‘cinsellik’ olarak Etiketlenen Yazılar


Uyku Düzeni Cinselliği Etkilemekte

Uykunun cinsel sorunlar üzerindeki etkisi araştıran bilim adamları bu konuda önemli bilgilere ulaştı. Buna göre uyku düzeni, cinsel hayat üzerinde tahmin ettiğimizden daha çok etkiye sahip… Araştırmalarını uyurgezerlik ve uykuda seks bağımlılığı üzerine de yoğunlaştıran uzmanlar, uykudaki aşırı cinsel birleşme isteğinin beynin bazı bölümleriyle ilgili olduğunu gösteren sonuçlar buldular. Uzmanlar, erkeklerin cinsel birliktelikten hemen sonra uyuyakalmasının nedenini de tesbit ettiler.

Libido Uyarılıyor

Uyku sırasında çoğu insanın beyni çalışmaya ara verdiği halde uykuda seks bağımlılığı hastalarında, yemek yemek ve seks yapmak gibi basit ihtiyaçları kontrol altında tutan hipotalamus hızlanıp, libidoyu uyarıyor. Uyku esnasında eşlerin birbirlerine ne gibi tepkiler verdiği konusundaki araştırma sonuçları da ilginç. Buna göre eşle derin uyku halindeyken, eşlerden birinin diğerine refleks olarak sarılması (özellikle sarılan koca ise) kadınların doğasındaki yakınlık duyma ihtiyacı vücutlarını otomatik olarak temasa geçiriyor. Kısaca eşinize sokulduğunuzda vücudunuz ve beyniniz cinsel bir tepki veriyor. Çarpıcı bir sonuç da hipotalamusun, uyurken bile vücutsal temas da dahil olmak üzere tüm ihtiyaçlarımızı gözlemlediği.

İlkel Beyin…

Uyku sırasında vücudun hormon stoğu yapmak için bir çeşit ikmal mekanizması olduğunu vurgulayan uzmanlar, bu yüzden uykusuzluk çeken kişilerde, cinsel dürtü hormonu olarak da bilinen testosteron seviyesinin düşük olabileceğini belirtti. Buna rağmen bazı kadınların, uykusuz kalmaları sonucu sinirli oldukları ama cinsel olarak da aşırı uyarıldıkları saptandı. Araştırmayı yürüten uzmanlar bunun sebebi konusunda “O sırada beynin daha ilkel bir konuma geçmesi olabilir” açıklamasını yaptı.

Erkek Neden Uyuyakalır?

Erkeklerin eşleriyle cinsel birliktelikten hemen sonra uyuyakalmasına ise uzmanlar şu şekilde açıklama getirdi:
“Çünkü orgazm yaşamak bir erkeği yalnızca fiziksel olarak yormuyor, aynı zamanda vücudunda mutluluk ve uyku hissi veren bir hormon olan prolaktin birikmesine yol açıyor. Kadınlarda ise prolaktin kadar salgılanan oksitoksin hormonu da yakınlaşma ihtiyacını artırıyor.”

Formda Kalmanın Sırrı

Bu arada İngiltere’de 276 yetişkinle yapılan araştırmada, günde 8 saat uyku uyumayı alışkanlık edenlerin kilolarını korudukları, 8 saatten az uyuyanların ise kilo aldıkları saptandı. 6 yıl süren çalışmada ayrıca 8 saatten fazla uyuyanların da kilo aldıkları belirlendi. Çalışmada, 8 saatten az uyuyanların 6 yıl içinde 2 kilo aldıkları belirlendi. 8 saatten fazla uyuyanların ise 6 yıl içide toplam 1 buçuk kilo aldıkları ifade edildi. Araştırmaya başkanlık eden Jean- Philippe Chaput, uzun vadedeki çalışmanın, uykunun insan vücudundaki kilo ve yağ oranını nasıl değiştirdiğini saptadıklarını söyledi.

Diyabet cinsel sağlığı olumsuz etkiliyor

Türkiye’de yaklaşık beş milyon insanın sorunu olan diyabet, cinsel yaşam kalitesini olumsuz etkileyebiliyor. Ancak bu sorunların bir çoğu basit tedbir ve tedavilerle düzeltilebiliyor

Daha çok kalıtım ve hormonsal bozukluklarla ortaya çıkan ve önemli bir sağlık sorunu olan diyabetin görülme sıklığı giderek artıyor. Özellikle son yıllarda kalorili, şekerli ve yağlı yiyeceklerin fazla tüketilmesi bu artıştaki en önemli neden olarak gösteriliyor. Uzun yıllar kontrol edilmeden devam eden diyabette diğer komplikasyonlara paralel olarak cinsel sorunlar da gelişebiliyor.

Ancak diyabetin yarattığı cinsel sorunların yaşam kalitesini düşürmesine izin vermemek mümkün. Türkiye Diyabet Vakfı Başkanı Prof. Dr. Temel Yılmaz, diyabette cinsel sağlığı korumanın yolları ve yapılması gerekenler hakkında bilgi verdi. Tip 1 veya Tip 2 diyabetin kadınlarda seksüel hayatı fiziksel olduğu kadar ruhsal açıdan da etkilediğini ifade eden Prof. Yılmaz, “Özellikle diyabetin neden olduğu kilo artışı başta olmak üzere bir takım fiziksel değişikliklerin kadınların cinsel hayatında bir takım olumsuzluklar yarattığı söylenebilir” dedi.

Ancak bu sorunların büyük çoğunluğunun basit önlemler veya tedavilerle düzeltilebildiğini kaydeden Yılmaz, “Özellikle iyi glisemi ayarı, bunun gibi birçok sorunu ortadan kaldırıyor. Bizim toplumumuzda kadınlarda diyabetin cinsel sağlık üzerine olan etkisi, erkeklere göre daha az dile getirilmekte ve irdelenmekte olmasına rağmen sorun hiç de azımsanacak ölçüde değildir” diye konuştu.

Diyabetin kadınlarda en sık neden olduğu cinsel sorunlardan bahseden Prof. Yılmaz, “Diyabetin kadınların cinsel sağlığı üzerinde yarattığı en önemli etki, enfeksiyonlardır. Vajinal enfeksiyonlar ve üriner sistem enfeksiyonlarına diyabetik kadınlarda, özellikle kan şekerinin yüksek olduğu dönemlerde daha sık rastlanıyor” şeklinde konuştu.

Ne tür tedbirler alınabilir

Prof. Dr. Yılmaz, “Kadınların bu sorunların üzerine gitmeleri ve basit önlemlerle giderilecek sorunların, cinsel yaşamlarını olumsuz etkilemesine izin vermemeleri gerekir” tavsiyesinde bulundu.

Diyabetin erkekler üzerindeki komplikasyonlarına da değinen Yılmaz, “Bunlar arasında en az tartışılan ve diyabetik erkeklerin hekime başvuru nedenleri arasında hemen hemen en son sıralarda yer alan sorun ise iktidarsızlık. Bu sorunun tıp dilindeki karşılığı ‘impotans veya erektil disfonksiyon’. Diyabetik olmayan bireylerde de ilerleyen yaşla beraber cinsel aktivitede bir yavaşlama olduğunu belirten uzmanlara göre, tüm impotans nedenlerinin yüzde 40’ının nedenini diyabet oluşturuyor” dedi.

Diyabetlilerde impotans tedavisi için üç seçenek olduğunu bildiren Prof. Yılmaz, şunları söyledi;
“Yalnızca psikolojik faktörleri düzeltmek ve impotansa neden olabilecek ilaçları kesmek, bu seçeneklerin başında geliyor. İkinci sırada ise ilaç tedavisi var.”

Diyabetten kaynaklanan cinsel sorun tedavisindeki son seçenekte ise cerrahi yöntemlerin yer aldığını ifade eden Prof. Yılmaz, ilaç tedavisinden cevap alınamayan kişilerde bu tedavinin uygulanabileceğini söyledi.

Jinekolojik muayenede aykırı davranış biçimleri

Jinekolojik muayene sırasında doktorunuz öyle garip bir şey söyler ya da tuhaf bir davranışta bulunur ki sınırı aştığını düşünürsünüz ama ne yapacağınızı bilemezsiniz. Sizin için dokuz farklı olası senaryoyu derledik. Bu durumlarda nasıl davranacağınıza yazımızı okuduğunuzda rahatlıkla karar verebileceksiniz…

Göğüs muayenesi ya da Pap Smear testi sırasında jinekologumuzun muayenehanesinde, o beyaz perdeli küçük odacığın içindeyken aşağı yukarı neler olacağını hepimiz biliriz. Fakat bazen (doktorun kadın ya da erkek olması fark etmez) öyle bir hareket yapar veya öyle garip bir yorumda bulunur ki, sizi savunmasız bırakır ve “Acaba bu uygulama protokolü aşıyor mu?” diye merak etmeye başlarsınız.

Böyle bir durumda nasıl tepki vermeniz gerektiğini kestirmek zor olabilir, özellikle o yatağın üstünde savunmasız bir şekilde oturuyorsanız…

İşte bu noktada düşüncelerinizi netleştirebilmeniz için kadınlara bu özel muayene sırasında onları nelerin kızdırdığını, hangi konularda kararsız kaldıklarını sorduk. Sonra uzmanlardan hangi davranışların normal sınırlar içinde olduğunu ve hangi noktada tepki verilmesi gerektiğini öğrendik…

Jinekologunuz size nasıl davranmalı?

- “Jinekolojik muayene sırasında uzanmışken doktorum bir anda odayı terk etti ve geri geldiğinde bana hiçbir açıklama yapmadı.”

Georgetown Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan ve Washington Hastanesi’nde çalışan Dr. Cheryl Iglesia, “İlgilenmesi gereken ölüm kalım meselesi dahi olsa, bir doktor bu tür bir durumda hastasına, müdahale etmesi gereken bir olay olduğunu ve hemen geri geleceğini söylemelidir” diyor. “Bir anda yok olması çok düşünceli bir davranış değil” diye ekliyor.

