‘kanser tedavisi’ olarak Etiketlenen Yazılar


Kanserden Koruyan Besinler

• Ananas: Ananasın içindeki ‘bromelain’ maddesi tümör hücre gelişimini doğrudan
durduruyor. Özellikle de akciğer, bağırsak, yumurtalık ve cilt kanserlerinde tümörlü hücrelerin büyümesini engelliyor.
• Böğürtlen: İçeriğindeki eliagic asit kanserli hücrelerin ölmesini sağlıyor. Böğürtlen yaprakları da çok faydalı, çay şeklinde tüketilebilir.
• Elma: Bol miktarda kuarsetin içerir. Kanser tedavisinde, kanserden korunmada,
alerji ve kalp damar hastalıklarında yararlıdır. Günde en az 2 elma tüketin. Ancak elmayı kabuklarıyla yiyin.
• Kara üzüm: Son 10 yıl içindeki çalışmalar kara üzümün kanser önleyici rolüne işaret ediyor. Ayrıca kalp damar hastalıklarından da koruyor. Çekirdeği ve kabuğuyla birlikte yenmesi gerekiyor. Günde; 1-2 Bardak kadar tüketilebilir.
• Karpuz: A ve C vitamininden zengindir. içerdiği yararlı maddeler vücudu kansere karşı korur, toksik maddelerden arındırır.
• Kiraz: Bol miktarda flavon denen yaralı bir madde ihtiva eder. Kanser oluşumunu ve kanserin ilerlemesini engeller. Özellikle meme, cilt, akciğer ye karaciğer gibi kanser tiplerinde etkili.
• Nar: Son çalışmalar, narın kanserojen madde verilen farelerin genlerinde yüzde 30 civarında düzelme sağladığını gösteriyor. İçerdiği bazı maddeler sayesinde kolestrol ve şekeri dengeleyen nar, kalp sağlığını da koruyor. Bu nedenle günde 1 bardak taze sıkılmış nar suyu için ya da 2-3 tane nar yiyin,
• Yaban mersini: Vücudu kanserden koruyan enzimleri aktif hale getirerek kansere yakalanma riskini azaltıyor. Ayrıca kandaki kolesterol oranını düşürerek kalp krizinden de koruyor.

Bu Sebzeleri Mutlaka Tüketin

• Arnavut biberi: Kanserden korunmada, kansere bağlı ağrılarda, mide-bağırsak gazında, kemoterapiradyoterapinin neden olduğu ağız-boğaz yara ve ağrılarında kullanılır. Günde 5 tane taze olarak tüketin.
• Brokoli: C vitamini, beta karoten, lif ve kalsiyum açısından çok zengindir.
Kansere karşı koruyucu maddeler içerir. Özellikle bağırsak, mesane, meme kanserlerinden korur. Çiğ yenebildiği gibi haşlanmış ya da buharda pişirilmiş olarak da tüketilir. Brokoli çoğu içerik maddesini ancak çiğ yendiğinde barındırır. Pişirme brokolinin yararını azaltabilir. Ancak haftada 2′den fazla çiğ brokoli
tüketmeyin çünkü tiroid yetmezliği oluşabilir.
• Kırmızı biber: Zengin bir C vitamini deposudur. C vitamini kanser hücrelerinin büyümesini engeller ve bağışıklık sistemini zararlı maddelerden korur,
• Domates: Özellikle hafif pişmiş tüketilmesi prostat problemlerinden yüzde 40 oranından korur. Domatesin içindeki likopen akciğer, kolon, meme kanserini de engeller.
• Havuç: Günde 2 bardak havuç suyu içmek, prostat kanserine karşı yüzde 20 koruma sağlıyor. Havucun içinde beta karoten denen çok yararlı bir madde var. Beta karotenin ağız, yemek borusu ve mide kanserinde de koruyucu etkisi var.
• Kırmızı turp: Akciğer kanseri riskini azaltır, meme kanserinden korur. Bol miktarda turp salatası tüketin.
• Sarımsak: Kanserin yayılmasını durdurur. Selenyum, triptopan gibi kanser hücreleriyle savaşan maddeler içerir. Hem kansere yakalanmaktan korur hem de kanser tedavisi sırasında kullanılır. Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalara göre sarımsak mide, meme, bağırsak, yemek borusu, prostat ve cilt kanserlerinde tümörlerin oluşmasını ve ilerlemesini engelliyor. Her gün 2-3 diş çiğ sarımsak tüketin.

Hergün 1-2 Avuç Kuru yemiş

• Ceviz: Omega 3 yağ asitleri içerdiği için kanserden korur. Ayrıca kalp damar hastalıklarına da iyi gelir. Günde 1 avuç ceviz yiyin.
• Ay çekirdeği: Çinko ve selenyumdan zengindir. Çinko vücutta C vitamininin emilmesini sağlar ve şifalı etkisini hızlandırır.
• Kabak çekirdeği: E vitamininden zengindir. Kanser hücrelerinin engeller ve bağışıklık sistemini zararlı maddelerden korur.

Omega 3′ten Zengin Balıkları Seçin

Haftada 2 kez somon, uskumru, sardalya ve mezgit gibi omega 3 yağ asitlerinden zengin balıkları tüketmek kanserden korur. Balık meme kanserinde yayılmayı önler, bağırsak, pankreas ve prostat kanserlerinin büyümesine engel olur. Ayrıca kalp krizine karşı da koruyucudur.

Haftada 2 Kez Kuru Baklagil Şart

Mercimek, nohut, kuru fasulye iyi protein ve lif kaynaklarıdır. Kanserin yayılmasını önleyen anti kanser maddeler içerirler. Vücuda zarar veren maddelerle savaşır, kan dolaşımına yardımcı olurlar.

Her Gün Yarım Kilo Yoğurt

Evde yapılan pfobiyotik yoğurdun içindeki bakteriler vücudun en büyük dostu, kanserin en büyük düşmanıdır. Ayrıca yoğurt uzun yaşamın sırrıdır. Yoğurt özellikle kolon, mide, akciğer ve meme kanserlerine karşı koruyucudur. Kadınlarda meme fibrokistlerini de azaltıyor. Bu nedenle herkesin günde yarım kilo yoğurt tüketmesi gerekir.

Şifalı Baharatları Unutmayın

• Kimyon: Kimyon, dereotu tohumu ve turunçgillerin kabuğu çok; faydalıdır, L limonen denen kanser savaşçısı bir madde ihtiva eder.
• Zerdeçal: Köriye karakteristik koyu sarı rengini ve lezzetini verir. Kanser destek ürünleri içinde en güçlüsüdür. Akciğer, kolon, karaciğer, mide, meme, yumurtalık, beyin, lösemi gibi pek çok kanserde tümörlü hücrelerin büyümesini engellediği gösterilmiş. Kanserin danıarlanmasmı engeller,
kanser hücrelerini ölmeye zorlar.
• Çörek otu: Bağışıklık siteminizi güçlendirmek için günde 1 çorba kaşığı 1 çörek otu yiyin. Çörek otu vücutta mikrop veya tümörle mücadele eden Naturel Killer (NK) hücrelerinin sayılarının artmasını sağlar. Yararlı etkilerini gösterebilmesi için çörek otunu öğütüp toz şeklinde tüketin.
• Keten tohumu: Bağışıklık sistemini güçlendirerek kanserden korur. Özellikle bağırsak kanserine karşı koruma sağlar, keten tohumu da öğütüldükten sonra tüketilmeli

Her Gün Yeşil Çay İçin

Günde iki fincan yeşil çay tüketiminden sonra kana geçen kanser savaşçısı maddeler, kılcal damarlarla vücudun her hücresine taşınarak tümörlü hücrelerin büvumesini engeller

Prof. Dr. Erkan TOPUZ

Kanserin Etkileri

Kanserin Etkileri

Hücre sayısındaki aşırı artışın bazı koşullarda nasıl olup da yaşamsal tehlike yarattığını anlamak kimi za­man güçtür. Habis hastalığın ciddi etkileri kanserin yayıldığı normal dokuların ve/veya bölgelerin (örn. karaciğer, kemik ya da akciğerler) normal işlevlerini engelleyecek şe­kilde giderek daha çok kanserli hüc­reyle dolması ve hasara uğraması sonucunda oluşur. Belirli bir böl­geyle sınırlı (lokalize) kanserlerin ölümle sonuçlanması oldukça alışıl­madık bir durumdur. Kanser ölüm­lerinin büyük bölümü hastalığın ya­yılmasına ya da metastazlara bağlıdır. Ancak, bu fiziksel süreçlere ek olarak kanserler hem belli bir bölge­de hem de dolaşım sistemi aracılı­ğıyla tüm vücudu etkileyen çok çe­şitli zehirli (toksik) kimyasal madde­ler üreterek de genel durumda gi­derek artan bir bozulmaya neden olabilir. Bu kimyasal maddeler kilo kaybı ve halsizlik gibi belirtilere yol açabilir.

