta, kırmızı et gibi hayvansal kaynaklı proteinlerin daha az yenmesi ve alkol, çikolata gibi yiyeceklerin kısıtlanması vücutta azotlu artıkların oluşumunu azaltmak açısından önem taşır.

Besinler sindirim kanalından emildikten sonra karaciğerde besleyici ve enerji verici maddelere dönüştürülür. Vücutta oluşan ve biriktiğinde zararlı olabilecek metabolizma araklan ve zehirli maddeler böbrekten idrar yoluyla dışarı atılır. Çeşitli böbrek hastalıklarında yenebilecek ve yenmemesi gereken besinlere ilişkin bilgi vermeden önce böbreklerin işleyişi üzerine bilgi vermek yararlı olacaktır.
Böbrekler nefron adı verilen işlevsel bilimlerden oluşur. Her bir nefron iki işlevsel yapıyı içerir: glomerül (kılcal damar yumağı) ve borucuk. Glomerülde su ve öteki maddelerin süzülmesiyle oluşan idrar borucuğa geçer. Borucuğun çevresindeki hücreler glomerülden süzülen ve vücut için gerekli olan bazı maddelerin geri emilerek böbrek damarlarına geçmesini sağlar; bu sırada glomerülden süzülmemiş olan bazı gereksiz maddeleri de borucuğun içine vererek idrarın son halini almasına katkıda bulunur. İdrar, her bir nefrondan gelen borucuklann birleşmesiyle oluşan daha büyük çaptaki borucuklann açıldığı böbrek havuzunda son halini alır, buradan idrar borusuna geçtikten sonra idrar kesesinde birikerek uygun ortamda dışan atılır.

Sağlıklı gençleşmenin 12 kuralı

Cildin yaşlanmasını durdurmak veya yavaşlatmak için uykudan yemeğe, ilaçtan havaya kadar birçok noktaya dikkat etmek gerekiyor. Uzmanlar, kişinin kendini daha iyi hissetmesi ve sağlıklı gençleşebilmesi için gereken maddeleri sıralıyor…

1. Vitaminlerinizi alın: Düzenli olarak C, E vitamini, kalsiyum, D vitamini, folat ve B6 vitamini almak yaşınızı 6 yaş geriye taşıyabilir.

2. Sigarayı bırakın ve pasif içici olmaktan sakının: Sigara gerçek yaşınızı 8 yaş ileriye taşıyabilir.

3. Kan basıncınızı öğrenin ve izleyin: Düşük kan basıncına sahip bir kişi yüksek kan basıncına sahip bir kişiden 25 yaşa kadar daha genç kalabilir.

4. Stres kaynaklarını azaltın: Çok stresli olduğunuz zamanlarda gerçek yaşınız takvim yaşınızdan 32 yıla kadar ileride olabilir. Stres azaltma stratejilerinden yararlanarak stresin sizi taşıdığı fazladan 32 yılın 30’unu geriye doğru kat etmek mümkündür.

5. Diş ipi kullanın: Diş ipi kullanmak ve dişlerinizi düzenli olarak fırçalamak gerçek yaşınızı 6-4 yıl geriye taşıyabilir.

6. Aktif olun: Az miktarda egzersiz bile (günde 2 kez 20 dakikalık yürüyüş) gerçek yaşınızı neredeyse 5 yıl geriye taşıyabilir.

7. Emniyet kemeri kullanın: Emniyet kemeri kullanma alışkanlığını edinmek gerçek yaşınızı 4 yıla kadar geriye taşıyabilir.

8. Lifli gıda tüketin: Günlük beslenme sırasında 25 gram lif tüketen birinin gerçek yaşı günde 12 gram lif tüketen birine göre 2,5 yıl daha geridedir.

9. Sağlığınızı izleyin: Sağlığı ile ilgili gelişmeleri titizlikle izleyen, tedavi ve bakım konusunda standartlarını her zaman yüksek tutan kişiler bunu yapmayanlara göre 12 yaşa kadar daha genç kalabilirler.

10. ‘Sağlıklı Gençleşme Planı’ oluşturun: Tüm yaşamınızı göz önüne aldığınızda gerçek yaşınızı 26 yıla kadar geriye taşımanız mümkün. Bu yaşamınızın bundan sonraki her gününü daha genç yaşamanız ve kalan yaşamınızı olabilecek en uzun sürede ve en yüksek enerji ile sürdürmeniz anlamına gelmektedir.