Eğer sizin de başınıza gelirse: Doktorunuz odaya döndüğünde ona “Neden bu kadar uzun bir süre yoktunuz?” diye sorun ve sizinle pek ilgilenmeyip geçiştirici bir cevap verirse başka bir doktora gidin.

- “Doktorum jinekolojik muayeneye başlamadan hemen önce bana haber vermeden stajyer doktorları izlemeleri için odaya davet etti.”

Doktorların stajyerleri, jinekolojik muayene sırasında çağırmaları aslında garip bir olay değil. Fakat asıl sorun bunu size sormadan yapmaları… “Bu çok uygunsuz bir davranış fakat doktorun cezalandırılması gereken bir durum değil” diyor Dr. Blanchard ve ekliyor: “Fakat yine de hiçbir hasta odadaki yabancılarla birlikte muayene olmak zorunda değil.”

Eğer sizin de başınıza gelirse: Doktorunuz muayeneye başlamadan önce ona zaten tedirgin olduğunuzu ve başkalarının yanında daha da gerilebileceğinizi söyleyebilirsiniz. Böyle bir durumda uyarınıza kulak asmazsa onunla daha direkt konuşmanız gerekebilir.

- “Partnerimle beraber orgazma ulaşıp ulaşmadığım gibi fazla özel, cinsel içerikli sorular sormaya başladı.”

“Aslında doktorunuzun size bu tarz sorular sormasının sebebi yine sizin sağlığınızı korumak. Bu gibi sorular yönelterek, onun çözebileceği fiziksel bir rahatsızlıktan kaynaklanan cinsel bir sorun yaşayıp yaşamadığınızı öğrenmek istiyor olabilir” diyor Dr. Minkin. Ayrıca cinsel ilişki sırasında yaşadığınız herhangi bir acı, endometriyoz ya da fibroid gibi tedavisi olan bir hastalığınız olduğunun belirtisi de olabilir.

“Tıp fakülteleri günümüzde, doktorları hastalarına bu tip sorular sormaları için teşvik ediyor, çünkü bazı hastalar sorulmadığı takdirde bu konular hakkında konuşmaktan çekiniyorlar, böyle olunca doktorlar da bir hastalığın varlığı halinde erken teşhiste bulunamıyor ve tedavi edemiyorlar” diye açıklıyor Dr. Minkin.

Eğer sizin de başınıza gelirse: Sorduğu soruyu cevaplamaktan çekinmeyin hatta böylece siz de bu şekilde -varsa- kafanızdaki sorulara cevaplar alabileceksiniz. Ama zaten bu konuda her şey yolundaysa ve konuşmak istemiyorsanız ona nazikçe “Çok teşekkür ederim fakat hiçbir sorunum yok” diyerek konuyu kapatabilirsiniz.

- “Ben muayene masasında otururken, anatomim hakkında çok garip bir yorum yaptı.”

Doktorunuzun size ne söylediğinin yanı sıra ne şekilde söylediği de çok önemlidir. Eğer yaptığı yorum cinsel bölgelerle ilgili ya da cinsel içerikli değilse (mesela kalçanızdaki dövme gibisini görmediğini söylemesi gibi) kısaca sohbet etmek istiyor olabilir. Evet, düşüncesizce hareket etmiştir fakat yaptığı etik dışı değildir. Ama eğer cinsel bir konudan söz ediyor ve bunu sizin vücudunuzu da işin içine katarak yapıyorsa işte bu noktada çekinmeden sert bir tepki verebilirsiniz. American College of Obstetrics and Gynecologists’in (ACOG) doktorları uzmanların kesinlikle bu tür davranışlarda bulunmamaları gerektiğini belirtiyorlar.

Eğer sizin de başınıza gelirse: “Bununla neyi kastediyorsunuz?” ya da “Bunun muayene ile ne gibi bir ilgisi var?” gibi sorular sorabilirsiniz diyor Maryland Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden jinekolog May Hsieh Blanchard. Kötü niyetli olmayan bir doktor bu tür bir durumda anında sizden özür dileyecek ve geri çekilecektir. Fakat tam tersi şekilde hareket ederse muayene sonrasında doktorunuzdan rahatsız olduğunuzu dile getirmeye hakkınız var. Ve tabii ki sonrasında doktorunuzu değiştirmelisiniz.

- “Bir anda rektal muayene yapmaya başladı. Daha önce hiç olmamıştım.”

Zaten jinekologa gitmek yeteri kadar sinir bozucuyken, bir de doktorunuzun size hiç haber vermeden rektal muayene yapmaya başlaması size kendinizi daha da kötü hissettirebilir. Fakat aslında doktorunuz yanlış hiçbir şey yapmıyor; kanser riskinden dolayı 40 yaşını aşmış birçok kadın için bu muayene öneriliyor. Ayrıca doktorların muayene sırasında özellikle kanser gibi hastalıklara karşı riskli gördükleri konulara yoğunlaşmaya hakları var. “Birçok uzman geniş kapsamlı bir muayene için bütün yumurtalık çevresini ve rektal duvarı da kapsayan bir kontrol uygular” diyor Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Doktor Mary Jane Minkin.

Eğer sizin de başınıza gelirse: Doktorunuz size hiç haber vermeden rektal muayene yapmaya başlarsa “Beklemiyordum” veya “Keşke haber verseydiniz” gibi, ona şaşkınlığınızı belli eden cümleler kurabilirsiniz. Fakat sizi rahatsız eden, ani olmasından çok muayenenin yöntemiyse ona bir dahaki sefere bunu yapmamasını söyleyebilirsiniz. Eğer yapmakta ısrarcıysa ve siz de istememekte kararlıysanız, yeni bir doktora ihtiyacınız var dernektir.

- “Jinekologum muayene sırasında dışarı çağırıldı. Geri geldiğinde eldivenli eliyle kapı tokmağını tuttu ve daha sonra hiç elini yıkamadan ya da eldivenlerini değiştirmeden beni muayene etmeye devam etti.”

Bu, çok kaba bir davranış. Şaka yapmıyoruz. Doktorunuz kesinlikle çok daha titiz ve dikkatli davranması gerektiğini bilmeli. “En temiz muayenehanede bile bulunuyor olsanız bu tür bir davranış size enfeksiyon bulaşmasına sebep olabilir” diye uyarıyor Hackensack Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden öğretim üyesi Manny Alvarez. Ayrıca sağlık protokollerine göre her ne sebeple olursa olsun, doktorlar hastalarına dokunmadan önce ellerini muhakkak yıkamalılar.

Eğer sizin de başınıza gelirse: Durun ve onu uyarın: “Lütfen muayene etmeye başlamadan önce ellerinizi yıkayabilir misiniz ya da en azından eldivenlerinizi değiştirebilir misiniz? Çünkü az önce kapıyı açtığınızı ve ellerinizi temizlemediğinizi gördüm” diye söylemekten çekinmeyin. Daha sonra sağlığınız açısından çok daha hijyene özen gösteren bir doktora gitmeyi düşünün, çünkü dışarıdayken elleriyle nerelere dokunduğunu kimse bilemez.

- “İlk kez gittiğim bir jinekolog muayene sırasında fotoğraf makinesi çıkarttı ve bu davranışının gerekçesini oradaki kişisel dosyam için fotoğraf eklemesi gerektiğini söyleyerek açıkladı.”

Bu tip bir davranış sadece ürpertici değil aynı zamanda tıp protokollerine de aykırı. Bu tip bir fotoğraf olayının kesinlikle cinsel içerikli olduğuna inanabilirsiniz. “Bu normal değil, herhangi bir doktorun vücudunuzun herhangi bir noktasının fotoğrafını habersiz çekmek için geçerli hiçbir sebebi olamaz” diye uyarıyor Hackensack Üniversitesi Hastanesi’nden Dr. Alvarez.

Eğer sizin de başınıza gelirse: Doktorunuz kesinlikle yanlış bir davranışta bulunuyor. Hemen muayene olmayı durdurun ve sonrasında onu çalıştığı hastaneye ya da yetkili bir sağlık birimine şikâyet edin.

- “Bana cinsel yolla bulaşan hastalığımın ne kadar yayılmış olduğunu anlatıp, korunmam gerektiği konusunda ısrar edip durdu.”

Bir yandan muayene olurken bir yandan da jinekologunuzun sanki küçük bir çocukmuşsunuz gibi cinsel yolla bulasan hastalıklar hakkında ders vermesi sizi kızdırabilir. Ama son zamanlarda yapılan bir araştırmaya göre 25 yaşın altındaki birçok kadın cinsel yolla bulaşan hastalık riski altında. Yani siz de ciddi risk altında olabilirsiniz. Bu tip hastalıkların ilerledikleri tabloda kısırlık dahi oluşabiliyor. Üstelik bazı hastalıklar hiç belirti vermeden ilerleyebiliyor. Bu hastalıklar sadece özel testlerle teşhis edilebiliyor. “Bu nedenle jinekologunuzun sizi bu konuyla ilgili uyarması ve belli aralıklarla kontrol etmesi çok önemli” diyor Maryland Üniversitesi’nden Dr. Blanchard.

Eğer sizin de başınıza gelirse: Bu tip hastalıklar konusunda merak ettiğiniz her şeyi doktorunuza sormaktan çekinmeyin. Ona özellikle klamidya hastalığıyla ilgili testleri yapıp yapmadığını sorun. Çünkü cinsel yolla bulaşan bu ciddi hastalık genellikle bir belirti vermeden sinsice ilerler ve farkında olunmazsa ileride doğurganlığı engelleyebilir. Eğer doktorunuzun sınırı aştığını ve hatta konuşmalarıyla cinsel alışkanlıklarınızı yargıladığını düşünüyorsanız ona, “Bana yardım etme isteğinizi anlıyorum ama sorularınızla beni sorguluyormuşsunuz gibi hissediyorum ve bu da benim yanınızda rahat olmamı engelliyor” deyin. Bu konuda ısrarcı olmaya hâlâ devam ediyorsa, daha açık görüşlü bir doktor da bulabilirsiniz.