SINIFLAMA
Kanserler, hücrelerin normal olan­dan ne ölçüde farklılaştığına göre derecelendirilir. İyi farklılaşmış (tıp dilinde iyi diferansiye) kanserlerde (kimi zaman “grad 1¨ de denir), nor­mal hücre yapısı korunur ve hücreler sık bölünmez. Hücrelerden bazıları, esas özgül görevlerini belli ölçüler­de hâlâ yerine getirebilir. Yelpazenin öbür ucunda kötü farklılaşmış (tıp dilinde kötü diferansiye) kanserler (grad 3) yer alır; bu kanserlerde hüc­reler öylesine değişmişlerdir ki, nor­mal hücrelerden artık çok farklıdır ve görevlerini yerine getirme yetilerini tamamen yitirmişlerdir. Kötü farklı­laşmış kanserler daha hızlı çoğalma ve daha saldırgan olma eğiliminde­dir ve akıbeti . daha kötüdür. Bunların arasında farklılaşması orta düzeyde olan kanserler yer alır.

Kahserler yayıldıkları dokulara göre değil, köken aldıkları normal hücrenin türüne göre sınıflandırılır. Buna birincil sınıflandırma adı da ve­rilebilir. Her sınıftan kanser yukarıda tanımlandığı gibi derecelendirilir; kanserlerin büyüklükleri ve yayılma dereceleri de “evrelendirme” adı verilen süreç içinde değerlendirilir (bk. s. 30). Birinci] sınıflandırma dik­kate alındığında, hemen tüm kanser türleri aşağıdaki gruplardan birine yerleştirilebilir.

Karsinomlar
En sık görülen kanserlerdir. Deri ve pek çok iç organın çeperi dahil, vü­cut yüzeylerini örten hücrelerden köken alır. Ağız, boğaz, bronşlar (havanın akciğerlere girip çıkmasını sağlayan tüpler), özofagus (yemek borusu), mide, barsak, mesane, ute-rus (rahim) ve yumurtalıkların yanı . sıra memede, prostat bezinde ve pankreastaki kanalları örten dokular da bunlar arasındadır.

Farklı karsinom türleri vardır ve bunlar köken aldıkları normal hücre­lerin görünümüne göre adlandırılır. “Skuamöz karsinomlar” (yassı hüc­reli karsinomlar) özellikle deri, akci­ğer, ağız, boğaz ve yemek borusun­da; “adenokarsinomlar” özellikle meme, barsak, alt yemek borusu, mide ve yumurtalıklarda; “geçiş hücreli karsinomlar” . esas olarak me­sanede ve “küçük hücreli karsinom­lar” akciğerde görülür.

Sarkomlar
Yüzeyi örten dokulardan değil de kemik, yağ, kas ve vücudumuzun pek çok bölümünde bulunan güç lendirici bağ dokusu gibi destekleyi­ci dokulardan köken alır.

Lenfomalar
Vücudumuzda ve özellikle de lenf bezlerinde ve kanda bulunan “lenfo­sit” adlı hücrelerden kaynaklanır. Bu hücreler bağışıklık sistemimizin çok önemli bileşenleridir. Lenfomalar et­kilenen hücre tipine göre ‘Hodgkin hastalığı’ ve ‘Hodgkin dışı lenfoma­lar’ olarak ikiye ayrılır.

Lösemiler
Kemik iliğinde akyuvarları üreten hücrelerden kaynaklanır. Akyuvarlar (lökositler) vücudumuzun enfeksi­yona karşı savunmasında kritik bir rol oynar. Lösemili hastaların kanın­da anormal akyuvar sayısı büyük öl­çüde artar. Anormal hücreler genel­likle işlevlerini doğru biçimde yerine getirmediği ve kemik iliğinde yeni normal hücre yapımı için alan bırak­madığı için soruna yol açar.

Miyelom
Kemik iliğinde bulunan ve antikor (enfeksiyonlarla savaşmamıza yar­dımcı olan proteinler) adı verilen plazma hücrelerinin kanseridir.

Germ hücreli tümörler
Yumurta ve spermlerin üretiminden sorumlu olan testis ve yumurtalıklar-daki hücrelerden köken alır. Tera-tomlar ve seminomlar bu tümör tip­leri arasındadır.

Melanom
Bu deri kanseri türü, derideki pig­ment üreten hücrelerden (melanositler) köken alır.

Gliom
Beyin ya da omuriliğin destekleyici doku hücrelerinde gelişir.

Prekanseröz (ön kanser) oluşumlar
Son olarak, görünürde sağlıklı olan kişilerde rahim boynu sürüntüsü (servikal smear) ya da memenin rad­yolojik incelenmesi olan mamografi (bir sonraki bölüme bakınız) gibi ta­rama testleri sırasında saptanan ve kansere dönüşme potansiyeli taşıyan yaygın bazı oluşumlardan da söz et­mek gerekir. Bu tür bozukluklar özel­likle rahim boynu (serviks) yüzeyini ve memedeki süt kanallarını etkiler ve “karsinoma in situ” olarak adlan­dırılır. Bu, mikroskobik incelemede en yüzeydeki hücrelerin habis bir gö­rüntüsü olduğu, ancak yüzey örtüsü­nün hemen altındaki dokuların her­hangi birini istila ederek habis bir davranışa giriştiğine ilişkin bir belirti olmadığı anlamına gelir.
Karsinoma in situ lenfatik dola­şım ya da kan dolaşımı yoluyla yayı­lamaz ve kendi başına hiçbir yaşam­sal tehlike doğurmaz. Ancak tedavi edilmediğinde gerçek bir kansere dönüşme riski vardır

Kanser Nasıl Yayılır?

Kanser Nasıl Yayılır?

Üç önemli yayılma yolu vardır.
a)Direkt şekilde büyüyerek etraftaki yapılara uzanır.
b)Lenf kanalları yoluyla uzakta bulunan organlara yayılır.
c)Kan akımı yoluyla uzakta bulunan organlara yayılır

Kanserin Genel Tedavisi

Kanser tanısı kesinleştirildikten ve gerekli tüm diğer araştırmalar tamamlandıktan sonra doktor hastaya bir sonraki adım konusunda önerilerde bulunur. Genellikle bu görüşmede kanser te­davileri öncelikli yer tutsa da, sağlık bakımına yönelik genel planlamada fiziksel belirtilerin, psikolojik olarak sağlıklı olmanın, aile ve diğer sosyal koşulların da dikkate alınması önem taşır.

Kanserde üç ana tedavi türü var­dır: ameliyat, radyoterapi ve ilaçlar. Genel olarak kanseri iyileştirmek açı­sından tek başına en etkili tedavi ameliyat olsa da, farklı kanser türle­rinde çok farklı tedaviler uygulanabi­lir. Hem radyoterapi hem de kemoterapi (ilaç tedavisi) çevredeki nor­mal dokulara hasar vermeden, kan­ser hücrelerini parçalayabilmektedir. Ancak bazı kanserler radyoterapiye ya da ilaçlara iyi . yanıt vermez ve en iyi tedavi ameliyattır. Bazı kanserle rin ise ameliyatla çıkartılması güç ya da imkânsız olabilir ve bu kanserler başka tedavilere daha iyi yanıt vere­bilir.

Kanser ameliyatla tedavi edilebiliyorsa, genellikle başka bir tedavi seçeneğini düşünmeye değmez. Ancak bazı kanser türlerinde (örn. baş ve boyun bölgesinde ya da serviksteki kanserlerde) . radyoterapi eşit ölçüde ve hatta daha da etkili olabilir. Böyle durumlarda şekil bo­zukluğuna yol açmadığı, konuşma ya da yutkunma gibi önemli fonksi­yonları etkilemediği veya yalnızca daha basit olduğu için radyoterapi en iyi seçenek olabilir.

Pek çok hastada tedavilerin bir­likte kullanılması (kombinasyon te­davisi) tamamen iyileşme şansı ve­rir. Bazı hastaların özellikle ameliyat ve yoğun ilaç tedavisi için hastane­ye yatırılması gerekebilir. Ancak pek çok hasta ayakta tedavi edilebilmek­tedir. Hastalar uygulanacak tedavi leri ve neden o tedavilerin önerildi­ğini bilmek ve anlamak ister.