11. Bol bol gülün: Kahkaha stresi azaltır, bağışıklık sistemini destekler ve gerçek yaşınızı 8 yıla kadar geriye taşıyabilir.

12. Yaşam boyu bir “öğrenci” olarak kalmayı hedefleyin: Yaşam sürecinde entelektüel faaliyetlerden uzak kalmayanlar gerçek yaşlarını 2,5 yıl geriye taşıyabilirler.

Türk diyetisyenden zayıflamada çığır açan buluş

Ünlü diyetisyen Ender Saraç, obezite konusunda bir ilke imza attı. FDA’dan onaylı Formula 7′yi 6 bin hastanın kullandığını söyleyen Saraç, ‘Preparatın hiç bir yan etkisi yoktur’ dedi.

Türkiye’nin beslenme ve antiaging konusundaki en ünlü isimlerinden biri olan Dr. Ender Saraç, zayıflama haplarının sağlık açısından riskli olup olmadığı ve kendisinin geliştirdiği Formula 7′yle ilgili soruları cevapladı.

- Formula 7′de neler var?
- Gıda takviyesinin içerisinde bulunan L-Carnitine, Co-Enzyme Q10, yeşil çay ve zencefil birbirinden faydalı antioksidanlar. Bu aynı zamanda bir anti-aging hapı. Bazılarını aktarlarda bile kolayca bulabileceğiniz bitkilerle formüle edilmiş bu takviye, sadece eczanelerde satılıyor. Bunun herhangi bir yan etkisi olsaydı ABD’deki uzmanların 1.5 yıl boyunca yaptığı çalışmalarda ortaya çıkardı. Ayrıca FDA onayı da aldı.

- Önce doktor kontrolünden geçilmesi gerekiyor mu?
- Hiç birşey tek başına bir mucize değildir. Esas tehlike obezitenin kendisidir. Bununla savaşmak için ek yardımlara ihtiyaç var. Bu preparat bir gece aldığınızda bütün iştahınızı kesen bütün göbek ve bel yağlarını incelten bir mucize değil. Zaten öyle olması için ciddi yan etkisinin olması lazım.

- Yan etkisi var mı?
- 6 bin kişi sıfır yan etkiyle kullandı. Birkaç kişi “Gaz yaptı” dedi o kadar. İlacın pazarlamacısı değilim, Amerikan Douglas firmasına danışmanlık yaptım ve bir formül geliştirdim.

- Formula 7 ile ilgili nasıl bir kür uyguluyorsunuz?
- “Sabah-akşam yemeklerden 2- 3 dakika önce üzerine sıcak suyla için. Beraberinde bol sıcak su, bitki çayı için. Akşam çok geç yemeyin, adım atın” diyoruz. “Açlık diyetleri yapın, 2 saat spor yapın” demiyoruz.

İki güzel aklın bileşimi!
Douglas Laboratuarları Türkiye CEO’su Nuri Taksır, Türkiye’de 6 aydır satılan Formula 7 için şunları söyledi: ABD’de Douglas’ın 2000′in üzerinde formülasyonu var. 51 ürünü de Türkiye’de satılıyor. Formula 7, iki güzel aklın bir araya gelmesinden doğdu. Özelliği şudur; ilk kez ABD dışındaki bir topluluğun formülü Douglas Laboratuarları tarafından üretilmeye layık bulundu. 1.5 yıl çalıştık. FDA tarafından da onaylandı. Ender Saraç, sadece doktor kimliğiyle bu projenin içerisinde.

Tatilde diyetinizi ihmal etmeyin

Tatile çıkmak size açık büfenin büyüsüne kapılıp, aylardır devam ettirdiğiniz diyetinizi bozma hakkı vermez. Tatilin keyfini çıkarırken diyetinizi de ihmal etmemek için yapmanız gerekenleri merak ediyorsanız yazımızdaki önerilere kulak vermelisiniz…

Açık büfenin büyüsüne kapılıp, aylardır devam ettirdiğiniz diyetinizi bozarsanız, bu suçluluk duygusuyla tatilin keyfini de çıkarmanız mümkün olmayacaktır. “Ah o Amerikan salatasını yemeyecektim!” diye hayıflanmak yerine, daha sağlıklı seçimler yaparak içinizdeki şişman kızın dışarı çıkmasını önlemek, sizin elinizde!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Banu Kazanç, tatili işkenceye çevirmeden rejim yapmanın ipuçlarını verdi. Kahvaltı ve öğle yemeğinden hemen önce yenen bir dilim karpuz, acil şeker ihtiyacını karşılayarak iştahınızı kapatacaktır.
Yaz aylarında diyet yapmanın zor olduğu düşünülür ama beslenme düzeninizde yapacağınız ufak değişikliklerle hem tatiliniz işkenceye dönmez, hem de formunuzu korursunuz.