- “35 yaşımda olduğumu ve artık bir çocuk doğurmam gerektiğini söyledi.”

Tabii ki doktorunuzun böyle kişisel bir konu hakkında yorum yapması sizi rahatsız edebilir fakat 30′lu yaşlarında olan bir kadının doğurma potansiyeli, 40′lı yaşlarına geldiğinde azalır ve riskli hale gelmeye başlar. Yani doktorunuz biyolojik bir gerçek hakkında sizin de bilinçli olduğunuzdan emin olmak istemiş olabilir. “Birçok hastam bu konuda bilinçli, fakat ben yine de birkaç sene sonrasında her şey için çok geç olduğunda konuşmak yerine şimdiden onları uyarmayı tercih ederim” diyor Dr. Minkin.

Eğer sizin de başınıza gelirse: Bu tür bir durumda konuyu kapatmaya çalışın. Doğurganlık, üzerinde konuşulması çok hassasiyet gerektiren bir konudur. Fakat bu konu hakkında ısrarla konuşmak istiyor ve sizi yargılamaya başlıyorsa, “önerileriniz ve uyarılarınız için teşekkür ederim ama merak etmeyin, bu konu hakkında bilgim var” diyerek konuyu kapatabilirsiniz. Siz onun hastasısınız ve sizi yargılamaya da hakkı yok.

Yüksek Tansiyonda Beslenme

Yüksek tansiyonda yiyeceklerin seçim ve hazırlanmasında bazı kurallara dikkat etmek gerekir: Tuz tüketimi kısıtlanmak, diüretik (idrar söktürücü) etkisi olan bitkisel besinlere öncelik tanınmalı ve kilo almaya yol açabilecek yiyeceklerden uzak durulmalıdır.

Sistolik (büyük) ve/ya da diyastolik (küçük) kan basıncının sürekli normal değerlerin üstünde bulunmasına yüksek tansiyon denir. Hastayı yüksek tansiyonlu kabul etmek için tansiyon ölçümünün bir kez yüksek çıkması yeterli değildir; ama bu bir uyarı işareti olarak kabul edilmelidir. Çünkü yüksek tansiyonun kalıcı hale dönüşmesinden önce genellikle geçici yüksek tansiyon saptanır. Yalnızca büyük tansiyonun yükselmesi kansızlık, damar sertliği ve hipertiroidizm (tiroit bezinin aşırı çalışması) gibi bozukluklarda görülür. Tedavi temel olarak asıl hastalığın iyileştirilmesine bağlıdır. Küçük tansiyonun yüksek olması ise organizmada çok ağır bozukluklara yol açabilir.
Yüksek tansiyon çok sık görülür. Olguların yüzde 90′ında kesin bir neden saptanamamıştır, ama birçok etken bu duruma yol açabilir. Her şeyden önce kalıtsal bir yatkınlık söz konusudur. Ayrıca hormon iç salgı sistemi, beslenme ve ruhsal-sinirsel etkenler belirleyici olabilir. Olguların kalan yüzde 10′unda ise kesin nedenler saptanabilir. Bunlar temel olarak böbrekler, iç salgı sistemi ya da kalp-dolaşım sisteminden kaynaklanır. Organlarda geriye dönüşü olmayan zararlar ortaya çıkmadan tam koymak önemlidir.
Uzun süreli yüksek tansiyon, değişik organları besleyen küçük atardamarlardaki yıkıma bağlı lezyonlara neden olabilir. Bunlar, anjina pektoris, kalp yetmezliği, miyokart enfarktüsü, beyin kanaması ile daha yavaş ve geç oluşan böbrek yetmezliğidir. Sonuçların ağırlığı göz önüne alınırsa, bütün yüksek tansiyon olgularında zaman yitirmeden uygun bir diyete ve ilaç tedavisine başlamanın önemi açıkça ortaya çıkar.

Diyet

Yüksek tansiyonlu hastanın kilo almaması için beslenme sınırlı olmalı, ama genel durumu bozacak uygulamalardan kaçınılmalıdır. Aşırı yenen öğünler ve fazla alkol almak tehlikelidir. Yüksek tansiyonu olanlarda kalp-damar komplikasyonlarının ziyafet sofralarından kalktıktan sonra daha sık ortaya çıktığı bilinmektedir. Karbonhidrat ve yağ alımı sınırlanman, bitkisel ağırlıklı bir beslenmeye ağırlık verilmelidir. Örneğin düşük kalorili enginar ve soğanın bileşiminde yüksek tansiyonlu hastaya yararlı olan idrar söktürücü maddeler vardır. Bütün yüksek tansiyonlularda sodyum klorür, yani sofra tuzu kullanımını sınırlamak gerekir. Böylece hem fazla tuzun böbreklerdeki geri emilim sürecini artırarak damar içi sıvısını çoğaltması, hem de damar duvarlarında aşırı sodyum birikimine yol açması önlenir. Bu birikme damar duvarım büzen hormonal ve sinirsel uyanlar için gerekli ortamı hazırlayarak yüksek tansiyonun yerleşmesini kolaylaştırır. Özellikle idrar söktürücü ilaçlarla tedavi gören yüksek tansiyonlu hastalarda, organizma için bir başka temel tuz olan potasyumun günlük alım miktarı da büyük önem taşır. Bu elementin başlıca kaynaklan turunçgiller, muz, ceviz, karnabahar, ıspanak, peynir, süt, bazı et ve balıklardır.
Yüksek tansiyonda doğru beslenme için besinlerin seçim ve hazırlanışında bazı kurallara uymak gerekir.
Her şeyden önce yemekleri pişirirken tuz kullanmamalı, sofraya da tuz- konmamalıdır. Taze sebze tüketimine ağırlık verilirken pancar, kereviz, şalgam gibi sodyum içeriği yüksek sebzelerden kaçınılmalıdır. Taze meyve ise yenebilir. Süt, süt ürünleri ve yumurta yüksek kolesterol içerdikleri için dikkatli alınmalıdır. Kaymağı alınmış süt ve tuzsuz, az yağlı peynir tüketilebilir. Ayrıca tuzsuz ekmek yenmeli, krakerler ve pişmiş tahıllar beslenmeden bütünüyle çıkarılmalıdır. Özellikle konserve yiyecekler, kuru sebze ve meyveler, tuzlanmış balık ve deniz ürünleri, yağlı peynir ve süt ürünlerinden kaçınılması önerilir.
İşlenmiş ya da kutuda saklanan besinlerde sofra tuzunun yanı sıra sodyum açısından zengin birçok bileşik kullanıldığı unutulmamalıdır. Et suyu tabletleri ve hazır salçalardan kaçınmak gerekir. Son olarak içme suyuna da dikkat edilmelidir. Bazı içme sulan yüksek oranda sodyum içerebilir. Örneğin yumuşatmak için kalsiyum giderici maddelerle işlem gören sular, sodyum açısından zengindir.

Çocuklarda Cinsel Eğitim

ÇOCUKLARIMIZA CINSELLIGI NASIL ANLATABILIRIZ?

Bir gün her çocuk ask, cinsellik ve dogum ile ilgili sorular sorar ve anne-babalarin çogu o gün geldiginde kendilerini çaresiz hissederler. Hangi yaslarda nasil açiklamalar yapabiliriz?

-”Anne bu balonu bana sisirir misin?” 5 yasindaki Ozan?in elinde tuttugu balona bakinca annesi kulaklarina kadar kipkirmizi kesilirken babasi farkinda olmadan ?onu da nereden buldun??? diye bagiriyor ve aslinda cevabi kendisi biliyor. Masadaki diger misafirler nereye bakacaklarini sasirmis durumda yüzlerine yayilan siritmayi gizlemeye çalisiyorlar..Minik Ozan?in elinde tuttugu balon yatak odasinin çekmecesinde buldugu bir prezervatiften baska bir sey degil aslinda…
Pek çok ebeveyn cinsellikle ilgili son derece açik bir tutum içinde olsa da böyle bir durumla karsilastiklarinda nasil davranacaklarini, çocuklarini bu konuda nasil egitebileceklerini bilmiyorlar. Çocuklarimiz gazete ve dergilerde görüp okuduklari yazilardan yada televizyonlarda gördükleri sahnelerden bu kavrama pek yabanci olmasalar da bu karmasik konuyu onlara nasil açiklayabiliriz?

Çocuklar evlerinde bu konu ile ilgili yeterli bilgiyi alamadiklarini hissettiklerinde bu bilgiyi baska kaynaklardan almaya çalisacaklardir ve bu bilgiler her zaman pek dogru olmayabilir..5 yasindaki oglunuz bebeklerin annelerin göbek deliginden çiktigini düsünürken, 15 yasindaki ergen kiziniz ilk cinsel iliskisinde hamile kalmayacagini düsünebilir.
Bu, çocuklarin cinsel anlamda bilgilendirilmedigi anlamina gelmez. Esas problem ebeveynlerin çocuklarinin yaslarina ve bilgilerine uygun açiklamalar yapmakta zorlanmalari..Cinsellik ile ilgili egitim okul öncesi yaslardan baslayip ergenligin son dönemine kadar devam eden bir süreç olmalidir. Bebeginizin dogumundan itibaren onu ne kadar çok kucaklar, öper severseniz çocugunuzun vücudu ile o derecede barisik
Kalabalik bir ortamda çocugumuz bizi utandiracak sorular sordugunda nasil davranabiliriz?
1-Zaman kazanmaya çalisabiliriz: ?Evet, bu iyi bir soru? türünde bir yanit size düsünme firsati yaratir.
2-Kismi cevaplandirma: konu ile ilgili akliniza gelen ilk yaniti verin ama ilk firsatta bu konu üzerine düsünüp bir dahaki sefere daha açiklayici olun.
3-Erteleme: ?bu soru çok özel bir soru ve bunu seninle daha sonra ikimiz basbasa iken konusmak isterim.
4-Gözlerini kapatin ve bu isi bitirin: Eger yeterince özgüvenli iseniz ve cinsellikle ilgili açik bir tutumunuz varsa söyle bir cevap verebilirsiniz ?Bu bir prezervatif. Annenle baban simdilik baska bir bebek istemedikleri için bunu kullaniyorlar.

olmasini ve ileri yaslarda cinselligi olmasi gerektigi gibi güzel bir sey olarak algilamasini saglarsiniz.
Bu, çocuklarin cinsel anlamda bilgilendirilmedigi anlamina gelmez. Esas problem ebeveynlerin çocuklarinin yaslarina ve bilgilerine uygun açiklamalar yapmakta zorlanmalari..Cinsellik ile ilgili egitim okul öncesi yaslardan baslayip ergenligin son dönemine kadar devam eden bir süreç olmalidir. Bebeginizin dogumundan itibaren onu ne kadar çok kucaklar, öper severseniz çocugunuzun vücudu ile o derecede barisik olmasini ve ileri yaslarda cinselligi olmasi gerektigi gibi güzel bir sey olarak algilamasini saglarsiniz.