TEDAVİNİN AMACI
Mümkün olan her durumda tedavi­nin amacı kanseri tamamen ortadan kaldırmaktır ve bu şimdi giderek da­ha çok sayıda kişi için gerçekçi bir beklentidir. Bunun bir nedeni kanse­re görece erken evrelerde tanı ko­nulması, bir nedeni de tedavilerdeki gelişmelerdir. Kanser çıkış bölgesiy­le sınırlı kaldıysa, sonuç genellikle mükemmeldir.

Ne var ki, bazı kanserlerin ilk saptandıkları sırada zaten geniş öl­çüde yayılmış olduğu açıkça görü­lürken, yalnızca bir bölgeyi etkilemiş gibi duran bazıları, aslında saptana­mayan mikroskobik metastazlar oluşturarak yayılmıştır. Genellikle bu kanserlerde sonuç daha olumsuz ol­sa da, sayısı giderek artan bir azın­lıkta iyileşme olasılığı vardır. Bunlar arasında Hodgkin hastalığı ve testis tümörleri gibi ilaç tedavisine çok iyi yanıt veren kanser tipleri ve başka kanserlerden mikroskobik olarak ya­yılan ve sıklıkla ilaç tedavilerine kar­şı duyarlı olan meme kanseri gibi kanser tipleri bulunur.

Tamamen iyileştirmeyi hedefle­yen tedavilere genellikle “radikal” adı verilir. Belirtilerin giderilmesini ya da yaşamın uzatılmasını hedefle­yen tedaviler ise “palyatif (hafifleti­ci) olarak tanımlanabilir. Kanser te­davileri genellikle mükemmel hafif leme sağlar. Bu şekilde kullanıldıkla­rında genellikle radikal tedavilere göre daha düşük yoğunlukta uygu­lanır ve bu nedenle hastalar tarafın­dan çok daha iyi tolere edilirler.

Tamamen iyileşme hedeflendi­ğinde, ciddi yan etki riski göze alı­nabilir. Ancak tamamen iyileşme olasılığı yoksa ve yan etkilerin hasta­lığa bağlı belirtiler kadar rahatsız edici olması çok mümkünse, güçlü tedavi uygulamanın pek anlamı yoktur. İşte bu nedenle tedavinin amacı daha başlangıçta açıkça orta­ya konulmalıdır. Öte yandan bir te­davinin palyatif olması, kansere kar­şı güçlü etkide bulunmayacağını göstermez. Gerçekten de, palyatif tedaviler kanserin küçülmesini ve kontrol edilmesini sağlayarak, bazı hastaların yıllar boyunca normal bir yaşam sürmesine olanak tanır.

Kanserde tedavi seçenekleri de­ğerlendirilirken ya da tedavi uygula­nırken, belirtilerin de dikkate alın­ması önem taşır. Tedavi bazı belirti­ler üzerinde yeterince etki göstermeyebilir ya da yavaş etkide bulu­nabilir. Neyse ki, kanser tedavisine . ek olarak ve kimi zaman da kanser tedavisi yerine kullanılabilecek ve belirtileri iyileştirmeyi sağlayan baş­ka pek çok yöntem vardır. Genellik­le oldukça basit yöntemlerle başarı sağlanabilse de, bazı hastaların daha fazla yardım ve desteğe gereksinimi olur. Hastanın aile doktoru, hastane­de kanser tedavisinden sorumlu doktorlar ve hemşireler gereksinim duyulan desteği verebilecek kişiler­dir, ancak bazı hastalarda belirtilerin daha uzmanlık gerektiren yöntem­lerle giderilmesi gerekir.

Palyatif tıp alanında uzmanlaşan doktor ve hemşirelerin sayısı gide­rek artmakta ve bu sağlık görevlileri evlerde, hastanelerde ya da bakı­mevlerinde hizmet vermektedir . Son yıllarda pal­yatif tıpta ve bakımevi benzeri ku­rumlardaki hizmetlerde yaşanan önemli gelişmeler, özellikle ileri ev­rede ya da tedavi edilmesi . mümkün olmayan kanser vakalarında yaşam kalitesinin büyük ölçüde artmasını sağlamıştır. Ancak palyatif bakımın, bazı tedavi edilebilir kanser vakala­rında da yararlı olabileceği unutul­mamalıdır: rahatsızlık verici inatçı belirtileri olan tüm hastalar, bu belir­tilerin nedeni ne olursa olsun, palya­tif bakım olanağından yararlanabilmelidir.

Doğru Tedavinin Seçilmesi
Tedavinizi planlar ve tartışırken dok­torunuz bunun sizin gereksinimleri­nize en uygun tedavi olduğundan emin olmak ister. Kanserlerin mik­roskop altındaki görünümleri, bo­yutları, yaygınlık dereceleri ve dav­ranışları arasında çok büyük farklılık­lar vardır. Ancak kanser tedavisinde yalnızca kanserin değil, hastanın da dikkate alınması gerekir. Kanserli hastaların hiçbiri fiziksel ya da psikolojik açıdan birbirinin aynı değildir. Hastanın özel sosyal koşulları da önemli olabilir. Tedavi . konusunda karar vermeden önce pek çok konu­nun dikkate alınması gerekir.

Yine de pek çok hasta, tedavinin oldukça tek tip olduğu belli sınıflara ayrılabilir. Son yıllarda tedavilerin daha çok standartlaştırılması hoş­nutlukla karşılanmaktadır. Böylelikle hastalara, belli kanser tiplerinde uz­man olanların görüş birliğiyle uygun kabul ettikleri tedavilerin verilmesi güvence altına alınmış olur. Uzman­lar sık sık bir araya gelip son araştır­ma bulgularını tartışarak “fikir birliği geliştirme toplantıları” düzenlemek­tedir. Bunun sonucunda, belirli kan­ser tipleri için en iyi tedavi yaklaşım­larını tanımlamaya çalışan kılavuzlar yayınlanmaktadır; bu kılavuzlar, sağlık bakım kalitesinde istenmeyen farklılıkların ortadan kaldırılmasında önemli rol oynamaktadır.

Tüm kanser tedavilerinde yan et­kiler vardır. Küçük ameliyatların, dü­şük dozlu radyoterapilerin ve her­hangi bir ciddi rahatsızlığa yol açma­yan bazı ilaçların yan etkileri azdır. Radyoterapi ya da kemoterapi kürleri sırasında işe devam edebilir ve nor­mal ya da normale yakın bir yaşam sürdürebilirsiniz. Yelpazenin öbür ucunda ise büyük ameliyatlar, son derece yoğun radyoterapi veya ilaç tedavileri vardır ve bunlar kişilerin hastalanmasına yol açabilir, hatta . kü­çük de olsa bir ölüm riski taşıyabilir.

Size önerilen tedavi büyük ölçü­de kanserinizin özelliklerine, konu­muna ve yaygınlığına bağlı olsa da, tek tek hastalarda tedavinin yarata­cağı risk ve potansiyel yararların dik­katle değerlendirilmesi önem taşır. Başka açılardan sağlıklıysanız ve kendinizi güçlü hissediyorsanız iyi­leşme şansını artıran, ancak rahatsız edici yan etkileri olan bir tedaviyi kabul edebilirsiniz. Gerçekten de, son derece ciddi tümörleri bulunan hastaların büyük bir kısmı, yalnızca küçük bir iyileşme şansı yakalamak ya da iyileşme şansını biraz artırmak için, hiç hoş olmayan tedavilere kat­lanmaya hazırdır. Ancak gerçekçi açıdan bakıldığında iyileşme şansı olmayan bazı kanserlerde, palyatif tedavinin olası avantaj ve dezavan­tajlarının dikkate alınması gereke­cektir. Yaşınız ve genel sağlık duru­munuz önemli etmenler olabilir; başka açılardan sağlıklı olan bir has­tanın, görece sağlıksız bir hastayla karşılaştırıldığında tedaviyle baş edebilme olasılığı daha yüksektir.

Şaşırtıcı gibi de görünse, bazı hastalarda en iyi seçenek özel olarak onlarda bulunan kanser tipini hedef­leyen bir tedavi uygulamamaktır. Ki­mi zaman bu seçim var olan tedavi­lerin bazı kanserlerde etkili olmama­sı ya da yarardan çok zarar verecek olmasına dayanır. Başka durumlarda ise, yıllarca çok az büyüyen ya da hiç büyümeyen ve yaşam kalitesi ve süresi üzerinde hemen hiç etkide bulunmayan bir kanser bulunduğun­dan tedavi uygulanmaz.