Sabah uyanır uyanmaz iki bardak su için. Aç karnına içilen su, sindirim sisteminin sağlıklı çalışmasını sağlayacaktır.

Eğer mümkünse kahvaltı öncesinde yarım saat açık havada yürüyüş yapın ya da denize girin. Bu aktivite gün içerisinde metabolizmanızın daha iyi çalışması konusunda size yardımcı olacaktır. Daha sonra ise güne iyi bir kahvaltı ile başlayın.

Yemekte çorba için

Öğle yemeklerinde mümkün olduğunca tek tabak kullanın. Yemeğe bir kâse çorba ile başlayın. Eğer çorba içmek istemiyorsanız 1-2 porsiyon meyve de olabilir. Makarna, pilav, pizza, hamburger, patates ve börek gibi yiyecekleri sadece öğle yemeğinde tüketin. Örneğin; 1 tabak makarna veya bulgur pilavı; yanında et, tavuk, balık gibi protein içeriği yüksek yiyecekler seçin.

Tatil köyünde öğleden sonra tatlı, pide, lahmacun, gözleme gibi ikramlar sunuluyorsa çok yağlı olmayanlarını tercih edin. Mesela kazandibi, sütlaç, meyveli yoğurt veya dondurma gibi… En sağlıklısı bir gün dondurma, diğer gün meyve veya yoğurt sonraki gün ise kurabiye yemek. Yani bir gün daha fazla karbonhidrat içeren sevdiğiniz yiyeceği yiyin, sonraki gün ise iradenize hâkim olup meyve ve yoğurt tercih edin.

Günde iki tane muz

Akşam yemeğini hafif geçirin. Mümkün olduğunca yemeği yavaş ve aralarda su içerek tüketin ve uzun tutmaya çalışın! Çünkü tokluk hissinin oluşması yarım saat sonra başlar. Akşam yemeğinde daha çok balık ve tavuk siparişi verin. Yalnız balığın yanında Amerikan salatası, kızartma ve mayonezli mezeler almayın. Bunların yerine zeytinyağlılar, yoğurtlu mezeler ve deniz börülcesi tercih edin. Karides, kalamar, ıstakoz, midye gibi kabuklu deniz mahsulleri de aşırı kalori içermektedir. Bu yiyecekleri çok seviyorsanız ızgara balık ile birlikte haftada sadece iki akşam tercih edin.

Akşam yemeğinden sonra 1-2 porsiyon meyve yiyebilirsiniz. Yine aşırı açlık hissedenlere günde 1-2 tane muz da önerilebilir. Muz içerdiği potasyumdan dolayı lenf dolaşım sisteminizi düzene sokarak sıcak yüzünden oluşan şişkinlikleri de önleyecektir.

Açık büfenin büyüsüne kapılmayın

- Eğer tatil planınızı henüz yapmamışsanız, rejimdeyken ‘Her şey dahil’ programlarını tercih etmeyin.

- Güne iki bardak su içerek başlayın ve günde üç litre su içmeye özen gösterin.

- Kahvaltı öncesi acil şeker ihtiyacınızı karşılamak ve iştahınızı önlemek üzere bir parça meyve yiyin. 1 dilim karpuz veya 1 porsiyon kiraz çok iyi bir seçenek olabilir.

- Otelin size sunduğu kalorili et yemeklerinden uzak durun. Mümkün olduğunca az yağlı ve sossuz et yemeklerini yemeğe çalışın. Karbonhidrat olarak da bulgur pilavını tercih edin.

- Gün aşırı 3 top dondurma yiyebilirsiniz. Ancak dondurmanızı yemeklerden bağımsız olarak ara öğünlerde yemeye özen gösterin.

- Akşam öğünlerini erken ve az yemeye dikkat edin. Et, tavuk, balık gibi protein kalitesi yüksek yiyecekler seçin. Protein içeren yiyecekler açlık duygusunu çok güzel bastırır. Ayrıca metabolizmayı da iyi çalıştırır. Proteinlerin yanında zeytinyağlı sebzeler almakta fayda var.