Miniklerin 2-3 yaslarindan itibaren aynanin karsisina geçip vücudunu incelemeye baslamasi cinselligin ilk sekillerinden birisidir. Ayni sekilde çocuklar doktorculuk oyunlarinda karsi cinsin özelliklerini kesfetmeye çalisirlar. Çocuklarimiza cinsellik konusunda açik davranirken bu konuda sinirlar oldugunu da ögretmemiz gerekiyor. Her insanin bir ?özel hayati? vardir ve HAYIR kelimesine mutlak anlamda saygi gösterilmesi gerekir. En dogru ve en kolay egitim iyi bir örnek olarak yapilir..Anne-baba çocuklarinin yaninda bir rahatsizlik hissetmeden rahatlikla sarilip öpüsebiliyor ve sevgilerini ifade edebiliyorlarsa çocuklar bu duygularin nasil bir sey oldugunu daha rahat anlayabiliriler.

Cinsel bilgilendirme süreci ayni zamanda kendi kendinizin bu konuyla ilgili bakis açinizi gözden geçirmenizi saglayacak bir süreçtir. Çocugunuzun sorularini cevaplandirirken kendinizi huzursuz hisseder yada yetersiz cevaplar verdiginizi düsünürseniz çocugunuzun da tanidigi bir yakininizdan bu konuda yardim isteyebilirsiniz. Örnegin yasi ilerleyen erkek çocugunun annesine durmaksizin sordugu sorulara annesinin verecegi yanlis yada eksik bilgiler yerine babanin yada amcanin çocuga bu konuda yardimci olmasi daha dogru olacaktir.

Ancak bunu yaparken basindan savmak seklinde degil (mesela çogu babanin yaptigi gibi:bunu annene sor lütfen!) kendi sikintilarinizi açikça kabul ederek mesela ?ben ne yazik ki sizler kadar rahat yetismedim ama senin bu konuda daha dogru bilgi almani istiyorum..? seklinde bir baslangiçla çocugu baska bir kisiye yönlendirebilirsiniz..

Arastirmalar cinsel bilgileri edinmek konusunda en önemli kaynagin anneler oldugunu kiz ve erkek çocuklarin yaridan çogunun cinsellikle ilgili bilgileri annesinden ögrendigini dogruluyor. Okullarda genellikle cinselligin biyolojik yönünden bahsedilirken asil cinsel egitimde duygularin önemli yer tutmasi gerektigini belirten uzmanlar cinselligin asil sebebinin ask ve sevgi oldugunu hatirlatiyorlar..

Cinsel egitim için kendiniz bir zaman belirleyip uzun bir konusma yapamazsiniz. Çocuktan gelen sorulari bekleyip tamamen onun sorulari dogrultusunda bir bilgilendirme yapmaniz gerekir. Bu sorularin geleceginden emin olabilirsiniz!
En geç 4-5 yaslarinda kizlar ve erkekler aralarindaki bu ?ufak? farklilik konusunda teoriler üretmeye baslarlar. Kadinlarin hamile olduklarini gözlemleyip bu bebeklerin nereden çiktigini düsünmeye baslarlar. Çocuklar bu konularda soru sormaya ilk basladiklarinda ?bebekler annelerinin karinlarinda büyürler? türünde bir cevap ile tatmin olacaklardir. Bundan fazlasini ögrenmek istiyorsa sormaya devam ederler ve ancak o zaman baska açiklamalar yapmak gerekebilir. Cinsel egitim konusunda hepimizin yaptigi en önemli hata gereginden fazlasini anlatmaktir. Bu durumda çocuklar asil konuyu unutup verilen cevaplari da anlamadiklari konu ile ilgili bilgilenme gerçeklesmiyor.

Çocuklar ergenlik çagina girdiginde cinsel bilgiler yetersiz ise bu dramatik sonuçlar dogurabiliyor..Cinsel özgürlügün önümüzdeki dönemde daha da artacagini düsünürsek ülkemizde de gençleri evlilikten çok önce korunma yöntemleri ile ilgili bilgilendirmek gerekiyor. Almanya?da yapilan bir arastirma gençlerin 15-16 yaslarinda ilk cinsel deneyimlerini yasadiklarini ve bu yastaki gençlerin hemen hepsinin korunma hakkinda bilgili olmakla beraber erkeklerin %16?sinin, kizlarin ise %11?inin ilk sefer?de korunmayi ?unuttugu? ortaya çikarilmis. Ebeveyn olarak bu yaslarda artik pek fazla bir egitim verme sansimiz kalmiyor ne yazik ki..Bu yaslarda çocuklar ögrenmek istediklerini genellikle arkadaslari ile konusarak yada kitap vb. yayinlardan okuyarak ögreniyorlar. Bu yastan sonra ancak size güven duymasini saglayarak yasadiklarini sizinle paylasmasini saglayabilirsiniz. Kendisine ?senin dogru olani yapacagini biliyorum ama bana ihtiyacin oldugunda yanindayim? mesajini vermelisiniz..
YAS GURUPLARINA GÖRE SORULAR VE CEVAPLAR:

7 Yas öncesi:
-Neden annemin memeleri var, babamin yok?
Annen bir kadin, baban bir erkek. Erkeklerin memeleri yoktur. Kadinlar ise çocuk sahibi olabildikleri için memeleri vardir. Çocuk dogduktan sonra annelerin memelerinden gelen sütle bebekler beslenir.
-Bebekler annelerin karnina nasil giriyor?
Anne ve babalarin vücutlari birbirine çok uygundur ve birbirleri ile çok yakinlastiklarinda bir bebek olusabilir. Bu bebek annelerin karninda büyür.

7 Yas sonrasi:
-O küçük delikten bebekler nasil çikiyor?
Bebegin çiktigi delik çok esnek birseydir ve dogum olacagi zaman bebegin içinden çikabilecegi kadar büyüyebilir.
-Eger bebek yapmak istemiyorsaniz neden beraber yatiyorsunuz?
Çünkü büyükler birbirlerini çok sevdiklerinde bazen sadece birbirini sevmek yada öpmek yeterli olmaz. O zaman birbirine gerçekten çok yakin olmak isterler.

Ergenlik öncesi:
-Orgazm ne demektir?
Yetiskin bir kadin ve erkegin ancak cinsel iliskide bulundugunda yasayabilecegi çok özel bir duygudur.
-Regl ne demektir?
Yetiskin kadinlar ayda bir kez vajinalarindan kanarlar. Buna Regl yada aybasi denir. Bunun sebebi kadinlarin yumurtaliklarindan her ay 1 yumurtanin döllenmek üzere hazirlanmasidir. Eger döllenme yani bebegin olusumu gerçeklesmezse bu yumurta bir miktar kan ile vücuttan atilir ve ertesi ay yeni bir yumurta olusur. Her genç kiz 12-15 yaslari arasinda ilk kez regl olur.

www.annecocuk.com

Çocuklar cinsellik hakkında neler bilmeli?

Çocuklar cinsellik hakkında neler bilmeli?

Çocuğunuza; güneşin yaşam için ne kadar önemli olduğunu ya da sonbaharda yaprakların neden ağaçtan düştüğünü açıklamayı hiç düşündünüz mü? Büyük bir olasılıkla bu hiç aklınıza gelmedi. Çocuklarınız soru sormaya başladıklarında yaşlarının küçük olduğunu bahane edip, onları duymazlıktan gelmeyin. Aksine kısa ve net cevaplar verin. Çocuğun yaşı büyüdükçe açıklamalar uzayabilir. Bazen çocugunuza kardeşi olacağını söylediğinizde, iki yaşındaki çocugunuzun bebeğin nasıl oldugunu merak ettiğine tanık olabilirsiniz. Başlangıç için bebeğin, anne karnında büyüdüğünü söylemeniz yeterli olacaktır.

Strese girmeyin, rahat olun

Çoğu zaman anne babalar soru yağmuruna tutulduğunda şaşkınlık yaşıyor. Uzman Pedagog Eda Yelkenci; anne babaların özellikle de cinsel konularla ilgili sorularla karşılaştıklarında, utandıklarından ya da konuyu nasıl anlatacaklarını bilmediklerinden farklı davrandıklarını belirtiyor. Bir anda mimikleri değişiveriyor. Bu gibi durumlarda anne babalar “Annem bu konuyu benimle hiç konuşmadı. Dolayısıyla sana nasıl bir açıklama yapmam gerektiğini bilmiyorum. Ama elimden geldiğince sana bu konuyu anlatmaya çalışacağım” gibi açıklamalar yapmalı. Böylece çocuk yanlış bir şey söylediği izlenimine kapılmayacak ve suçluluk hissetmeyecek.