TEDAVİLERİN BİRLİKTE KULLANILMASI (KOMBİNE EDİLMESİ)
Son yıllarda kanserde daha iyi so­nuçlar alınmasının bir nedeni de fark­lı tedavi türlerinin dikkatli bir biçim­de birlikte kullanılmasıdır. Özellikle, ameliyatla tamamen çıkartılmayan mikroskobik kanser kalıntılarının yok edilmesi amacıyla, ameliyata ek ola­rak ilaç tedavisi ve radyoterapi daha sık kullanılmaktadır. Ameliyatın kan­seri tamamen temizlemeyi başara­maması, ameliyat bölgesinde kanser hücreleri kalmasından ya da metas­tazlardan kaynaklanır. Geri kalan kanser yalnızca mikroskobik boyut-lardaysa, radyoterapi ya da ilaçlarla veya her ikisiyle birlikte tamamen or­tadan kaldırılması olasılığı oldukça yüksektir. Bölgesel bir tedavi olan radyoterapinin etkisi de bölgeseldir; buna karşın, ilaçlar tüm vücudumuz­da etki gösterir. Esas tedavi türünün radyoterapi olduğu bazı kanserlerde, sıklıkla aynı anda uygulanan ilaç te­davisi de yarar sağlar.

Radyoterapi ya da kemoterapinin bu biçimde uygulanmasına “adjuvan” (yardımcı) tedavi adı veril­mektedir. Kimi zaman bu tedavi ameliyattan önce uygulanır ve ba­zen amaç ameliyatı mümkün kılmak ya da kolaylaştırmaktır. Örneğin ol­dukça büyük boyutlu meme tümörü olan kadınlarda cerrahın tüm meme­yi almasına gerek kalmaması için, ameliyat öncesinde tümörü yeterin­ce küçülten ilaçlar verilebilir. Benzer şekilde ameliyat öncesinde bir kür . radyoterapi, normal koşullarda ame­liyata uygun olmayan büyük bir rek­tum kanserinin çıkartılması olanağı sağlar.

Kanser Hizmetlerinin Düzenlenmesi
Özellikle ameliyat ya da kemoterapi uygulanacaksa, tedavi, bölgedeki bir hastanenin kanser biriminde ger­çekleştirilebilir. Ancak radyoterapi, daha uzmanlık gerektiren bir ameli­yat ya da yoğun kemoterapi uygula­nacaksa bu girişimleri uygulayabile­cek üniversite hastaneleri ile kanser merkezlerine gitmek gerekir.

Modern . radyoterapi için son de­rece pahalı aygıtlar kullanılmakta ve özel eğitimli personel görev yap­maktadır; bu nedenle kanser mer­kezlerinin büyük kasaba ya da kent­lerde toplanması mantıklıdır. Bazı ameliyatlar ve ilaç tedavileri için de aynı ölçüde özel tekniklere ve dene­yime gereksinim vardır. Bu nedenle tedavi için uzak mesafeler katetmek zorunda kalabilirsiniz, ama yine . de buna değer. Hastalığınız konusunda uzman birilerinin bakımınızı üstlen­diğini bilmek (özellikle de sizde az rastlanan türde bir kanser varsa) gü­ven vericidir.

Gözetim altında ya da belirli kanserlerin tedavisinde uzmanlaşmış doktorlar tarafından uygulanan te­davilerin daha başarılı olabileceğini düşündüren oldukça sağlam kanıtlar vardır. Günümüzde kanserler için uygulanan ameliyatların çoğu, bu alanda uzmanlaşmış cerrahlar tara­fından yapılmaktadır. Aynı durum kanser hastalarının tedavisinde yer alan ve cerrah olmayan doktorlar ve diğer personel için de geçerlidir.

Hastanedeki uzmanlar
Cerrahların dışında, genellikle aşağı­daki uzman doktorlar da kanserli hastaların tedavisinde görev alır.

•Onkologlar: Kanserde radyotera­pi ya da ilaç tedavisi konusunda uz­manlaşmış olan doktorlardır. Klinik onkologlar hem radyoterapi hem de ilaç tedavileri konusunda uzmanla­şırken, medikal onkologlar yalnızca ilaç tedavisi konusunda uzmandır.
•Hematologlar: Kan hastalıkları ko­nusunda uzman olan ve lösemi, ola­sılıkla da lenfoma ya da miyelom te­davisini üstlenirler.
•Palyatif bakım uzmanı: Özellik­le daha ileri evredeki kanserlerden kaynaklanan belirtilerin kontrol altın­da tutulması konusunda uzmanlaş­mış doktordur.

Genellikle en iyi tedaviye karar vermek için iki ya da daha fazla uz­man birlikte çalışır. Uzmanların her hastayı ayrı ayrı tartışmak için dü­zenli toplantılar yapmaları artık gün­delik bir uygulamadır. Bu “multidisipliner” yaklaşım genellikle farklı uzmanlık dallarından doktorları ve başta uzman hemşireler olmak üze­re diğer sağlık görevlilerini de içerir; böylelikle hastaların genel bakım standardının yüksek olması güvence altına alınır. İdeal koşullarda, kanser nedeniyle ameliyat edilecek çoğu hastada bir onkologdan görüş alın­malıdır. Size önerilmediyse bile, böyle bir talepte bulunabilrsiniz.

Genellikle kanserli hastaların te­davisini yukarıda tanımlanan uz­manlardan bir ya da daha fazlası üstlense de, başka uzmanlar da tedavi­de rol alır.

Patologlar: Dokuları mikroskop altında inceleyerek, kanser tanısını doğrulayan ve sınıflandıran doktor­lardır.
•Radyologlar: Röntgenleri ve ta­rama görüntülemelerini yaptırır ve yorumlar. Kimi zaman, röntgen ya da tarama görüntülemesi sırasında yapılması gereken bazı özel cerrahi biyopsileri ya da tedavileri uygula­yabilir.

Yardımcı görevliler
•Radyoterapi teknisyenleri: Bu
teknisyenler onkologların uygulan­masını istedikleri radyoterapiyi ver­me konusunda özel eğitim almışlar dır. Onkoloji alanında geniş bir eği­tim görürler ve sıklıkla bazı destek­leyici bakım hizmetleri de sunarlar veya düzenlerler.

Bunun dışında tedaviden sonra rehabilitasyon aşamasında fizyotera­pist, meslek terapisti ve diyetisyen gibi başka sağlık çalışanlarıyla da bağlantınız olabilir. Hastanelerdeki tıbbi sosyal yardım görevlileri mad­di olanaksızlık durumunda neler ya­pabileceğiniz ve nereye başvurabi­leceğiniz konusunda size yardımcı olacaktır.

Doktorlarla Iletîşîm
Durumunuzu görüşmek üzere bir doktora gitmek zorunda kaldığınız­da gergin ve kendinize güvensiz olabilirsiniz; ancak dinlemeniz kadar konuşmanız da önemlidir. Ne yazık ki iş yükü nedeniyle uzmanlar hasta­larına istedikleri kadar zaman ayıra­mıyor, bu nedenle elinizdeki zamanı en iyi biçimde kullanmanız gerekir.

Uzmanınız genellikle o anki belir­tiler, genel sağlık durumunuz, geç­mişteki tıbbi öykünüz ve kanser veya tedavisiyle ilgili özel kaygılarınız ko­nusunda bilgi edinmek isteyecektir. Hastalığınızla ilgili psikolojik ve sos­yal kaygılarınızı da dile getirmelisi­niz. Uzmanın sizinle ilgili güncel bil­gilere sahip olabilmesi için, aldığınız ilaçların paketlerini ya da şişelerini yanınızda getirmeniz iyi olur.

Daha önce açıklandığı gibi, tedavize ilişkin kararlar size özgü olacak ve doktorunuz belirli bir öneride bu­lunmadan önce duygularınızı öğren­mek isteyecektir. İlk ya da başlan­gıçtaki görüşmeler . büyük önem ta­şır, çünkü bu görüşmelerde testler ve sonuçları, tanı ve tedavi tartışılır. Bu aşamada aklınıza gelen her soru­yu sormalı ve tüm kaygılarınızı açık­lamalısınız. Sormak istediğiniz soru­ları unutmamanız için önceden bir kâğıda da yazabilirsiniz. Doktorunu­zun söylediklerini anlamadığınızda, açıklama istemekten çekinmeyin.
Hastaların ne kadarını bilmek is­tedikleri ve karar verme sürecine ne . ölçüde katılmak istedikleri noktasın­da farklılıklar vardır. Bir hasta her­hangi bir ayrıntılı soru sormaksızın açıklamaları ve tedavi konusundaki önerileri güvenle kabul ederken, bir diğeri daha katılımcı olmak ister. Doktorunuz önerilen tedaviyi, başarı olasılığını, olası yan etkileri ile iş ve yaşamınız üzerinde beklenen etkile­ri size açıklamaktan mutluluk duya­caktır.