- Kızartma mönülerinden kesinlikle uzak durun.

- Akşam alkol kullanıyorsanız şarap, rakı ve viskiyi tercih edin.

- Günde 1 bardak kola ve en fazla 2 fincan kahve için.

- Aşırı açlık duyduğunuzda karpuz, kiraz, kavun, muz gibi meyveleri tercih edin. Bu meyveler açlığınızı hemen bastıracaktır.

Günde 1 tane soda için

Yazın vücudun su tutmasından kaynaklanan şişkinliklerden kurtulmak için sindirimi düzenleyen bitkisel çaylardan tüketebilirsiniz. Mesela ısırgan otu çayı, rezene çayı, yeşil çay veya ada çayını yemeğin üstüne içebilirsiniz. Ayrıca günde ana öğünlerden sonra 1 tane soda içmek de çok faydalı olacaktır.

Denize girmeden önce ve sonraki beslenme şekliniz de çok önemlidir. Yüzme öncesi mutlaka 1-2 porsiyon meyve yiyin. Yüzme sonrasındaki açlığınızı bastırabilmek için de meyveli yoğurt, tost ile ayran, ya da sütlü nescafe ile bir adet kurabiye yiyebilirsiniz.

Aşırı alkol alırsanız, ertesi gün balık ve sebze ağırlıklı beslenin

Gece hayatı tatilin vazgeçilmez eğlencelerinden biri. Alkol sınırlaması açısından önünüzde iki seçenek var: Ya bir gün ara vererek istediğiniz kadar alkol alabilirsiniz ya da her gün 2 duble viski, 2 kadeh şarap veya 2 duble rakı tüketebilirsiniz.

Eğer bu miktarın üstüne çıkıp aşırı alkol alırsanız ertesi gün alkole ara vermek zorundasınız. Ayrıca aşırı alkol aldığınızda ertesi gün 3 litre su için, ara öğünlerde bol meyve tüketin. Ana öğünlerde ise balık ve sebze yiyin. Sebze potasyum açısından yüksek olduğu için lenf dolaşımınızı düzene sokacak, alkolün vücuttan hızlı bir şekilde atımını sağlayacaktır. Balığın içinde bulunan Omega-3 ve Omega-6 yağları sayesinde de alkol vücudu hızla terk edecektir.

Meyve diyeti yapmadan protein alın!

2-3 kilo fazlalığı olanlar, meyve ağırlıklı bir diyet yapabilirler. Ancak bu diyet maksimum bir hafta uygulanabilir. Öte yandan meyve diyetine başlamadan bir hafta önce protein ağırlıklı bir beslenme uygulanması gerekir. Yani rejimden önce süt, yumurta, yoğurt, et, tavuk, balık içeren besinler tüketilmesi gerekiyor. Yoksa vücut halsiz düşebilir…

Diyabet hastaları bunlara dikkat etmeli

Diyabetik beslenme programı sağlıklı yaşamak isteyen her insanın uygulaması gereken bir beslenme programıdır. Halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen diyabet; en basit tanımı ile, vücudun besinlerdeki enerjiyi kullanmasını etkileyen bir hastalık durumudur. Başka bir deyişle, pankreastan salgılanan insülin hormonunun yokluğu ya da yetersizliği sonucu, kandaki şeker miktarının artmasıdır.

Diyabeti olan herkesin düzenli bir beslenme planına ihtiyacı vardır. Bunun beraberinde fiziksel aktivite de düzenlenmelidir. Ağırlık kontrolünüz başta olmak üzere, sizin için en ideal beslenme planını bir beslenme ve diyet uzmanı kontrolünde planlayın. Diyetisyeniniz ayrıca alışveriş, etiket okuma, dışarıda yeme ve alkollü içecekler gibi spesifik konular hakkında da size yardımcı olabilir.

Diyabetiklerde sağlık sorunları
* Sık enfeksiyonlara yakalanma
* Göz rahatsızlıkları
* Böbrek sorunları
* Sinir iletimi bozuklukları
* Kalp rahatsızlıkları
* Yaraların iyileşemeyip gangrenlere dönüşmesi
* Hiper ya da hipoglisemi atakları

Diyabet hastaları bunlara dikkat etmeli

Diyabetik beslenme programı sağlıklı yaşamak isteyen her insanın uygulaması gereken bir beslenme programıdır. Halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen diyabet; en basit tanımı ile, vücudun besinlerdeki enerjiyi kullanmasını etkileyen bir hastalık durumudur. Başka bir deyişle, pankreastan salgılanan insülin hormonunun yokluğu ya da yetersizliği sonucu, kandaki şeker miktarının artmasıdır.