Anne ve baba arasındaki ilişkiyi açıklamak, cinsel organların isimlerini söylemek çoğu anne ve baba için kolay değil. Anne babalar, genellikle penis için pipi, vajina için ise kuku sözcüklerini tercih ediyor. Ancak doğru olan çocuğunuza bu organların gerçek adını söylemektir. Çocukların, ilkokul dönemine kadar bebeklerin nereden ve nasıl geldiklerini de öğrenmeleri gerekiyor.

Cinsellik hakkında konuşmalı mısınız?

3 yaşından önce çocuğunuz cinselliği ya da bebeğin nasıl oluştuğunu merak etmiyorsa, bu konulardan söz edip aklını kanştırmayın. Ancak çocuğunuz bazı sorular sormaya başladıysa, bunlan duymazlıktan da gelmeyin ve sorularını yanıtlayın.

Uzman Pedagog Eda Yelkenci, yanıtların onları yoracak kadar açık ve korkutucu olmaması gerektiğini vurguluyor. Açıklamaları, çocuğunuzun gelişimini ve olgunluğunu dikkate alarak yapın. Çocuğunuz 4-5 yaşını geçtiği halde bu konuyu merak etmiyor ya da konuyla ilgili sorular sormuyorsa, onu siz yönlendirin. Çocuğunuz çekindiği için cinsellik konusunu açmaya cesaret edemiyor ya da kendi fantezilerini yaşıyordur. Sonuç olarak ilkokul dönemindeki bir çocuğun, bebeğin yutularak oluştuğunu veya göbekten çıktığını düşünmesi doğru değildir. Çocuğunuzu aydınlatmazsanız, arkadaşlarından yanlış bilgiler edinebilir ve cinselliğin utanılacak bir konu olduğunu düşünebilir.

Doğru zamanı bekleyin

Konuşulması gereken zamanı titizlikle seçmelisiniz. Kendinizi bu konu hakkında konuşmak için hazır hissetmelisiniz. Ayrıca çocuğunuz da ilgili olmalı. Sonuçta çocuğunuza okulda ders vermiyorsunuz. Cinsellik hakkında konuştuğunuzda çocuğunuz ilgili görünmezse, bir süre daha beklemelisiniz.

Çocuğun yaşına dikkat!

3 yaşındaki çocuğunuza, bebeğin nasıl yapıldığını ayrıntılara girmeden açıklayabilirsiniz. Çocuğunuzun, bebeğin oluşumunda babasının da rolü olduğunu öğrenmesi önemli bir ayrıntıdır. Ona şöyle bir açıklama yapabilirsiniz: “Anne ve baba birbirlerine dokunup, öpüştüklerinde, baba annenin karnına hayat tohumu bırakıyor. Birkaç ay sonra da bebek doğuyor.” Şimdilik bu kadar az ve öz bir anlatım onun için yeterlidir. Bu yaşlarda çocuğun, özellikle kendisini cinsellik hakkında aydınlatan anne babasının güven verici sözlerine ihtiyacı olacak.

Çocugunuza yapacağınız açıklamalarda resimli kitaplardan yararlanabilirsiniz. Çocuğunuz 5-6 yaşlanndaysa, anatomik konulan içeren birtakım açıklamalarda bulunmanızda hiçbir sakınca yok. Bu yaşlardaki çocuğa aktarılması gereken mesaj, döllenmenin birbirini sevmiş kadın ve erkek arasındaki sevgiden kaynaklandığıdır.

Çocuk Psikilojisi ve Sorunları

Çocuk Psikilojisi ve Sorunları
1.DİSİPLİN VE HOŞGÖRÜ
Çocuklarda disiplin ve hoşgörü birlikte olmalıdır. Unutulmamalıdır ki çocuk hayatının ilk gününden beri öğrenme sürecinde olan bir varlıktır. Öğrenme sürecinde olan kişi sık sık hata yapar . Mühim olan bu hataların çocuğa gerekli açıklamaları yaparak öğrenmeyle değiştirilmesidir. Çocuğa aşırı disiplin uygulanması , çocuğun bazı noktalarda sıkılmasını ve kendini ortaya koyma noktasında tereddütler yaşamasına neden olur. Aşırı disiplin çocuklarda kaygı belirtilerine yol açar ve çocuk kendisini devamlı gergin ve huzursuz hisseder. Çocuğun yaptığı hatalar hiçbir zaman görmemezlikten gelinmemeli , görmezlikten gelinen davranışlar çocuklarda pekişecektir. Bu nedenle uygun bir şekilde çocuğun yaptığı hatalar anlatılmalıdır. Aşırı hoşgörülü anne baba tutumunda ise , neyin doğru neyin yanlış , neyin yapılması gereken neyin yapılmamsı gereken davranış olduğunu bilemeyen bir çocuk haline gelmesine neden olur. Aşırı hoşgörü çocukta gevşek ve tutarsız bir yapının ortaya çıkmasına ve çocuğun sınırları devamlı genişletme gayretleri içine girmesine yol açar. Bu şekilde aşırı gevşetilmiş sınırlar çocuklarda davranış problemlerine yol açarak belli bir süre sonra anne baba için çocuğun davranışlarının çok büyük bir problem haline gelmesine neden olabilir.Bu nedenle anne babanın her ikisinin de disiplin ve hoşgörü konusunda sözbirliği içinde olmaları birbirinden farklı tutumlara girmemeleri gerekir. Özellikle evde yaşayan veya çocuk üzerinde etkinliği olan büyükanne ve büyükbabanın da bu konuda sınırları gevşetmek yerine , anne babaya yardımcı olmaya çalışmaları gerekir. Bu tutarsız durum çocuğun , nasıl davranacağını bilememesine ve davranış problemlerinin daha da artmasına neden olur. Anne babaların bu konuda disiplin ve hoşgörü dozunu tam olarak ayarlamaları önemlidir. Çocuğun normal psikososyal gelişimi için bu durum çok önemli bir noktadır.

2.HERŞEYE İTİRAZ Çocukların anne babalarına karşı gelmesi çok sık karşılaşılan bir problemdir. Anne babanın her dediğini olumlu veya olumsuz taraflarını düşünmeden sürekli karşı gelme durumu varsa bu durumda karşı gelme bozukluğundan bahsedebiliriz.Genelde çocuklarda çabuk sinirlenme karşı gelmeye eşlik eden durumdur. Normal yaşın verdiği karşı gelme bazı dönemlerde çocuklarda gözükür. Anne babanın dengeli tutumu ile bu problem kısa sürede aşılabilir. Çabuk sinirlenme ve karşı gelme durumu genelde çocuklarda kaygı halinin belirtisidir. Bazı noktalarda içsel çatışmaları olan ve kaygı hali olan çocuklar çok çabuk tepki ortaya koyarak sık sık anne babalarına karşı gelirler. Kardeş kıskançlığı , çocuğa karşı anne veya babanın ilgisizliği, diğer kardeşin çok fazla ön plana geçmesi ,çocuğu yönlendirme eksikliğine bağlı boş kalma, okul problemleri , çocukluk çağı depresyonları , sık sık eleştirilme , aşırı derecede disiplin uygulamaları, çocuğu etkileyen psikososyal stres faktörleri ilk akla gelen çocuğa anksiyete (kaygı ) oluşturacak nedenlerdir. Aynı zamanda bu kaygı durumundan çocuğa uygulanan sınırların çok gevşetilmesi ile başgösteren davranış problemlerine bağlı karşı gelme ve mevcut kurallara itiraz da karşı gelme davranışı şeklinde görülebilir. Karşı gelen ve çabuk sinirlenen çocuğa genelde yapılması gereken şey çocuğun kaygı durumuna neden olan etkeni bulmaktır. Çocuğa dengeli ve düzenli devam ettirilen sevgi ve hoşgörü durumu da çocuğun kaygı halini alacak ve onu anne babaya işbirliğine zorlayacaktır. Çocukların karşı gelme ve tutturmacılık ile anne babalarını yönlendirmeleri yerine, anne babanın biraz daha bilinçli davranıp basit psikolojik kuralları uygulayarak çocuklarını istedikleri gibi yönlendirebilmeyi öğrenmeleri gerekir. Bazı çocukluk çağı psikiyatrik problemlerinde karşı gelme ve çabuk sinirlenme durumunun görülebileceği unutulmamalı ve bu yöndeki tespitler ve eşlik eden diğer problemlerin varlığında, psikiyatrik yardım için anne babaların çocuk psikiyatristine başvurmaları önerilir.

3.İÇE KAPANIKLIK Çocuklar devamlı psikososyal bir gelişim gösterir. Normal sosyal gelişim içerisinde başta aile üyeleri olmak üzere diğer insanlar ile iletişim ve etkileşim önemlidir. Bu normal gelişim için kaçınılmaz bir durumdur. Bazı çocuklar gerek kişilik özellikleri gerekse ikincil olarak etki eden faktörler sonucunda içe dönük ,sosyal ortamlara ve alışılmadık mekanlara kolay adapte olamayan , genelde duygusal paylaşıma girmeyen , yabancı insanlardan tedirgin olan bir yapıda olabilirler. Bu durum bazı psikiyatrik durumlarda görülebilir. Bu durumda çocuğun bu nedene yönelik tedavisi gereklidir. Anne babaların bu durumda yapmaları gereken sık sık çocuğa söz hakkı tanımaları ,hemen her konuda onun kendisini ve duygularını ifade etmesini sağlamaları , ona sık sık ne hissettiğini ve düşündüğünü sormaları , çocuğun kendisine değer vermeleri , konuştuğu zaman dinlemeleri , sık sık sosyal ortamlarla irtibatını sağlamaları , onu olduğu gibi kabul ederek sevgilerini sık sık belli etmeleri , çocuğun her şeyine müdahale etmeden ve çok müdahaleci olmadan onun kendini ortaya koymasını sağlamaları önerilir. Devam eden durumlarda bazı psikiyatrik tablolardan söz edilebilir. Bu durumun tedavisi gerekir. Özellikle okul çağı ile beraber sosyal ilişkilerde problem olmaması için durumun çözümlenmeye çalışılması önem kazanır.