Bazıları uzun vadede sonucun ne olacağını o sırada öğrenmemeyi ter­cih ederken, bazıları daha baştan ay­rıntılı istatistiksel bilgiler ister. Her hasta farklıdır. Doktorlar bunu bilir ve çoğu, kişisel gereksinimlerinize göre davranmaya çalışır; ama bil­mek istediğiniz şeyleri ve bazen de bilmek istemediklerinizi açıkça orta­ya koymadığınız sürece bunu yapa­mazlar.

Görüşme sırasında bir uzman doktorun söylediği her şeyi aklınız­da tutamayabilirsiniz. Bu nedenle yanınızda bir yakınınızı bulundurma­nız yararlı olabilir; iki hafıza, birden iyidir. Önemli soru ya da kaygıları daha görüşmenin başında dile getir­meniz iyi olur. Bazı hastalar kısa not­lar alma yoluna da gidebilir. Bazı hastalar ise konuşmayı kaydetmek ister; ancak bazı doktorlar bunu do­ğal iletişimi bozan bir etmen olarak algıladıklarından, kayıt için önceden izin almalısınız.

Tedavinin seyrine ilişkin raporların anlaşılmasıTedavinizin gidişini öğrenmek için doktorunuzla görüşüyorsanız, duru­mu tanımlamakta sıkça kullanılan ba­zı sözcükleri bilmenizde yarar vardır.
•Yanıt: “Yanıt” terimi tedavi sıra­sında ya da sonrasında kanserin kü­çülmesini tanımlamak için kullanılır. Bu tanımı kullanabilmek için genel­likle kanserde belirgin küçülme ol­ması gerekir. Vücutta hiç kanser be­lirtisi kalmadıysa buna tam yanıt adı verilir; yanıt kısmi de olabilir.
•Remisyon (gerileme): “Remis-yon” tanımı kanserin büyük oranda azaldığı, aktif görünmediği, ancak tamamen de yok olmadığı durum­larda kullanılır. Remisyon genellikle tedavinin sonucu olsa da, bazı kan­serler kimi zaman kendiliklerinden gerileyebilir.

Yineleme ya da nüks (rekürans, rölaps): Daha önce başarılı biçimde kontrol altına alınmış . kanserin yeni­den ortaya çıkmasını tanımlayan te­rimlerdir. Yineleme ilk tümör bölge­sinde olmuşsa “yerel” (lokal), me­tastazlara bağlı ise “uzak” olarak ta­nımlanır. Nükslerden sonra, özellikle iyileşme şansının hâlâ sürdüğü dü­şünülen durumlarda kansere karşı yeniden tedavi uygulanması sıklıkla önerilir, ancak kimi zaman bu yakla­şım hasta için en iyisi değildir. Bu konudaki karar büyük ölçüde hasta­nın özgül koşullarına bağlıdır.

İkinci görüş
Her zaman başka bir uzmandan ikin­ci görüş alma hakkına sahipsiniz. Kanserli hastaların tedavisiyle ilgile­nen uzmanlar, hastanın ikinci bir gö­rüşe niçin gerek duyabileceğini çok iyi anlar ve bu konuda sizi teşvik edebilir. Bazen, özellikle karmaşık ya da güç vakalarda, uzmanın ken­disi ikinci bir görüş alınmasını öne­rebilir.

Özellikle acil tedaviye gerek olan durumlarda, ikinci görüşün kısa sü­rede bildirilmesi önemlidir. İkinci görüşün uygun deneyim ve uzman­lığa sahip olan ve hasta hakkında gerekli tüm bilgilerin iletildiği biri­sinden alınması da önemlidir. Ancak ikinci görüşün birincisinden farklı ol­ması, ikincinin daha iyi olduğu anla­mına gelmez.

Tedavi için onay
Birçok kanser tedavisi türünden ön­ce genellikle hastadan bir onay bel­gesi imzalaması istenir. Bu onay, si­ze tedavinin olası riskleri konusunda gerekli tüm bilgilerin sözlü ya da ya­zılı olarak verilmesini de zorunlu kı­lar. Onay belgelerinin bir amacı has­taların riskleri bilmeden tedaviye başlamasına engel olmak, diğeri de uygun tedaviye rağmen yolunda gitmeyen şeyler olduğunda, hasta­neyi dava edilmekten korumaktır. Hastalar, . tüm tıbbi tedavilerin bazı kişilerde yan etkilere yol açabilece­ğini akılda tutmalıdır. Ciddi yan etki oluşma olasılığının genellikle çok düşük olduğunu anlamadan, elinize olası yan etkilerle ilgili bir liste veril­diğinde kaygılanabilirsiniz. Ne var ki, bazı kanser tedavileri diğerlerin­den çok daha güçlüdür ve zarara yol açma olasılıkları daha yüksektir. Bu nedenle bazı hastalarda doktorları­nın yardım ve önerileriyle, tedavinin görece yarar ve risklerinin (risk:yarar oranı) tartışılması iyi olur.

Kanser tedavilerinin büyük bölü­münde bu oran hasta lehinedir; yine de belli koşullarda yarardan çok za­rar verme olasılığı daha yüksek olan bazı tedaviler bulunduğu da kuşku­suzdur. Herhangi bir tedavi için evet demeden önce, olası risk ve yararlar . konusunda olabildiğince gerçekçi bilgiler edinmiş olmanız büyük önem taşır.

Kanser Önlenebilirmi?

Kanseri Önlemenin Çareleri Var Mıdır?

En iyi metot yılda bir veya iki defa genel sağlık kontrolü yaptırılmasıdır.Bu muayeneler arasında meydana gelebilecek olağandışı herhangi bir belirti için de,vakit kaybetmeden doktorunuza başvurun.Vücudun herhangi bir açıklığından beklenmedik bir kanamanın olması muhakkak surette bir kanser belirtisi değilse bile,doktora görünmeyi gerektirir.

Neden kanser oluruz?

Kanser Neden Meydana Gelir ?
Kanser bir değil.Birçok sebebi olan bir hastalıktır.Bazı kanserlerin;örneğin petrol ürünleri elleri muhafazasız çalışan işçilerin ellerindeki deride gelişen deri kanserinin nedeni gayet iyi bilinmektedir.Başka kanserlerin,yine tütün gibi kronik tahriş maddelerinden ileri geldiği zannedilmektedir.Bazı kanserlerin de,doğuşta mevcut olan ilkel hücrelerden geliştiği tahmin edilmektedir.Bunlar,sonraki yıllarda birbirine,uyarım ve tahrikle azıtırlar.Günümüzde birçok araştırmacı,birçok kanser türünün virüslerle ilgili olduğuna inanmaya başlamışlardır.

Çocuk nörolojisi

Çocuk nörolojisi
Bilinçli birer anne baba olarak bebeğinizi dikkatle takip etmelisiniz. Çünkü ancak böylelikle onların sağlık sorunlarına doğrudan katkıda bulunabilirsiniz. Özellikle de beyinle ilgili hastalıklar gibi endişe verici durumlarda…

Çocukluk çağı beyin ve sinir hastalıkları aslında sık görülen ama az bilgimizin olduğu hastalıklardır. Havalelerden, sara hastalığından korkulurken diğer beyin ve sinir hastalıkları gözden kaçar ve tedavisi gecikir.

Çocuklarda nöroloji az bilinen bir uzmanlık dalıdır. Özetle beyinle ilgili çocukluk çağı hastalıkları bu dalın konusudur. Burada özellikle havaleler, bayılmalar, gelişme gerilikleri, riskli bazı yeni doğanların izlenmesi, konuşamama, yürüyememe, dengesizlik, tikler ve kimi davranış sorunları ele alınır. Bu hastalarda altta yatan sebeplerin ortaya çıkması için ayrıntılı bir nörolojik muayene ve hikayenin değerlendirilmesi kadar çeşitli testlerin de uygulanması gerekir.

Çocuk nörolojisi erişkinlerden farklı olarak çok geniş bir hastalık yelpazesini kapsar. Bu hastalıklar ve tedavi yöntemleri ise kısaca şöyle sıralanabilir.