Diyabeti olan herkesin düzenli bir beslenme planına ihtiyacı vardır. Bunun beraberinde fiziksel aktivite de düzenlenmelidir. Ağırlık kontrolünüz başta olmak üzere, sizin için en ideal beslenme planını bir beslenme ve diyet uzmanı kontrolünde planlayın. Diyetisyeniniz ayrıca alışveriş, etiket okuma, dışarıda yeme ve alkollü içecekler gibi spesifik konular hakkında da size yardımcı olabilir.

Diyabetiklerde sağlık sorunları
* Sık enfeksiyonlara yakalanma
* Göz rahatsızlıkları
* Böbrek sorunları
* Sinir iletimi bozuklukları
* Kalp rahatsızlıkları
* Yaraların iyileşemeyip gangrenlere dönüşmesi
* Hiper ya da hipoglisemi atakları

Diyabet (şeker hastalığı) ve beslenme

Diyabet, pankreastan salgılanan insülin hormonunun yetersizliği veya etkinliğinin azalması sonucu kandaki şeker miktarının yükselmesi ile ortaya çıkan bir hastalıktır. Hastalıktan korunmak ve hastalık evrelerinde beslenme konusuna özellikle dikkat edilmelidir.

Diyabet (şeker hastalığı) nedir?

Besinler, tüketildikten sonra şekere dönüştürülmek üzere parçalanırlar. Daha sonra bu şeker kana geçer ve kandaki düzeyi yükselmeye başlar. Sağlıklı bir bireyde kana geçen şeker, pankreastan salgılanan insülin hormonu yardımıyla hücreye taşınır. Diyabetli bireylerde insülin eksik veya etkisiz olduğu için şeker hücre içine giremez ve kanda yükselmeye başlar.

Kan şekeri belli bir düzeyi geçince idrarla şeker atılmaya başlar. İdrardaki şeker miktarının artması ile sık idrara çıkma, aşırı susama ve çok su içme görülür.

Şeker hastalarının kendilerinin iyi ve sağlıklı hissetmeleri için yeterli ve dengeli beslenmeyi öğrenmeleri gerekmektedir.

Diyabet tipleri

Tip 1 diyabet: Vücut çok az insülin yapar veya hiç yapamaz.

Tip 2 diyabet: Vücut insülin yapar ama yeterli bir şekilde kullanamaz.

Diyabet hastalarının bilmesi gerekenler ve merak ettikleri sorulara cevapları aşağıda bulacaksınız.

Hangi yiyeceklerde şeker vardır?

Çay şekeri, şeker ve şekerlemeler, reçel, bal, çikolata, helva çeşitleri, hazır meyve suları, pasta ve tatlılar, meşrubatlar vb yiyeceklerin içindeki şekerler hızlı bir şekilde kan şekerine (glikoz) dönüştürülerek kana geçerler ve kandaki şekerde ani yükselmeler oluştururlar. Yüksek kan şekeri arzu edilen bir durum olmadığından bu tür yiyeceklerin diyette yer almaması gerekmektedir.

Hangi yiyeceklerde nişasta vardır?

Ekmek, pirinç, makarna, un, patates, mısır, kuru fasulye, nohut gibi yiyeceklerin içindeki nişasta da vücudumuzda şekere çevrilir, ancak bu tip yiyeceklerin içindeki nişastanın yiyeceklere dönüştürülmesi yavaş olduğundan kan şekeri daha geç ve yavaş yükselir. Posa içeriği yüksek olan nişastalı yiyecekler (kepekli ekmek, bulgur, kuru baklagiller gibi) düşük posalı yiyeceklere göre (beyaz ekmek, patates pirinç) kan şekerinin daha geç ve daha yavaş yükselmesini sağlarlar.

Diyetin posa içeriğini arttırmak için neler yapılabilir?

- Beyaz ekmek yerine kepekli ekmek, pirinç yerine bulgur, meyve suyu yerine meyve tercih edilmeli.
- Kabuğu ile yenilebilen meyvelerin kabuğu soyulmamalı,
- Kurubaklagiller daha sık tüketilmelidir

Öğün sayısı ve sıklığı ne olmalıdır?