4.AŞIRI HAREKETLİLİK Bazı çocuklar yaşıtlarına göre aşırı hareketli olabilirler. Bu durumun bir çok nedeni olabilir. Genelde aşırı hareketli çocuk denince aklımıza hiperaktif çocuklar gelir. Çocukta aşırı hareketlilik her ortamda oluyor yer ve zaman dinlemiyorsa o zaman hiperaktiviteden şüphelenmek gerekir.Bu durumda çocukta dikkat eksikliğinin de eşlik edip etmediğine bakılması gerekir. Aşırı hareketli çocuklar devamlı kıpır kıpırdırlar , yerlerinde duramazlar , sanki bitmez bir enerjileri var gibidir. Genelde aşırı hareketli çocukların durumu okula başladıkları dönemde belirgin bir şekilde fark edilir. Öğretmenden sık sık uyarı alınması ile anne baba olayın farkına daha da iyi varır. Bu durum çocuğun sosyal ilişkilerini ve ders başarısını etkiler.Normalde belli bir kapasitede olan bu çocuklar ders başarısızlığı ile karşımıza gelirler. Bu durumlarda ilaç tedavisi ve diğer tedavi yaklaşımları çocuğun geleceği açısından önemlidir. Aşırı hareketlilik durumu çocuğun sıkıntı ve problemlerine bağlı da gelişebilir. Bazı psikiyatrik durumlarda çocuklarda bu türlü hareket artışına rastlayabiliyoruz. Bu durumda çocukta sıkıntıya ikincil olarak gelişmiş yerinde duramama, hareketlilik artışı görülür. Altta yatan sıkıntının ve stres etkeninin halledilmesi ile çocuğun bu hareketliliğinde azalma görülür. Bu çocukların genelde anne ve babalarında da buna benzer bir hareketlilik çocukluk dönemlerinde olabilir. Bu türlü çocuğu olan anne babaların olaya gayet sakin yaklaşarak , bu hareketliliği ve çocuğun psikososyal gelişimini iyi yönlendirmeleri gerekir. Aşırı hareketliliği yüzünden çok eleştirilen ve sosyal ortamlardan dışlanan çocuklarda , başka psikiyatrik problemlerde oluşabilir.Bu çocukları sportif faaliyetlere yönlendirmek , onları olumlu ve faydalı uğraşlarla meşgul etmek , enerjilerini bazı hobilere kanalize etmek, dikkat eksikliği ve hiperaktivite durumu varsa tedavisini sağlamak önemlidir.

5.DERS BAŞARISIZLIĞI Ders başarısına etki eden bir çok durum vardır. Ders başarısızlığı çocukların normal sosyal ve psikolojik durumunu etkiler. Bu durumda aile ile ilişkilerinde bozulması söz konusu olabilir. Ders başarısına en büyük etken çocuğun zeka kapasitesidir. Bu durum çocuğun okuduğunu , anlatılanı ve aktarılan bilgileri kolay kavramasına ve akılda tutmasını kolaylaştırır. Zekanın belli bir seviyeye gelmesini daha çok doğumsal özellikler ve çevre şartları belirler. Belli bir zeka kapasitesi olmasına rağmen ders başarısızlığı olan çocuklarda aşağıdaki nedenleri aramak yerinde olur. Ders başarısızlığının en büyük nedeni, çocukların belli bir sorumluluk içerisinde kendilerini hissedip , okul sonrası gerekli ders çalışma saatlerini düzenlememeleri ile kendini gösteren durumdur. Bu durumda öğretmen ve aileye çok büyük bir iş düşmekte uygun ve dengeli yaklaşımlar ile çocukların bu yöndeki eksikliklerini işbirliği içinde kapatmaları gerekir. Yanlış tutumlar çocukların bu sıkıntısını pekiştirir. Bu durumda öğretmen aile işbirliğinin olumlu etkisi büyüktür. Eğitimde fırsat eşitliği önemli bir konudur. Çocuğun gittiği okulun genel durumu , öğretmeninin özellikleri , sınıfın özellikleri , verilen eğitimin kalitesi , bu eğitime ek olarak sağlanan imkanlar çocukların ders başarısını doğrudan etkiler. Bütün bu noktalarda belirgin problem olmamasına rağmen çocukta görülen ders başarısızlığında özel öğrenme güçlüğü durumunu hesaba katmak yerinde olur. Bu durumun tespiti ve eğitim ile tedavisi önemlidir. Ders başarısına etki eden diğer nedenlerden biriside çocukta olabilecek depresyon , madde bağımlılığı , uyum bozuklukları ,aile ile ilgili problemler, psikososyal stres etkenleri , anksiyete bozuklukları gibi psikiyatrik durumlar da ders başarısızlıklarına neden olabilir. Bu durumlar ders başarısızlığının yanında ek belirtiler ile kendini gösterir. Bu negatif etkenin ortadan kaldırılması ile ders başarısızlığında düzelme belirgin olarak görülür. Ders başarısızlığı olan çocukların yaşıtları ile kıyaslanmadan ve özgüvenleri zedelenmeden , ders başarısı için yönlendirilmeleri önemlidir. Çocukların bu türlü sıkıntıları varken anne babanın aşırı ilgisiz ve aşırı kontrol durumları, çocukların bu durumlarının devam etmesine neden olur. Önemli olan anne babaların çocuklarına vakit ayırarak , onların durumlarından haberdar olmaları ve bu türlü problemler tamamen çocuğun yaşamında pekişmeden gerekli önlemler alınmalıdır

8.AŞIRI KONTROL Bazı anne babaların düştüğü en büyük hatalardan birisi de çocuklarını çok aşırı kontrol ve disipline etmeleridir. Bu genelde çok titiz ve hassas anne baba kişiliğinin olması durumunda karşımıza çıkmaktadır. Özellikle bazı anneler çocukları hakkında her an ne yapıyor , ne ile meşgul oluyor , acaba bir problem var mı , bir şey olursa , başına bir iş gelirse ve buna benzer düşüncelerle devamlı çocuklarını düşünmekte ve çocuklarını her an kontrol etmeye çalışmaktadırlar . Elbette ki her anne baba belli ölçülerde çocuğuna sahip çıkmalı ve çocuğunun o an nasıl bir durumda olduğunu merak etmelidir. Ama bunun ölçüsü çok fazla kaçırılırsa ve çocuklar çok aşırı kontrol edilemeye çalışılırsa , sıkıntının asıl önemli bir kısmını çocuklar çekmektedir. Yani çocuk her an kontrol edilme hissi ile yaşamakta bu da onlarda müthiş bir şekilde bir kaygı ve gerginlik oluşturmaktadır. Acaba hata yapar mıyım , acaba annem görür mü , acaba bu iş konusunda annem ne der , acaba bu yaptığım için eleştirilir miyim gibi düşüncelerle çocukların bu kontrol durumuna reaksiyon olarak kaygıları daha da artmaktadır . Hatta bu durumu bazen o kadar ileri boyutlarda görmekteyiz ki , bu kontrol ve bağımlılığa alışan çocuk annesinden ayrıldığı zaman sanki başına kötü bir şey gelecekmiş gibi endişe duyabilir. Bu durum onun ileride ayrılık kaygısı göstermesine de neden olabilir. Annenin kaygısı ve endişesi çocuğu da anlamsız bir şekilde kaygı ve sıkıntıya sokabilir . O nedenle anne babaların çocuklarını belli ölçülerde kontrol etmeleri , onların bazı hatalarını görmezden gelmeleri ( devam etme durumunda önlem almak şartı ile ) , onları bazı zamanlar kendi hallerine bırakmaları , her an nerede ne yapıyor düşüncesinden vazgeçmeleri , onlar için aşırı kaygı ve endişeye girmemeleri , çocuğun ufak tefek yanlışlarını tespit edip çocuğun yüzüne vurmamaları uygun olur. Bu aşırı kontrol ve anne babaların aşırı disiplin ile beraber mükemmeliyetçi tavırları , çocukları anne babanın sözlerine karşı pasif bir direnç ve yalana itebileceği gibi çocuklarda tik , tırnak yeme , konuşma sorunları , altını ıslatma, altını kirletme vb gibi kaygı belirtilerine de yol açabilir. Anne babaları çocuklarını kontrol etme konusunda bu dengeyi iyi ayarlamaları gerekir. aynı zamanda çok kontrol edilen ve çok eleştirilen çocuklarında kendi özgüvenlerinin eksik kalacağını ve sosyal olarak çekingen olabileceklerini ve anne babalarının bu aşırı kontrol ve isteklerinin de onları strese itebileceğinin hiç bir zaman unutulmaması gerekir. Her çocuğun kendi halinde olması gereken zamanların olduğu unutulmamalı ve çocukların kontrol ve takibi onları bunaltmayacak ve kaygıya itmeyecek derecede olmalıdır.