Havaleler sık tekrarlıyorsa

Febril konvulsion veya ateşli havale diye tabir edilen 6 ay ile 5 yaş arası çocuklarda görülen havaleler; eğer sık tekrarlıyor, uzun sürüyor, ailede başka hasta varsa ve nörolojik bozukluk bırakıyorsa çocuk nöroloğu tarafından takibe alınmalıdır. Söz konusu hastalar tetkik edilmeli ve koruyucu ilaç tedavisine başlanmalıdır. Ateşsiz olarak ortaya çıkan ve epilepsi (sara) olarak adlandırılan hastalıklı çocuklar ise; mutlaka takip altına alınmalı, belirli aralıklarla kontrol edilmeli ve uzun süreli ilaç tedavisi verilmelidir. Bu çocukların beyin tomografisi ve EEG ile takiplerinin yapılması gerekmektedir.

Doğum zor olmuş veya menenjit gibi enfeksiyon hastalıkları geçirilmişse

Doğum travması veya menenjit, ensefalit gibi enfeksiyon hastalıklarından sonra ortaya çıkan beyin hasarına bağlı kas güçsüzlükleri, beyin felci ile ortaya çıkan olgular ve spastik çocuklar dikkatle incelenmelidir. Bu çocuklar, fizik tedavi uzmanı ve çocuk nöroloğu tarafından beraberce izlemeli ve tedavileri ona göre düzenlenmelidir.

Bebeğiniz şayet erken doğmuşsa

Yoğun bakımda tedavi edilen prematüre doğan bebeklerin beyin gelişimlerinin normal gidip gitmediğinin takibi çok önemlidir. Bebeğin gelişimindeki aksaklıklar erken dönemde farkedilirse yapılacak tedavi ile sekel oranı çok aza indirilebilir. Yine doğuma bağlı beyinde sekel kalan hastalarda havale, kas güçsüzlüğü görülebilir. Bunların da sıkı bir fizyoterapist ve çocuk nöroloğu tarafından takibi gereklidir.

Konuşma ile ilgili sorunu varsa

Dört yaşına kadar belirgin konuşması olmayan, 2.5 yaşına kadar hiç kelime çıkaramayan çocuklar, beyin problemi olabileceği için, çocuk doktoru ve çocuk nöroloğu gördükten sonra ilgili diğer branşların kontrolünden geçmelidir.

Evliliğiniz eğer akraba evliliği ise

Özellikle akraba evlilikleri sonrasında daha sık görülen vücutta bazı zararlı maddelerin birikmesiyle ortaya çıkan metabolik hastalıklarda beyin harabiyeti de görülür. Hastalığın tanı ve tedavi basamaklarında çocuk nörolojisinin de önemli bir katkısı vardır.

Gebelikte bazı hastalıklar geçirilmişse

Gebelikte geçirilen kızamıkçık, toksoplazma gibi hastalıklar vücudun diğer organlarını etkileyebildiği gibi beyni de etkileyebilir. Böyle bebeklerde; havale, gözde katarakt, beyinde gelişmeme ve kireçlenme gibi bulgular saptanır. Tomografi, kan ve idrar incelemelerinin yanı sıra çocuk nöroloğunun da katkısı ile tanı konulur ve tedavi yönlendirilir.

Son olarak;

Eğer çocuğunuz zamanında oturmadıysa, yürümediyse konuşmadıysa, havale geçiriyorsa başka bir nedenle açıklanamayan zeka özrü varsa veya yukarıda bahsedilen durumlardan birisi mevcutsa mutlaka sizi uzun süreli takip edecek bir çocuk nöroloji uzmanına başvurulmalısınız.

KANSER NEDİR?

Kanser Nedir ?
tek bir hastalık değil­dir, pek çok değişik türü vardır. Bazı kanserler yıl­lar boyunca hemen hiç değişmeden kalabilir ve yaşam beklentisi üzerin­de etkisi olmaz. Buna karşın, tanı konulduktan kısa süre sonra ölüme yol açan bazı ender türleri de vardır. Nasıl enfeksiyon terimi basit soğuk algınlığından çıbana, sıtma­dan tüberküloza kadar tüm hastalık­ları içeriyorsa, kötü huylu (malign, habis) hastalık terimi de hem hasta­lığın davranışı hem de şiddeti açı­sından aynı ölçüde çeşitlilik gösterir; ancak tabii ki bulaşıcı değil­dir.
Kontrol Kaybı
İnsan vücudunda bir kesmeşeker büyüklüğündeki bir kütlede yaklaşık bin milyon hücre yer alır. Hücreler vücudumuzun ancak mikroskopla görülebilen küçük yapıtaşlarıdır. İn­san vücudundaki milyarlarca hücre­nin mükemmel bir uyum içinde işlevlerini yerine getirmeleri ve her hücrenin doğru yerde, amacına uy­gun şekilde davranması gerçekten de son derece şaşırtıcıdır. Hücrele­rin çoğunun yaşam süreleri sınırlıdır: yaşlılık ya da eskime ve aşınma gibi nedenlerden ötürü yitirilen hücrele­rin yerine her gün milyonlarca yeni­si üretilir.

Var olan hücrelerin “mitoz” adı verilen bir süreç sonucunda ikiye bölünmesiyle yeni hücreler üretilir. Erişkinlerde ölen ve bölünen hücre­lerin sayısı arasında normal olarak mükemmel bir denge vardır; çocuk­lar büyümekte olduklarından, du­rumları daha farklıdır. Normal olarak yitirilen hücrelerin yerine aynı sayıda hücre üretilir. Bu dengeyi kontrol eden mekanizmalar son derece kar­maşıktır. Kontrolün yitirilmesi hücre­lerin sayısında fazlalaşmaya ve tü­mör oluşumuna yol açabilir.

Ne var ki, tümörlerin ancak kü­çük bir bölümünün kanserli oldukla­rı da unutulmamalıdır. Tümörlerin çoğu normal ya da normale oldukça yakın, yerel hücre birikimleridir ve iyi huyludur (benign, selim). Siğiller bunun için iyi bir örnektir.
gelişiminde hücrelerin hem niteliği değişir, hem de sayısı artar.- kanserli hücrelerin görünüm ve davranışları da farklıdır. Daha sal­dırgan ve yıkıcı davranırlar ve nor­mal hücrelerden bağımsız hareket ederler. Çevre dokulara girip onları ele geçirme becerisi kazanırlar. Kimi durumlarda hücreler lenf ve kan da­marlarına da geçerek, ortaya çıktık­ları “birincil” (ilk) bölgeden başka bölgelere atlarlar. Bu hücreler za­manla lenf bezlerinde ve akciğer, karaciğer ve kemik gibi diğer organlarda “metastaz” adı verilen ikincil kütlelerin oluşmasına yol açabilirler.

Genler
Tüm hücrelerin davranışları merkezi kontrol birimleri olan çekirdekteki (nükleus) genler tarafından kontrol edilir. Her hücre çekirdeğinde yakla­şık 40,000 gen vardır. Genler “DNA” adındaki karmaşık bir kimyasal mo­lekülde kodlanmış olarak bulunan çok küçük, son derece yoğunlaştırıl­mış bilgi ve talimat depocuklarıdır. Çok sayıda gen bir araya gelerek an­cak mikroskopta görülebilen kısa şe­rit parçacıklarına benzeyen sarmallar oluşturur. Bunlar, birbirine eşler ha­linde bağlanan kromozomlardır; toplam 23 çift kromozom vardır.
İnsanlar ana rahminde tek bir hücreden gelişir. Bu ilk hücre, anne­nin yumurtalıklarından (överler) bi­rinde üretilen bir yumurtanın (ovu-mun), babanın testislerinden birinde üretilen bir sperm tarafından döllen­mesiyle oluşur. Hücre iki kardeş hücre oluşturacak şekilde bölünür; ardından bu hücreler de bölünerek toplam dört hücre oluşur. Birbirini izleyen bölünmeler sonucunda hızlı bir büyüme olur. Mitoz sırasında tüm genetik bilgi kopyalanır ve böy­lelikle gelişmekte olan mikroskobik organizmada (ya da embriyo) bulunan tüm hücreler kendi genetik materyeline sahip olur. Embriyonun gelişip önce “fetüs”ü ve sonuçta da yenidoğan bir bebeği oluşturması süreci boyunca aynı işlemler devam eder.