Şeker hastalarının diyetlerinde önerilen yiyeceklerin zamanında ve önerilen miktarda tüketilmesi, kandaki şeker oranının hızlı bir şekilde düşmesini ve yükselmesini önler. Bu nedenle uzun süreli aç kalmak veya öğün atlamak yanlıştır. Öğün sayısı, sıklığı ve miktarı uzman sağlık personeli tarafından düzenlenmelidir.

Şeker hastalarında hareketin arttırılması gerekir; yürüyüş, bisiklete binme, yüzme, bahçede çalışma gibi hareketlerle düzenli olarak fiziksel aktivitenin arttırılması gerekir.

Şeker hastalarında sakıncalı olan besinler

- Şeker ve bütün şekerli tatlılar (bal, reçel, şurup, çikolata)
- Kurabiye, kek, pastalar, beyazlaştırılmış ekmek ve benzeri çörekler, meşrubatlar (asitli ve gazlı içecekler, hazır meyve suları)
- Katı yağlar ve yağ içeriği fazla olan besinler
- Sucuk, salam, sosis, pastırma gibi yiyecekler
- Sakatatlar (karaciğer, beyin, dalak, böbrek, dil, işkembe vb.)
- Yağda kızartılmış her türlü yiyecekler, kavurmalar
- Aşırı tuz ve tuz içeriği fazla olan besinler (konserve, turşu, salamura besinler vs)

Diyabetli bireylerin beslenme tedavileri; yaşına, boyuna ve vücut ağırlığına, fiziksel aktivite düzeyine, sosyoekonomik durumuna ve beslenme alışkanlıklarına göre diyetisyen tarafından ayarlanmalıdır. Beslenme programı kişiye özel olmalıdır.

Şeker hastalarına öneriler

- Öğün atlanmamalı, yemekler zamanında ve önerilen miktar kadar yenilmelidir
- Et tüketileceği zaman balık ve tavuk eti tercih edilmelidir.
- Etli yemeklere ayrıca yağ eklenmemelidir.
- Yemeklerde katı yağ yerine sıvıyağlar tercih edilmelidir.
- Yemekler pişirilirken kızartma ve kavurma yerine ızgara, haşlama veya fırında pişirme yöntemleri tercih edilmelidir.
- Vücut ağırlığı kontrol altında tutulmalıdır.

Mide Kanseri Araştırmaları

Son 50 yılda mide kanseri ABD’de, İngiltere’de ve öbür Batı Avrupa ülkelerinde bir düşüş göstermiştir. Başta Japonya olmak üzere başka ülkelerde ise görülme sıklığı hâlâ yüksektir. Japonya’da erkekler için ölüm oram yılda 100 binde 60, düzeyine kadar ulaşmaktadır. Sağlıklı istatistiklerin bulunmamasına karşın, Türkiye’deki oranın Japonya’daki kadar olmasa bile çok yüksek olduğu söylenebilir. Eldeki bazı istatistikler Türkiye’de her yıl 100 bin kişiden 40′ının bu hastalığa yakalandığım belirtmektedir.
Mide kanserinin temelinde beslenme etmenlerinin rol oynadığı uzun yıllardır bilinmektedir. Özellikle iki grup besinin belirgin bir koruyucu etki gösterdiklerini belirtmek gerekir: Çiğ yeşillikler ve taze meyveler. Bu besinleri yüksek oranda tüketen kişilerin kansere yakalanma tehlikesi, tüketim oranları daha düşük olanlara göre yüzde 30-50 oranında daha azdır. Öte yandan pişmiş sebze tüketenlerde, yeşilliğin mide kanserine karşı koruyucu etkisi söz konusu değildir. Çiğ sebzelerde hangi maddelerin kansere karşı koruyucu etkisi olduğu tam olarak bilinmemektedir. Ama birçok araştırma sonucuna göre askorbik asitin (C vitamini) ve betakarotenin (A vitamini) midede besinlerin oksidasyonunu Önleyerek koruyucu etki gösterdikleri bildirilmiştir.
ABD’de ve öbür Batılı sanayi ülkelerinde mide kanseri tümörünün azalması, C vitamini tüketiminin artmasına bağlanmaktadır. Dolayısıyla C vitamininin koruyucu bir etki yarattığı sanılmaktadır. İzlanda ve Norveç gibi ülkelerde ve ABD’de yaşayan İskandinavyalılar arasında mide kanserinin yüksek bir.sıklıkta görülmesinin C vitamini tüketiminin düşüklüğüyle bağlantılı olduğu belirtilmektedir.
Risk etkenleri açısından, en tutarlı veriler değişik tekniklerle korunan yiyecekler ve tuzla ilgilidir. Önemli miktarda salam, sosis, füme ya da konserve et ve balık tüketimi, özellikle beslenmede öbür bileşenlerin yetersiz olduğu durumlarda, mide tümörü riskini artırır. Yüksek miktarda tuz tüketimi genellikle risk artışım da beraberinde getirir.
Avrupa ülkelerindeki düzeylere oranla Japonya’da bütün yaş dilimlerinde mide kanseri sıklığının yüksek olması, geleneksel beslenmede söz konusu besinlerin önemli yer tutmasına bağlıdır.