.ANNE BABANIN FARKLI YAKLAŞIMLARI Genelde anne babalar çocuğa davranışta tek bir çizgiyi tutturmakta zorlanırlar. Elbette ki anne babanın farklı kişilik yapıları , yetişme tarzları , anlayışları ve değişik farklılıkları olacaktır .Bu çocuğun yetişme ve zeka gelişiminde iyi yönde katkılar sağlayabileceği gibi , çocuğun eğitimi ve davranışlarının yönlendirilmesinde anne babanın birbirinden habersiz veya tamamen farklı yaklaşımları çocukların psikososyal gelişiminde büyük sıkıntılar oluşturabilmektedir. Genelde çocuğun gelişim aşamalarından uygun bir şekilde geçmesi ve onun yaşa özgü eğitiminin tamamlanmasında anne babanın yaklaşımları ve çocuğu yönlendirmeleri önem kazanır. Bütün bunları şu şekilde örnek vererek açıklayabiliriz ; Bir anne aşırı hoşgörülü olabilir, baba ise tam tersi disiplin yönü ağır basabilir. Bu durumda çocuğun davranışları , konuşması , hal ve hareketleri tamamen iki farklı kutup tarafından yönlendirilmeye çalışılırsa çocukta davranış problemleri ve bazı psikolojik sorunlar yaşanabilir. Babanın koyduğu kuralı annenin bozması veya tam tersi babanın hoşgörü gösterdiği bir davranışa annenin sınır koyması genelde çocuğun davranış olarak kararsız , çekingen , çelişkili ve tutarsız bir hale gelmesine neden olabilir. Çünkü çocuk gelişimini ve davranışlarını anne babasından iyi yönde veya kötü yönde aldığı uyarılar ile şekillendirir. Bu çocuğa yansıyan çelişkili ve tutarsız durum çocukta değişik kaygı belirtilerinin ( tırnak yeme , tik , konuşma zorlukları , uyku ve yeme bozuklukları vb.) ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir. Anne babaların mümkün olduğu kadar birbirlerini desteklemeleri , tutarsız davranmamaları , çocuğun yanında birbirinin uygulamalarını eleştirmemeleri gerekir. Bazı görüş farklılıkları olsa bile çocuğun olmadığı zamanlarda konuşularak ortak görüşün çıkması ve ortak söz birliğinin sağlanması gerekir. Çocuğun sağlıklı gelişiminde anne babaların birlikte , çelişkisiz ve tutarlı olmaları çok önemlidir. Aksi takdirde bu farklılıklar ve anne babanın çelişkili davranışları çocuk tarafından kullanılabilir. Çocuğun anne babayı yönlendirmesi bu farklı tutumlardan dolayı kolaylaşabilir. Anne babaların ortak fikir ve görüş birliği ile çocuklarını yönlendirmeleri gerekirken , tam tersi olarak çocuk , anne babayı yönlendirebilir. Bir başka noktada anne baba harici bir başka kişinin( genelde büyükanne , büyükbabanın) anne babanın koyduğu kuralları ihlal eden veya zayıflatan yaklaşımlarda bulunarak çocukların kurallara uymasını ve davranışlarının şekillenmesini engellemesidir. Anne baba arasındaki iletişim ve ortak karar alma mekanizması ne kadar iyi işler ve çocuğa yansıtılan davranışları ne kadar birbiri tarafından desteklenirse o kadar sağlıklı ve normal psikososyal gelişimli çocuklar olacaktır. Burada şunu da belirtmek yerinde olacaktır , çocuklara yansıtılan davranışların zaman aşımına uğrayarak değişikliklere uğraması uygun değildir. Yani anne bugün koyduğu kuralı bir hafta sonra bozuyor veya tam tersi bir tutum izliyorsa ( sebepsizce gerekli bir neden olmadan ) bu durum da çocukların gelişimini kötü yönde etkiler. çünkü çocuk bir hafta önce tepki almadığı bir davranıştan bir hafta sonra tepki aldığını görürse bu onun kendine güvenini azaltır, onu çekingen , tedirgin ve kaygılı birisi haline getirir. Yani çocuğun çevresinden ( aile , arkadaş , okul ve öğretmen , sosyal çevre ) devamlı tutarlı davranışları görmesi önemlidir. Bu konuyu ileri bir tarihte daha ayrıntılı incelemeyi düşünüyoruz

10.CEZALANDIRILMA ŞEKLİ Çocuklarına güzel bir şekilde eğitim vermek ,onları hayata hazırlamak ve onları iyi yönlendirebilmek her anne babanın temel hedeflerinden bazılarıdır. Devam eden hayat içerisinde çocukların gerektiği şekilde iyi özellikler kazanması , bazı yönlendirmeleri gerektirmektedir. Anne babanın her davranışının , yorumunun olaylar karşısındaki tavrının ve tepkisinin çocuk üzerinde bir etkisi vardır. Anne baba – çocuk arasındaki etkileşim devam eden çok önemli bir süreçtir. Ve bu etkileşimin kalitesi neredeyse çocuğun bütün hayatını etkiler. 6 aylık bir çocuk bile iyi bir şey yaptığında anne babanın göz teması ile onu desteklemesi veya kaşlarını çatarak istemediğini belli etmesi bir ödül -ceza şeklidir. Aslında günlük akıp giden hayat içerisinde anne babalar farkında olmadan çocuklarını ödüllendirmekte veya cezalandırmaktadırlar. Bazı durumlarda ise çocuklar hatalı ve yanlış bir şey yaptığı ve en önemlisi bunu tekrarladığı zaman anne babaların tepkisiz kalması o yanlışın devam etmesini sağlamaktadır. Zamanında müdahale edilmeyen hata devam edecek veya şekil değiştirebilecektir. Bazen de anne babanın yersiz ve aşırı tepki ortaya koyması veya tutarsız bir şekilde cezalandırması çocuktaki sıkıntıyı artırmakta ve yeni davranış sorunlarının ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Ayrıca devamlı kontrol edilmeye çalışılan ve bu kontrol havası içerisinde gerginliğe itilen çocuklarda da psikolojik sorunlar ortaya çıkabileceği göz önünde tutulmalıdır. O nedenle bebekken dahi anne babanın çocuğa uyguladığı cezalandırma şekli önemlidir. Ve çocuğun kişilik gelişiminde , sosyal gelişiminde ciddi tesirler bırakır.O nedenle biz çocuk psikiyatristlerini endişelendiren önemli noktalardan biriside bu konuda anne babaların bilinçsiz bir şekilde uygulamalarda bulunmasıdır. Genelde çocukların yaşları ve yaptıkları hataların büyüklüğüne göre cezalandırılmaları uygun olmak ile birlikte genel yaklaşımları şu şekilde sıralayabiliriz

Cezalandırmanın aşamaları ve özellikleri nasıl olmalıdır 1- Çocukların ilk yaptığı hata eğer çok büyük sonuç doğurmayacak şekilde ise uyarı şeklinde (bu da bir cezalandırmadır ) anne babanın müdahalede bulunması gerekir. Bu yeri geldiğinde anlık bir kaş çatılması şeklinde de olabilir. Bu çocuğa mesaj olarak yaptığı davranışın onaylanmadığı tepkisinin iletilmesidir. 2-Yapılan hatanın şiddeti artmış ise ve/veya tekrarlayan hatalar ise çocuk ile yaşına uygun bir şekilde bu durumun hatalı olduğu ve doğrusunun ne olduğu , davranışın tekrarı halinde zararının neler olacağı konuşulmalıdır. Bu açık olarak sizin tarafınızdan bu davranışın istenmediğinin belirtilmesidir. 3-Yapılan hatanın devamı durumunda , hatanın büyüklüğü ne olursa olsun anne baba tekrar çocuğu ile sevgi ve ılımlı bir ortam oluşturarak , çocuğa yönelik aşırı tepki ve yargılamadan kaçınarak konuşmalı ve çocuğa bu davranışın tekrarı halinde ne türlü cezaları alabileceğini belirtmelidir. Burada da çocuğun yaşı önem kazanmak ile birlikte anne babanın bu durumu onun ile konuşma tarzı ve üslubu önemlidir. Kesinlikle durum mücadele ve tartışma ortamına dönüştürülmemelidir. Çünkü bu ortam iki tarafa da zarar verecektir. İlerleyen dönemlerdeki ilişkiyi zedeleyecektir. 4- Konuşma ve söylenen cezalandırılma ikazlarına rağmen devam eden yanlışlarda anne babanın ısrar ile bahsettiği cezayı uygulaması gerekir. Burada Hemen şunu belirtelim ; anne babalar kesinlikle yapamayacağı cezalandırma yöntemini çocuğa söylememeli , ancak cezalandırmayı yapmak istemedikleri veya yapamadıkları zamanda hafifletici sebepler ile bir karşılık sonucunda affetmelidirler ( örn:ceza olarak dışarı parka götürülmeyecek çocuğa , odanı toparlarsan senin cezanı affedebilirim demek gibi ). Cezalandırmanın şekli ise burada önem kazanmaktadır. Biz çocuk psikiyatristlerinin önerdiği cezalandırma yöntemi , çocuğun sevdiği şeylerden mahrum edilmesi şeklindedir. Fiziksel cezaların çocuklara uygulanması son derece sakıncalıdır ve çocukların anne baba ile ilişkisini zedelemekte ve ortamı daha gergin hale getirmektedir. Veya erken yatma , odasında yalnız olarak iki-üç dakika beklemesi gibi basit cezalandırma tekniklerinin kullanılması da uygun olur. Ama cezalandırılma sırasında çocukların gururu incitilmeden ve özgüvenleri zedelenmeden uygun bir dil ve takdim ile bunun yapılması gerekir. 5-Aldığınız bütün önlemlere rağmen önüne geçilemeyen sıkıntılar için anne babaların bir uzmana başvurmayı ihmal etmemeleri gerekir. Çünkü bu durumlarda davranış bozukluğu , karşı gelme bozukluğu , dikkat eksikliği ve hiperaktivite durumu , çocukluk çağı depresyonları , uyum güçlükleri gibi sorunlar eşlik ediyor olabilir. Ek olarak şunu söylemek gerekir anne babanın cezayı takdim şekli , daha önceleri çocuğa verdikleri eğitim , anne baba harici etkili kimselerin durumu(büyük anne büyük baba vb ) , sosyal çevrenin özellikleri , okul çevresi , anne babanın birbirlerinin desteklemeleri , anne babanın kişilik yapıları , çocuğa olan yakınlık dereceleri , arkadaş çevresi , büyük veya küçük kardeşin tutumu , anne babanın daha önce tutarlı cezalandırma şekilleri vb. gibi bir çok etken ile çocuğun davranışları , cezaya verdikleri tepki ve cezalandırılma sonucu elde edilen başarı durumu değişecektir.