İlk hücrede bulunan genetik bil­giler, bu hücreden gelişecek olan in­sanın tüm fiziksel özelliklerini belir­ler. Ancak vücuttaki oluşum tamam­landıktan sonra, belirli bir hücredeki bu genetik bilgilerin çoğu artık gereksizleşir. Hücrenin tüm gereksin­diği yalnızca kendi özel işlevlerini yerine getirmekte kullanacağı bilgi­lerdir. Diğer işlevlerle ilgili talimatlar gereksizdir. Belli hücrelerde etkin durumda bulunan önemli bilgiler hücrelerin kendi davranış ve özellik­lerinin yanı sıra, bu hücrelerin oluş­turduğu dokunun özelliklerini de yönetir.

genleri
Normal hücrelerde bulunan ve “on-kogen” adı verilen özel genler var­dır; onkogenler ya uyur haldedir (hareketsiz) ya da hücrenin davranış ve bölünmesinde bir rol oynarlar. Örneğin tütün dumanı, mor-ötesi ışık ya da bazı virüslere bağlı DNA hasarı bu genlerde anormalliklere ya da “mutasyonlara” neden olarak, genin aktivitesinde artış ve anormal­likle sonuçlanır. Bu da hücrenin anti-sosyal bir tarzda davranmasına ve habisleşmesine (kanserleşmesine) yol açabilir.

Onkogenler yanında her hücrede ‘tümör baskılayıcı genler’ vardır ve bunların normal görevi bölünmeyi sınırlandırmaktır. Birçok kansere yol açan, tömür baskılayıcı bir genin ak-tivitesini azaltan hasardır.

Genler yalnızca habis oluşumla­rın gelişmesinde değil, kanserin da­ha sonraki davranışı ve tedaviye ya­nıtı üzerinde de kritik bir rol oynar. Örneğin bazı genler kanserlerin komşu dokuları ele geçirme ve vü­cudun başka bölgelerine yayılarak metastaz yapabilmeleri açısından önemli olan proteinlerin üretimin­den sorumludur. Başka genler ise hücrenin kendi kendisini uyaran “büyüme faktörleri” üretmesine yol açar ya da ilaçlarını etkisizleş­tirir. Hücrenin ölümü bile genetik kontrol altındadır. Genetik hasar hücrelerin ölmemesine de yol açabi­lir; bu hem gelişimi hem de kanserin radyoterapiye ya da ilaçlara direnci açısından önemli bir etmen olabilir.

oluşumu sürecinde, hüc­renin habis bir biçimde davranmaya başlamasından önceki ve sonraki birkaç yıl boyunca, bir dizi genetik bozukluk birikir. Kanserin başlama­sından sonra yeni gen mutasyonları olması, bazı kanserli hücrelerin di­ğerlerinden farklı davranmasına ne­den olabilir. Bu da, belirli bir evrede büyümenin yön değiştirmesine yol açabilir. Kanserin davranışı ve teda­vinin uzun dönemdeki sonucu, so­nuçta en fazla antisosyal özellik ser­gileyen hücrelere ve onları yok et­meyi hedefleyen tedaviye en fazla direnç gösteren hücrelere bağlıdır.

Çoğalma Hızı
Hücrelerin çoğu birkaç günde bir bölünürken, bazıları çok daha yavaş çoğalır. Neredeyse tüm kanserlerin tek bir hücredeki genetik bir anor­mallikten kaynaklandığı ve kes-meşeker büyüklüğündeki bir kütle­de yaklaşık bin milyon hücre bulun­duğu dikkate alınırsa, kanserlerin çoğunun görünür hale gelmesinden uzun bir süre önce başladığı anlaşılir. Tanı sırasında kanserlerin çoğu genellikle kesmeşekerden biraz da­ha büyüktür ve birçoğu yavaş yavaş büyüyerek 10-20 yıl boyunca var ol­muştur. Ancak, bir tümörün boyut­larının iki katına çıkması için gereken süre büyük değişkenlik gösterir. Bu ‘iki katına çıkma süresi’ birkaç gün ile birkaç yıl arasında değişebilir; an­cak en yaygın kanserlerin çoğunda bu süre ortalama 2-3 aydır.

Çoğalma hızı açısından önem ta­şıyan bir diğer etmen de, kanserin kendisini besleyecek yeni kan da­marları oluşumunu ne ölçüde uyarabileceğidir. Yeni kan damarı oluşu­munu engelleyen ilaçların geliştiril­mesiyle ilgili olarak günümüzde he­yecan verici araştırmalar yürütül­mektedir.

KANSER NEDİR?

KANSER NEDİR?

Konuyu Hazırlayan : Yük.Bio.Olcay Irmak

Vücudumuzda tüm organlar hücrelerden oluşur. Hücreler vücudumuzun en küçük yapıtaşlarıdır ve ancak mikroskopla görülebilirler.

Sağlıklı vücut hücreleri (kas ve sinir hücreleri hariç) bölünebilme yeteneğine sahiptirler. Ölen hücrelerin yenilenmesi ve yaralanan dokuların (vücut içi ve dışındaki) onarılması amacıyla bu yeteneklerini kullanırlar. Fakat bu yetenekleri de sınırlıdır. Sonsuz bölünemezler. Her hücrenin hayatı boyunca belli bir bölünebilme sayısı vardır. Sağlıklı bir hücre gerektiği yerde ve gerektiği kadar bölüneceğini bilir.

Buna karşın kanser hücreleri, bu bilinci kaybeder, kontrolsüz bölünmeye başlar ve çoğalırlar. Kanser hücreleri birikerek tümörleri (kitleleri) oluştururlar, tümörler normal dokuları sıkıştırabilirler, içine sızabilirler yada tahrip edebilirler. Eğer kanser hücreleri oluştukları tümörden ayrılırsa, kan yada lenf dolaşımı aracılığı ile vücudun diğer bölgelerine gidebilirler. Gittikleri yerlerde tümör kolonileri oluşturur ve büyümeye devam ederler. Kanserin bu şekilde vücudun diğer bölgelerine yayılması olayına metastaz adı verilir.

Kanserler oluşmaya başladıkları organ ve mikroskop altındaki görünüşlerine göre sınıflandırılırlar. Farklı tipteki kanserler, farklı hızlarda büyürler, farklı yayılma biçimleri gösterirler ve farklı tedavilere cevap verirler. Bu nedenle kanser hastalarının tedavisinde, var olan kanser türüne göre farklı tedaviler uygulanır.

Kanser hücreleriyle (pembe), lenfositlerin (sarı) savaşı.

Kanserin Nedenleri ?

Kanserin sebebi henüz kesin olarak bilinmemektedir. Kanser hastalığı için iki grup risk faktörü vardır. Kanser için risk faktörleri yaşam şekillerine, yaşa, cinsiyete ve aile öykülerine bağlı olarak değişir. Bir başka risk grubu ise çevresel faktörlerdir.

Sigara alkol kullanımı,

Uzun süre ve tehlikeli saatlerde güneş altında kalma,

Aşırı dozda röntgen ışınına maruz kalma,

Bazı kimyasal maddeler (katran, benzin, boya maddeleri, asbest v.b.)

Bazı virüsler

Hava kirliliği

Radyasyona maruz kalma,

Kötü beslenme alışkanlığı

Kanser Tehlikesinin 7 Habercisi

Kanserin belirti ve bulguları köken aldığı doku ve organlara göre değişir. Hatta bazen hiç belirti ve bulgu vermeden kontrol muayenelerinde kanser tanısı konulabilir.

Aşağıdaki belirtilere dikkat edin:

Rahim ve makattan gelen normal olmayan bir kanama veya akıntı

Memede veya vücudun herhangi bir yerinde ortaya çıkan şişlik ve sertlikler

İyileşmeyen yaralar

Uzun süreli ses kısıklığı ve öksürük

Yutkunma güçlüğü ve hazımsızlık

Ben ve siğillerde meydana gelen büyüme, kanama, renk değişikliği, yara…

Büyük ve küçük abdest yapmakta ki değişiklikler

Bu değişiklikler görüldüğünde bir hekime başvurmayı ihmal etmeyiniz….

EN SIK GÖRÜLEN KANSER TİPLERİ

Meme kanseri

Akciğer kanseri

Prostat kanseri

Mide kanseri

Kalın barsak kanseri

Rahim ağzı kanseri

KENDİ KENDİNİZİN BEKÇİSİ OLUN

Önce kanserden korkmamayı öğrenmeliyiz. Korku doktora gitmeyi önler ve hastalığın iyileştirilmesini engeller. Hastalık belirtilerini yorumlamak yalnızca doktorların görevidir. Kanserin belirtilerini bilmek bu belirtilerin herhangi birini hissettiğimizde derhal doktora başvurmak şarttır. Hiç rahatsızlık duymasak da yılda bir kez mutlaka genel kontrolden geçmeliyiz. Kanserin iyileştirilir bir hastalık olduğunu unutmamalıyız. İyileşme oranı kanserin erken teşhisi ile doğru orantılıdır.