Kanserlerde Nitrit ve Nitratların Rolü

Hayvanlar üzerindeki deneysel veriler, nitrosamit bakımından zengin beslenmenin mide kanserine yol açabileceğini kanıtlamıştır. Et, balık ve salam türü ürünlerde koruyucu olarak kullanılan kimyasal katkı maddeleri önemli bir nitrat kaynağıdır. Artan yakıt tüketimine, atık suların yeniden değerlendirilmesine ve yüksek nitrat içerikli tarımsal gübrelerin gittikçe artan biçimde kullanılmasına bağlı olarak, son zamanlarda doğal ortamdaki nitratların genel düzeyinde sürekli bir yükselme olmuştur. Bütün bu etmenler bitkilerde nitrat birikimine ve su kaynaklarının kirlenmesine yol açmıştır.
Batı ülkelerinde bir insanın bir haftada aldığı nitrat miktarının 500-1.000 mg arasında değiştiği kabul edilmektedir. Bağırsaktaki emilimden sonra, bunun yüzde 25′i tükürük kanallarınca etkin bir biçimde tutulur ve tükürükle atılır. Yüzde 20lik bölüm ise ağız boşluğu bakterilerinin (streptokoklar, stafilokoklar ve Veillonella’lar) etkisiyle muitlere indirgenir. İnsanlarda bulunan nitritlerin büyük bölümünün tükürük kaynaklı olduğu sanılmaktadır.

Nitritler amin, nişasta ve ürenin oksidasyonuna katılarak, kanser yapıcı etkisi olan N-nitro bileşiklerinin oluşmasına yol açarlar. Çiğ ya da pişirilmiş besinler uzun süre ortam sıcaklığında kaldıklarında, nitratların nitritlere indirgendiğini göz önüne almak gerekir. Besinlerin buzdolabında korunması bu sürecin gerçekleşmesini engeller. Batı dünyasının sanayileşmiş ülkelerinde mide kanseri sıklığının azalmasının bir nedeni olarak buzdolaplarının yaygınlaşması görülmektedir.
Normal koşullarda nitrosaminler ve nitrosamitler, midenin iç yüzeyini döşeyen epitel hücrelerine ulaşmazlar. Bu durum büyük bir olasılıkla midenin mu-kus engelini aşamamalarından kaynaklanır. Dolayısıyla normal kişiler için zararsız olan nitrat miktarları, mukusun mide yüzeyini koruyucu etkisinin ortadan kalktığı kronik atrofik gastritte (doku gerilemesine bağlı mide iltihabı) daha zararlı olabilir. Çok sayıda çalışma, mide kanseri riski olan kişilerin mide salgısında asitliğin az ve nitrit yoğunluğunun yüksek olduğunu göstermiştir.
Bir başka ilginç veri, alman toplam nitrit ve nitrat miktarından çok, alındıkları kaynakların daha önemli olmasıdır. Gerçekten de yeşilliklerle nitrat alımı, beraberinde C vitamini gibi kanser oluşumunu önleyici maddelerin alımını da getirdiğinden, daha az zararlıdır. Mide kanserinin oluşumunda rol oynayan safra tuzları gibi başka maddeler de vardır. Vagotomi (vagus sinirinin kesilmesi) ve piloroplasti (mide kapısının genişletilmesi) ya da gastrektomi (midenin bütünüyle ya da kısmen alınması) ameliyatı geçirmiş kişilerde nitrat ve nitritlerin kanser yapıcı etkilerinin daha fazla olduğu iddia edilmektedir.

Toplam 4 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.1234
.