11.ÇOCUĞU ÖDÜLLENDİRMENİN ŞEKLİ NASIL OLMALIDIR Hayatın ilerleyen aşamalarında çocuk gelişimi bazı yönlendirilmelere ihtiyaç duyar . Anne babanın çocuğun davranışlarının şekillenmesinde çocuğun başarılarını , doğru davranışlarını , onaylanması gereken tavırlarını ,ödüllendirmesi önemlidir. Nasıl ki istenmeyen davranışların ve yanlışların kalmaması için cezalandırma yöntemini uygun bir şekilde uygulamaları önemlidir aynı şekilde ödüllendirme yöntemini de uygun kullanmaları çocuk eğitimi açısından önemlidir.. Çocuğun olumlu davranışlarının tasdiklenmesi bebeklik döneminde başlar . Bir hareket yaptıktan sonra bebek annenin veya babanın yüzüne bakar ve onlardan tasdik bekler . eğer o davranış tasdiklenirse (gülümseme , kafa sallama , dokunma , ses ile onaylama ,ona bir şey verme vb ) bebek o davranışını ilerletir ve o davranışın değişik ve ileri versiyonları artarak devam eder yani o davranış giderek güçlenir. Ama anne baba tarafından o davranıştan sonra olumsuz bir tavır (görmezden gelme , kaş çatma , ses ile ikaz , el ile engelleme ,onu o ortamdan uzaklaştırma vb ) olursa o davranış uzun süre devam etmeden giderek gücünü kaybeder . Biz bu durumu bebeklikten çocukluk dönemine ilerlettiğimizde yine aynı şekilde onay ve onaylamama çocuğun davranışlarının şekillenmesine neden olur . Ama unutulmamalıdır ki bütün bu söylediğimiz şeyler anne baba ile çocuk arasındaki normal bir ilişki ve karşılıklı etkileşim durumunda söz konusudur. Diğer durumlarda ise anne baba ile çocuk arasında bozuk bir karşılıklı ilişki durumu varsa o zaman çocuk anne babaya itiraz edecek , dediklerinin tersini yapacak , engellenme ve onaylanmamaya ters tepkiler verecektir. Çocuğu ödüllendirmenin derecesi ve şekli yaş ve ailenin durumuna göre genelde değişiklikler gösterir.Ama şunu hemen belirtelim ki en iyi ödüllendirme maddi ödüllendirme yerine duygusal ödüllendirmedir. Çocuğun bu türlü bir ödüllendirmeye alıştırılması da oldukça önem taşır. Anne babaların genel anlayışı çocuğa maddi hediye ve bir şeyler almanın sanki en iyi ödüllendirmeymiş gibi algılanmasıdır. Bu şekilde devamlı bir şeyler alınmaya ve verilmeye alıştırılan çocuk ise gün gelecek en iyi ve en pahalı hediyelerle bile doyum bulamayacaktır. Ama anne babasının öpmesi , kucaklaması , gezdirmesi , onunla oynaması , ona güzel sözler söylemesi şeklindeki ödüllendirme ise en sağlıklı ve en başarılı ödüllendirmedir. Anne babaların bu türlü bir duygusal ödülün yanısıra imkanları ölçüsünde ek hediyeler vermesi de çocuğu ödüllendirmenin diğer yoludur. Anne babaların çocuklara alınan hediyelerdeki maddi büyüklük yerine manevi değerini ön plana çıkarmaları uygun olur. Ama bunu bazı anne babalar yapsa bile günümüzün tüketim toplumunda çevresinden ve arkadaşlarından etkilenen çocukları yönlendirmek anne babalar için hayli zor olacaktır.

Bronşiolit

Bronşiolit
Kış mevsiminin ortalarında olduğumuz şu günlerde havalar iyice soğudu. Soğuk havaya ve yağmura yeniden merhaba dedik. Artan soğukla birlikte kış hastalıkları da kapımızı çalmaya başladı. Kapımızı en çok çalan hastalık bronşiolit, bu hastalıktan çabuk etkilenen de küçük çocuklar olunca söylenecek çok söz var…

Bronşit mi, bronşiolit mi?

Bronşiolit, akciğerlerin küçük hava yollarında tıkanıklığa neden olabilen iltihabi bir durumdur. Genellikle 1 aydan büyük ve 2 yaştan küçük çocuklarda ve en sık olarak da 6 aylık bebeklerde rastlanır. Akut bronşit ise, akciğerdeki büyük hava yollarının iltihabi durumudur. Biraz daha büyük çocuklarda gribal bir üst solunum yolu enfeksiyonunu izleyerek gelişir.

Belirtilere dikkat

Bronşiolitlerde ailede geçirilmiş gribal bir enfeksiyon hikayesi (yüzde 90) olabilir. Hafif üst solunum yolu enfeksiyonu belirtileri (hapşırma, burun akıntısı, öksürük), 38 derece civarında ateş, iştah kaybı, solunum zorluğu belirtileri (aralıklı sesli öksürük, nefes almada zorluk, irritabilite), beslenme güçlüğü görülebilir. Akut bronşit ise bir çok defa, nezleden 3-4 gün sonra kuru, kısa süreli, balgamsız ve giderek artan, bazen de nöbetler şeklinde olabilen öksürükle başlar. Göğüs ağrısı ve 38 dereceyi aşmayan bir ateş olabilir.

Hastalığın seyri takip edilmelidir

Hafif vakalarda hastalık belirtileri bir ile üç günde geriler. Ağır vakalar bir-iki saatte ilerleyip, ağırlaşabilir. Hava açlığı, morarma, burun kanadı solunumu, göğüs kemiklerinde anormal hareketler olabilir. Ateş 38 dereceyi aşmaz. Eğer ateş 38 dereceyi aşarsa zatürre açısından dikkat etmek gerekir. Başlangıçta berrak olan balgam iltihabı görünüm alabilir, beş ile on gün içinde öksürük azalmaya başlar, balgam kaybolur.

Kış ve İlkbaharda salgına dönüşebilir

Bronşiolit kış ve ilkbaharın ilk aylarında, bazen salgınlar şeklinde görülebilmektedir. Hastaların yüzde 90ının ailesinde gribal bir enfeksiyon hikayesi mevcuttur. Hastaların yüzde 50sinde etken RSV yani respiratuar sinsityal virüstür. Ayrıca parainfluenza 3, myeoplasma, bazı adenovirüsler, rhinovirus ve influenza virüsler etken olabilir. Bunun yanı sıra soğuk, nem, ani ısı değişiklikleri ve özellikle sisli, kirli hava, ev tozları, çiçek tozları ve çeşitli polenler hazırlayıcı etkenler arasındadır.

Tedavi geciktirilmemelidir

2 aylıktan küçük çocuklar; morarma, solunum durması bulguları, solunum sayısının dakikada 60ın üzerinde olması, kanda oksijen değerlerinin düşmesi, karbondioksit değerlerinin yükselmesi durumunda hastaneye yatırılır. Amaç oksijenizasyonu sağlamak için nemli oksijen tedavisi, balgamı yumuşatıp öksürük ile atılımı kolaylaştırmak için nebulazatör ile bronş genişletici ilaçlar, balgam söktürücü ilaçlar ve sıvı kaybı oluşmuşsa sıvı tedavisidir. Normalde antibiyotik tedavisi gerekmez. Ancak akciğer filminde iltihabi alanlar mevcutsa ve ateş yükselmiş, kanda iltihabi hücreler artmışsa antibiyotikler kullanılabilir. Ağır vakalarda bronşlardaki ödemi azaltıcı etkisinden dolayı steroidler kullanılabilmektedir.

Sık tekrarlarsa

Tekrarlayan bronşiolit; gizli kalmış aslım, tüberküloz, kistifibroz, kalp yetmezliği, yabancı cisim yutma, boğmaca, organik fosfor zehirlenmesi ve immun yetersizlik gibi hastalıklardan ayırt edilmeli ve altta yatan asıl sebep tedavi edilmelidir. Özellikle tekrarlayan bronşioliti olan çocuklar astım tanısı konulursa aşı tedavisi ve sprey şeklinde ilaçlar ile takip edilmelidir.

Bronşiolit hastalarına tavsiyeler

Hastalığın en sık sebebi aile içi gribal durumdur. Bu nedenle tüm aile bireyleri gribal durumdan korunmalı, gerekirse çocuğa maskeyle yaklaşılmalıdır.

Hastalık başladıktan sonra çocuklara bol sıvı verilmeli ve sık sık akciğerlerine belli aralıklarla masaj (fiyoteradi) yapılmalıdır.

Kirli, tozlu kent havasından uzak durulmalı, bin metreden yüksek yerlere gidilmemelidir.

Aile içinde sigara kullanımı engellenmelidir.

Cinsel İsteksizlik ve Nedenleri

Bazı bireyler de yukarıdakinin aksine cinsel yönden fazla arzulu olmadıklarını düşünürler. “Fazla cinsel arzu duymamak” da çoğu durumda yapısal bir özelliktir ve birey baştan beri böyledir. Bazı insanlar yapısal olarak cinselliğe daha az “düşkündürler”.
Bazı bireyler de yukarıdakinin aksine cinsel yönden fazla arzulu olmadıklarını düşünürler. “Fazla cinsel arzu duymamak” da çoğu durumda yapısal bir özelliktir ve birey baştan beri böyledir. Bazı insanlar yapısal olarak cinselliğe daha az düşkündürler”.

Bazen bir birey hayatının belli bir döneminde diğer dönemlerine göre daha az cinsel arzu duyduğunun farkına varabilir.

Cinsel arzunun anormal bir şekilde düşük olduğunun belirleyicisi, bu arzu azalmasının kişiyi rahatsız etmesi veya kişinin
eşiyle olan ilişkilerini olumsuz etkilemesidir. Bu tanımın dışında kalan “azalmış cinsel arzu” anormal kabul edilmez

.