1. Akciğer Kanseri;

· Uzun süre devam eden öksürük

· Öksürürken kan gelmesi

Nefes darlığı

Akciğer kanserini önlemek için sigarayı bırakın ve sigara içilen kapalı ortamlardan kaçının.

2. Cilt Kanseri;

· İyileşmeyen yara

· Ben ve siğillerde şekil, renk değişikliği

· Ani oluşan ben ve siğiller

Tehlikeli saatlerde güneşlenmeyin, mutlaka yüksek koruma faktörlü güneş kremleri kullanın.

3. Meme Kanseri;

· Memede ele gelen sertlik

· Meme başında içeri doğru çekilme

· Meme başında akıntı

· Meme şeklinde ki değişiklikler

Aylık olarak kendi kendinize meme muayenesi yapın, düzenli olarak mutlaka doktora gidin.

4. Ağız Kanseri;

Düzenli muayene ile diş hekiminiz ve doktorunuz ağız kanserini saptar

5. Rahim Kanseri;

· Menopozdan sonra olan kanamalar

· Nedeni belli olmayan vaginal akıntılar

· Bir aydan fazla devam eden adet kanaması, düzensizlikler veya anormal kanamalar

· Karında şişlik

Düzenli olarak PAP smear testi yaptırın ve pelvik muayene olun.

6. Kolon Kanseri;

· Makattan gelen kanama ve dışkılama alışkanlıklarının değişmesi

· Karın ağrısı

· Karında kitle

· Kilo kaybı

Sağlıklı ve dengeli beslenmeye dikkat edin. Az yağlı, bol lifli (sebze, meyve, kepekli unla yapılmış yiyecekler) besinleri tercih edin.

7. Prostat Kanseri;

· Sık sık (özellikle geceleri) idrara kalkma

· Kesik kesik, ağrılı ve sızılı idrar yapma

· İdrar kesesini tam boşaltamama hissi

· İdrar tutmada güçlük

· İdrar akış gücünde azalma

Hiçbir şikayeti olmasa da 45 yaş üzerinde her erkek, senede bir defa, PSA (prostat spesifik antijen) kan testi yaptırmalıdır.

KANSERDE ERKEN TANI

Tedavi şansını artırır

Tedaviyi kolaylaştırır

Tedavi giderlerini azaltır

Doku ve organ kaybını önler

Sakatlık bırakmaz

HAYAT KURTARIR

Günümüzde, milyonlarca insan kanserli yada kanseri tedavi edilmiş olarak yaşamaktadır. Kanser tanısı ne kadar erken konursa, tedavisi o kadar erken başlar ve kanser tedavisi ne kadar erken başlarsa tedavinin başarıya ulaşma şansı da o kadar yüksek olur.

Kaynaklar

American Cancer Society

Cecil Textbook of Medicine

National Foundation for Cancer Research

National Cancer Institute

T.C Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanlığı

Türkiye Kanserle Savaş Vakfı

Türkiye Kanser Derneği

Göğüs Kanseri Dayanışma Grubu

Cilt kanserleri

Cilt kanserleri
Cilt kanserleri kolayca görülme olanağı olduğu için erken teşhis edilebilir. Gerek bu durum ve gerekse de tümörün karakteri nedeniyle cilt kanserleri tedavide başarılı sonuçlar veren kanser türleri arasındadır.

Eğer cildinizde daha önceden bulunan bir ben veya benzeri kitlede değişiklik fark ederseniz veya iyileşmeden uzun süre kalan bir yara oluşursa tercihan deri hastalıkları uzmanı bir doktora basvurun.

Cilt kanserlerinin oluşumunda genetik yatkınlık (açık renk cilt, mavi göz, sarı veya kızıl saç ), kimyasal kirlilik ve röntgen ışınları etkisi de rol oynamakla beraber , yüzde 90′ından fazlası, sürekli olarak güneşin ultraviyole (UV ) ışınlarına maruz kalan bölgelerde olur.

Cilt kanserleri hücre karakterlerine göre, farklı isimler alır.

Bazal Hücreli Karsinom

Belirtileri :

Yüzde, kulakta veya boyunda inci gibi kabarıklıklar.

Göğüste veya sırtta düz, ten rengi, kahverengi lekeler.

Ağrısız bir şişlik veya düz bir yara oluşur. Bu yara veya şişlik birkaç ay sonra açık yara haline gelir, yavaş yavaş büyür ve hiç bir zaman iyileşmez.

Bazal hücreli karsinom lokal bir tümör olarak kalır. Tıbbi müdahale yapılmazsa çevre dokulara ve derindeki organlara yayılabilir.

Tedavi:
Teşhis tümörden yapılan biyopsi ile konur. Tedavi, kanserin büyüklüğü, derinliği ve bulunduğu yere bağlı olarak değişir. Kazıma, koterizasyon (elektrikle yakma), cerrahi çıkarma, radyoterapi (röntgen ışını vermek) kullanılan yöntemlerdir.

Tedavi sonrasında nüksler (tekrarlama) açısından düzenli kontrol yapılmalıdır.

Skuamöz Hücreli Karsinom

Belirtileri :

Yüzde, kulaklarda, boyunda, el veya kollarda sert kırmızı kabarık veya düz ( yassı) yara

Derinin üst tabakası olan epidermis tabakasının orta bölümünden kaynaklanır. Kötü huyludur. Lenf düğümleri, iç organlar başta olmak üzere başka yerlere atlayabilir. Tümör başlangıçta ağrısızdır. Yara haline gelip hiç iyileşemeyecek duruma girerse ağrı olabilir.

Normal bir ciltte bir yara veya yanık ya da kronik bir iltihap alanında başlayabilir. Oluşumunda güneş önemli faktördür. En büyük sıklıkla devamlı olarak güneş ışığına maruz kalan yerlerde olur. Genetik yatkınlık vardır. En çok 50 yaşından sonra başlar.

Tedavi :
Teşhis için lezyondan biyopsi yapılır. Erken tedavi edilirse iyileşme oranı yüzde 95′dir. Tekrarlamalar açısından düzenli kontrol gerekir. Güneş ışığından korunmalıdır.

Habis Melanom

En ölümcül fakat en az görülen cilt kanseridir. Yüzde 70 kadarı normal ciltte oluşur. Yüzde 30′u daha önceden mevcut bir benin aniden değişmesiyle ( renk ve büyüklük değişikliği, kaşıntı, ağrı, kanama, şişme gibi) oluşur.

Belirtileri :

İlk olarak çevredeki dokuya yayılır. Yüzeyel yayılımdan çok derinliği önemlidir.Yüzeyel safhada yakalanırsa iyileşme olasılığı fazladır.

Tedavi edilmezse cildin diğer bölgelerine, lenf düğümlerine, iç organlara atlar.

Melanomun en büyük nedeninin güneş ışığı olduğu düşünülmektedir. Açık renk cilt daha duyarlıdır.

Erken safhada derhal tedavi etmek vakaların yüzde 85′inde iyileşme sağlar.Tümör derine indikçe tedavide başarı yüzde 30 gibi oranlara düşer.

Tedavi :
Tümörün cerrahi olarak çevresindeki büyük bir cilt bölümüyle çıkarılması ve ayrıca o kısımla bağlantılı lenf düğümlerinin de çıkarılması gerekir. Diğer tedavi yöntemleri arasında kemoterapi (kanserin ilaçla tedavisi) ve immünoterapi (bağışılık tedavisi) bulunur. Tedavi sonrası düzenli takip ihmal edilmemelidir.

Kaposi Sarkomu

Kaposi sarkomu, lösemi ve lenfoma gibi diğer kanserlerle birlikte görülen habis bir durumdur. AIDS hastalarında da sık görülür. Hızlı ve yavaş gelişen türleri vardır. Hızlı gelişen türünde cildin herhangi bir yerinde kırmızı mor nodüller(kabartılar) vardır. Yavaş gelişen tipde ayak parmağı veya bacakta koyu mavi veya mor-kahverengi şişlikler görülür. Lenf düğümlerine ve iç organlara atlayabilir.

Tedavi :
Biyopsi ile teşhis konduktan sonra radyoterapi ve kemoterapi yapılır.

.